Özgün Metin
Vezin: Fâilâtün Fâilâtün Fâilün
Sen murâḳıb ol aḥadiyetde bil
Feyż-i Rabbânî eder iḥyâ-yı dil
Gel nefyü is̱bât bunuñla bir degil
Bunda efzûndur aḫî feyż-i celîl
Eyleyim ta‘rîf saña bu derse baḳ
Hep leṭâ’if üzre nâzil feyż-i Ḥaḳ
Bir tefekkürden ‘ibâret zât-ı Ḥaḳ
Bilme Ḥaḳ’dan ġayrı yoḳ elden bıraḳ
Bir olan Ḥaḳ’dan leṭâ’if ḳalbe cân
Feyż-i Rabbânî vürûdın bil hemân
Bir tefekkür üzre olmaḳ sâlikân
Böylece meşrûṭa ḳıldı mürşidân
Râbıṭa yoḳ bunda şeyḫe bilmiş ol
Ḥaḳ dâ’im bil seniñle ṭoġrı yol
Ẕikirden evvelce ‘âdet oldu şol
Râbıṭa eyle müyesser feyże ol
Var ma‘iyyetde velâyetden ümîd
İstiḳāmet etse olmazsa ba‘îd
Bunda da‘vet ceẕb-i Mevlâ’dan keşîd
Bu maḳāmâtda tecellî var şedîd
Evvelâ bâb-ı velâyetdir bu bâb
Erdi ġāyetle tecellî gitdi ḫâ˘b
Ẕevḳ-i vicdân buldu oldu kâm-yâb
Ḳalmadı göñlünde Ḥaḳ’dan ġayri nâb
Oldu sâlik bunda ġāyet neş’e-yâb
Diñle var keşf u keramet bî-ḥisâb
Ġam yemez bir şey için ol cevâb
Olsa bu ‘âlem ḫarâb ender ḫarâb
Aḳrabiyyetde olur kübrâ ‘ayân
Ḥaḳ ḳalır göñlünde bâḳi hep yalan
Bu velâyet enbiyâdır bil hemân
İttibâ‘ı sünnetle ḥâṣıl bî-gümân
Hiç fütûr etmez anın göñlünde kes
Lî me‘allâh oldu gitdi ḫâr u ḫes
Ġaflet etmez Ḥaḳ-ilen her bir nefes
Bildi ol Allâh bes ü bâḳī heves
Ḳalmadı âyine-i dilde ġubâr
‘Âlemiñ yoḳ vârlıġı-çün iftiḫâr
Hem tecellîyyât edip perver-digâr
Gitdi yâr u aġyâr ḳaldı Kirdgâr
Bu velâyet evvelâ olmaz ḳıyâs
Bunda evvelden ziyâde ḥaḳ-şinâs
Erdi mürşid-ilen kemâle iş bu nâs
Bî-delîl olmaz kemâlât in‘ikâs
Bunda ‘aşḳu’llâh ki oldan füzûn
Ba‘żılar ẓan eyledi olmuş cünûn
Çünkü ‘aşḳu’llâh-ilen yandı derûn
Çün bu ḥâli bilmedi ehl-i birûn
Var bu kübrâda kemâlât-ı Ḫudâ
Keşf olur ḥâlât-ı sırr-ı Enbiyâ
Ḳalb-i mir’ât oldu anda aṣiyâ
Ẓâhir oldu Kâ’inât-ı Kibriyâ
Şimdi ‘ulyâdan beyân edem saña
Oldu tâ fevḳ’at-tecellî bil aña
Diñle ta‘rîf eyleyem bir bir saña
Hep melâ’ikler ḳıyâm etdi aña
Bu velâyet ġāyet oldu ‘âlîyât
Ḥaḳḳ-ile ḥaḳ oldu buldu feyż-i ẕât
Hem aña âyine oldu kâ’inât
Ḥaḳ göründü ḳalmadı bir müşkilât
Var bunuñ fevḳinde Ḥaḳḳ’ıñ ni‘meti
Hem fenâ fi’llâh beḳādır ‘izzeti
Vehbidir kesben muḥâl bu devleti
Her velî bulmaz bu feyż-i nisbeti
Hem fenâ fi’llâh beḳānıñ evveli
Buldu bu ḥâli bu ümmet ekmeli
Sa‘y-ilen olmaz velî var medḫali
Mevhibe bulmaḳ muhâl her bir velî
Gel bu ġavs̱iñ ḥallerinden al ḫaber
Kim buña vâṣıl olur ḳalmaz sefer
Hep anıñ emrinde ‘âlem bahr u ber
Onsekiz biñ ‘âleme imdâd eder
Fehm olunmaz bunlarıñ aḥvâlleri
Ḥâle taḥvîl oldu gitdi ḳālleri
Gizlenip ḫalḳdan bütün aḳvâlleri
Derk-i idrâkdan müberrâ hâlleri
Evveli seyr-i ila’llâhdır maḳām
Seyr-i fî’llâh oldu bundan ne muntaẓam
Oldu hem seyri ‘ani’llâhda ḳıyâm
Seyri fi’l-eşyâda hem ġavs̱ü’l ‘ıẓâm
‘Afv olup ‘isyân-ı sâbıḳ seyyi’ât
Ḳalmadı göñlünde Ḥaḳ’dan ġayri ẕât
Keşf olup bir an içinde mümkinât
Oldu rûḥânî Ḫudâ’dan iltifât
Günümüz Türkçesiyle
1. Sen ehadiyette (birlik) murakabe eden ol, bil; Rabbânî feyiz gönlü diriltir.
2. Gel, nefy ve isbat bununla bir değildir; kardeş, burada yüce feyiz daha fazladır.
3. Sana tarif edeyim, bu derse bak: Hakk'ın feyzi hep letâif üzerine iner.
4. Hak zât bir tefekkürden ibarettir; Hak'tan başkasını bilme, (başkasını) elden bırak.
5. Bir olan Hak'tan letâife, kalbe, cana Rabbânî feyzin geldiğini hemen bil.
6. Sâliklerin bir tefekkür üzere olmasını mürşidler böylece şart kıldı.
7. Bil ki burada şeyhe rabıta yoktur; bil ki Hak daima seninledir, doğru yol budur.
8. Zikirden önce şu âdet oldu: rabıta eyle ki feyiz kolaylaşsın.
9. Maiyyette (Allah'la beraberlikte) velâyetten ümit vardır; istikamet ederse uzak olmaz.
10. Burada davet, Mevlâ'nın cezbesiyle çekilmektir; bu makamlarda şiddetli tecellî vardır.
11. Bu kapı önce velâyet kapısıdır; (sâlik) son derece tecellîye erdi, uyku gitti.
12. Vicdan zevkini buldu, muradına erdi; gönlünde Hak'tan başka bir saf (şey) kalmadı.
13. Sâlik burada son derece neşelendi; dinle, sayısız keşif ve keramet vardır.
14. Bu âlem harap içinde harap olsa, cevap şudur: bir şey için gam yemez.
15. Akrabiyyette (Allah'ın yakınlığında) büyük velâyet açığa çıkar; gönlünde Hak kalır, gerisi hep yalandır.
16. Bil ki bu velâyet peygamberlerin velâyetidir; kesinlikle sünnete uymakla hâsıl olur.
17. Onun gönlünde kimse fütur etmez; “Lî me‘allâh” oldu, diken ve çerçöp gitti.
18. Her nefeste Hak'tan gaflet etmez; Allah'ı bildi, yeter; gerisi heves.
19. Gönül aynasında toz kalmadı; âlemin varlığı için bir övünç yoktur.
20. Rab tecellîler edip yâr da ağyâr da gitti, Yaratıcı kaldı.
21. Bu velâyet öncekiyle kıyas olmaz; burada (sâlik) öncekinden fazla Hakk'ı tanıyandır.
22. Bu insanlar işi mürşid ile kemâle erdi; kemâlât kılavuzsuz yansımaz.
23. Burada Allah aşkı öncekinden fazladır; bazıları (onu) delilik olmuş sandı.
24. Çünkü içi Allah aşkıyla yandı; dışarıdakiler bu hâli bilmediler.
25. Bu büyük velâyette Allah'ın kemâlâtı vardır; peygamberlerin sırrının hâlleri keşfolur.
26. Kalp orada en saf ayna oldu; ululuk sahibinin kâinatı göründü.
27. Şimdi sana ulyâdan (yüce velâyetten) söz edeyim; bil, o tecellînin üstünde oldu.
28. Dinle, sana bir bir tarif edeyim: bütün melekler ona kıyam etti.
29. Bu velâyet pek yüce oldu; Hak ile hak oldu, zâtın feyzini buldu.
30. Kâinat da ona ayna oldu; Hak göründü, bir müşkül kalmadı.
31. Bunun üstünde Hakk'ın bir nimeti vardır: Allah'ta fenâ, bekânın izzetidir.
32. Bu devlet vehbîdir (bağıştır), kesbî olarak (çalışarak) imkânsızdır; her velî bu feyiz nispetini bulmaz.
33. Allah'ta fenâ, bekânın başlangıcıdır; bu hâli bu ümmetin en kâmili buldu.
34. Çabayla olmaz, ama girişi vardır; bu bağışı bulmak her velî için imkânsızdır.
35. Gel, bu gavsın hâllerinden haber al; buna ulaşanın yolculuğu kalmaz.
36. Denizi karasıyla âlem hep onun emrindedir; on sekiz bin âleme yardım eder.
37. Bunların hâlleri anlaşılmaz; sözleri hâle dönüştü, gitti.
38. Bütün sözleri halktan gizlenmiştir; hâlleri anlayışın kavrayışından uzaktır.
39. İlk makam “seyr ilallah”tır (Allah'a yolculuk); bundan “seyr fillâh” (Allah'ta yolculuk) oldu, ne düzenli.
40. “Seyr ‘anillâh”ta (Allah'tan yolculuk) da kıyam oldu; “seyr fi'l-eşyâ”da (eşyada yolculuk) da büyük gavs.
41. Önceki isyanı ve kötülükleri affolundu; gönlünde Hak'tan başka zât kalmadı.
42. Mümkün varlıklar bir an içinde keşfoldu; Allah'tan ruhanî iltifat oldu.
Edebî ve Tarihî Yorum
Murakabeler ve Velâyet Basamakları
Ehadiyyet, maiyyet, akrabiyyet ve muhabbet, Nakşibendî-Müceddidî yolunda sırayla yapılan murakabelerin adlarıdır: Allah'ın birliğini, beraberliğini, yakınlığını ve sevgisini tefekkür. Kitabın en uzun ve en kuramsal mesnevî bölümü olan bu kırk iki beyit (neşirde 594-635), başlığına göre “murâḳabe-i eḥadiyyet ve ma‘iyyet ve aḳrabiyyet ve muḥabbet”te ortaya çıkan bâtınî hâlleri ve ilâhî tecellîleri anlatır. Kitabın sonundaki mensur murakabat bölümü bunları düzyazıyla da açıklar.
Şair her murakabeyi bir velâyet derecesine bağlar. Ehadiyyet murakabesinde rabıta yoktur, sâlik yalnız Hakk'ın kendisiyle olduğunu tefekkür eder; maiyyet “velâyet kapısı”dır; akrabiyyette “velâyet-i kübrâ”, peygamberlerin velâyeti açığa çıkar; ardından “velâyet-i ‘ulyâ”, meleklerin kıyam ettiği yüce velâyet gelir. En üstte fenâ fillâh ve bekâ bi'llâh vardır ve şair bunun “vehbî”, yalnız bağışla elde edilen bir devlet olduğunu, çalışmayla kazanılamayacağını söyler. Bu sıralama, İmâm-ı Rabbânî'nin sistemleştirdiği Müceddidî velâyet basamaklarının manzum bir özetidir.
Bölümün son beyitleri dört seyri sayar: seyr ilallah, seyr fillâh, seyr ‘anillâh ve seyr fi'l-eşyâ. Yirmi altıncı beyitte kalp “en saf ayna” olur ve kâinat orada görünür; otuzuncu beyitte kâinat da velîye ayna olur. Ayna imgesi, şairin mahlasına yine bu yüksek basamaklarda yerleşir.
Kaynakça
- Abdurrahman Şensöz, 19.yy. Nakşî Halidî Şeyhi Süleyman Amasî ve Manzûm Ahlâk Kitâbı, Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2017, s. 203-208 (Âdâbü'l-müeddeb çeviriyazısı, beyit 594-635; yazma: Amasya Beyazıt Yazma Eser Kütüphanesi 05 Ba 1286, vr. 31a-32b). https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5C/408DCD06-CF9A-5D4D-832B-41B0A7DCB7D3.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






