Özgün Metin

Vezin: Fâilâtün Fâilâtün Fâilün

Gel bu ‘ilm ḳalbe sa‘y et gün-be-gün
Ẓâhiren olmaz alıp dilden ṣatun
Şeyḫine rabṭ et oḳu ‘ilm-i ledün
Ḳalb-i mir’âta ṭulû‘ eyler bütün
Yoḳ bu ‘ilmin mektebi bil ṣadr-ilen
Ṣûretâ bir ḫâ˘cedan yâ-meşḳ-ilen
Bî-ḥurûf ṣavt oldu dilde ‘aşḳ-ilen
Oḳudur bir şeyḫ-i kâmil ḳalb-ilen
Bil budur aṣl-ı ‘ulûmuñ evveli
Ẓâhiriñ yoḳ bunda cüz’î medḫali
Kendi ümmî gördügüm çoḳdur velî
Lâkin ammâ ‘ilm-i bâṭın ekmeli
Bir nebî gitmiş degildir mektebe
‘İlm-i bâṭın-len erişti vaḥdete
Bir delîl olsa cenâb-ı ‘izzete
Vâṣıl olmaz mı kişi ol-vuṣlete
Emr u nehyi ṭutsa bir kes bilse farż
Ḥaḳḳ’a ṭâlib olsa ṣoñra bi-ġaraż
‘Aşıḳ-âne eyle Allâh’ı ‘arż
Hiç icâb etmez aña bir i‘tirâż
Ẕâtını ‘arz etse bir ‘abd-i ẕelîl
Bil münezzehdir buḫulden ol celîl
Sen hemen muḥkem ṭutup ṭur bir delîl
Cümleden erḥam raḥîmdir ol cemîl
Bil meşîḫat şarṭ degildir ‘ilm-ilen
‘Âmil olmaḳdır şerî‘at naḳl-ilen
‘İlm-i ḥâlin ögrenürse nuṣḥ-ilen
Pes olur tevfîḳ-i ẕâtı Ḥaḳḳ-ilen
Var velî ḥaml etme böyle cehline
Git edîbâne naẓar ḳıl ḥilmine
İnṣafâne bir göñül ṭut ḳalbine
Baḳ seniñ ‘ilminle anıñ ‘ilmine
Şems-i Tebrîzî ‘ulûm-ı ẓâhiri
Görmeden bulmuştu ‘ilm-i bâṭını
Bil Celâleddîn-i Rûmî bâhiri
Bâtınen gösterdi ilm-i ṭâhiri
Mollâ Câmî naḳl eder bir kâmili
Kendi ümmî var mürîd-i ‘âlimi
Oḳudur ol şeyḫe ‘ilm-i ẓâhiri
Şeyḫ aña bildirdi ḥâl-i bâṭını
Sende ‘ilmiñ-ilen mürîd olsañ güzel
Hep enâniyyet işiñ dâ’im cedel
Yoḳ saña bundan naṣîb ‘ilm-i ezel
Neylesin şeyḫ vermeyince lem yezel

Günümüz Türkçesiyle

1. Gel, bu kalp ilmine gün be gün çalış; (o) zâhiren dilden alıp satmakla olmaz.

2. Şeyhine bağlan, ledün ilmini oku; (o ilim) kalp aynasına bütünüyle doğar.

3. Bil ki bu ilmin mektebi göğüsle yoktur; görünüşte bir hocadan ya da meşkle (alınmaz).

4. Aşkla dilde harfsiz bir ses oldu; onu kâmil bir şeyh kalple okutur.

5. Bil ki ilimlerin aslının ilki budur; zâhirin bunda zerre kadar payı yoktur.

6. Ümmî (okuma yazma bilmeyen) çok velî gördüm; lâkin bâtın ilminin en kâmilidir.

7. Bir nebî mektebe gitmiş değildir; bâtın ilmiyle birliğe erişti.

8. İzzet sahibinin katına bir kılavuz olsa kişi o kavuşmaya ermez mi?

9. Bir kimse emir ve yasakları tutsa, farzı bilse, sonra garazsız Hakk'ı arasa,

10. âşıkça Allah'a arz eyle; ona hiçbir itiraz gerekmez.

11. Zelil bir kul (kendi) zâtını arz etse, bil ki o Celîl cimrilikten münezzehtir.

12. Sen hemen bir kılavuzu sıkıca tutup dur; o güzel, herkesten merhametli, Rahîm'dir.

13. Bil ki şeyhlik için ilim şart değildir; (şart) nakille şeriatla amel etmektir.

14. Nasihatle ilm-i hâli öğrenirse, sonra Hak ile zâtın muvaffakiyeti olur.

15. Velî vardır, böyle (görünüşünü) cehline yorma; git, edeple onun hilmine bak.

16. İnsafla kalbine bir gönül tut; bak senin ilminle onun ilmine.

17. Şems-i Tebrîzî zâhir ilimlerini görmeden bâtın ilmini bulmuştu.

18. Bil ki parlak Celâleddîn-i Rûmî, zâhir ilmini bâtınen gösterdi.

19. Mollâ Câmî bir kâmili nakleder: kendisi ümmî, âlim bir mürîdi var.

20. O (mürîd) o şeyhe zâhir ilmini okutur; şeyh de ona bâtının hâlini bildirdi.

21. Sende de ilminle mürîd olsan güzel; (ama) işin hep benlik, daima tartışma.

22. Sana bundan, ezel ilminden nasip yok; Lem-yezel (Allah) vermeyince şeyh ne yapsın.

Edebî ve Tarihî Yorum

Kalp İlmi ve Zâhir İlmi

Kitabın sonundaki terceme-i hâlde şairin kendisi hakkında söyleyecekleri, neşirde 572-593 numaralı bu yirmi iki beyitte önceden açıklanmış gibidir: orada zâhirî ilimleri okumadığını, mürşidinden başka hocası olmadığını itiraf eder. Burada aynı durumu bir ilke olarak savunur: “Bil meşîḫat şarṭ degildir ‘ilm-ilen.” Başlık da bunu söyler: kalp ilimlerine özendirme ve zâhir ilminin şeyhlik için şart olmayışı.

Şairin delilleri tanıdık örneklerdir. Peygamber mektebe gitmemiştir; ümmî velîler bâtın ilminde en kâmildir; Şems-i Tebrîzî zâhir ilimlerini görmeden bâtın ilmini bulmuştur; Mollâ Câmî, kendisi ümmî olduğu hâlde âlim bir mürîde sahip olan, mürîdinden zâhir ilmini öğrenip ona bâtını bildiren bir kâmili anlatır. Şems ve Mevlânâ beyitleri, Şensöz'ün eserde anılan şahsiyetleri tanıttığı kısımda açıklanır. Üçüncü ve dördüncü beyitlerde bu ilmin “bî-ḥurûf ṣavt”, harfsiz bir ses olduğu ve göğüsten, ezberden alınamayacağı söylenir.

Ancak şair zâhir ilmini tamamen dışlamaz. On üçüncü ve on dördüncü beyitler şartı açıkça koyar: şeyhlik için gereken, şeriatla amel etmek ve “ilm-i hâl”, yani günlük dinî bilgiyi öğrenmektir. Son beyitler ilmine güvenip benlikle tartışan âlime seslenir: ilminle mürîd olsan güzel olurdu, ama Allah vermedikçe şeyh ne yapsın.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar