Özgün Metin

Vezin: Fâilâtün Fâilâtün Fâilün

Bil velîyu’llâh için yoḳdur memât
Ölmeden öldü bulup sırr-i ḥayât
Bildigiñ ölmek ölümden ḫâricât
En ḳatî ölmek ki tâ ḳable’l-memât
Ḥay ṣıfâtından tecellî ḳılsa Ḥaḳ
‘Abd olur ḥayy-ı beḳāya müsteḥâḳ
Ol tecellîde dese mevtâya ḳalḳ
Ḥayy olur mevtâ o an ḳalḳar ayaḳ
Bu tecellî ḥâlde fenâ fî’ṣ-ṣıfât
Hep fenâ fi’ẕ-ẕâtda buldular necât
Tâ olur ṣoñra beḳā bi’llâh o ẕât
Her maḳāmâtdan beḳādır ‘âlîyât
Çün velâyetden eden çok ‘avdeti
Bir tenezzül-ilen bulan var şehveti
Lîk olup başḳa beḳā keyfiyyeti
Yoḳ beḳādan soñra ‘avdet ḥâleti
Ger fenâ fî’ẕ-ẕât olup sâlik eger
Hîç elinde yoḳ giru ‘avdet sefer
Bu fenâ fî’ẕ-ẕâtdır ancaḳ mu‘teber
Ḳalmadı dünya vü ‘uḳbâdan ḫaber
Çün beḳā bi’llâh nihâyetde maḳām
Yoḳ daḫi bundan ilerde iḳtidâm
Bu idi sâlik için maḳṣûd merâm
Bunda ḥâṣıldır murâdı ve’s-selâm
Çün velî erdikde bî-ḫûdiyyete
Düşti bî-ġāyet ki maḥzûniyyete
Terk edip cümle kemâlin vaḥdete
Ṣoyunup vardı ḥużûr-ı ‘izzete
Ḳalmadı ol ‘aşḳ u şevḳden bir nişân
Geçdi tâ keşf u kerâmetden o ân
Bildi kim Ḥaḳḳ’ıñ imiş hep bî-gümân
Eyledi ‘acziyetin iḳrâr hemân
Çünkü terk etdi o ẕevk-i aḳdemi
Oldu bu ḥalde Ḫudâ’nıñ maḥremi
Ḥaḳ anıñ ḥükmünde ḳıldı ‘âlemi
Tâ ede irşâd bu nâs-ı Âdem’i
Tâ teraḳḳīden velî bu ‘avdete
Etmese yol yoḳdu maḥsûbiyyete
Râżı olduḳda ki bu faḳriyyete
Pes ḳadem baṣdı ki maḥbûbiyyete
Çün ḳabûl etdik de bu ‘acziyyeti
Buldu ol taḥḳīḳ-i kemâl ni‘meti
Bu teraḳḳīden tenezzül ḥâleti
Eyledi taḥṣîl çû maḥbûbiyeti
Ger bu ḥalde görse ‘âlem ekmeli
Ẓann eder bu ‘âlemiñ eñ echeli
Görse evsaṭ ḥâlde şevḳli kâmili
Eyler iḳrâr eylemez ol kümmeli
Ṣûret-i ḫalḳ içre sîret Ḥaḳḳ-ilen
Fehm olunmaz kim bu ḥâl idrâk-ilen
Ṭâhiren görseñ eger bir ẕevḳ-ilen
Yoḳ anıñ-çün ẕevḳ u ġam Allâh-ilen
Bir mürîd ister aña ġāyet daḳīḳ
Her ne iş işlerse lâzım müttefiḳ
Hiç ḫilâfında reviş olmaz ṭarîḳ
Öl dese ölmek gerekdir ey refîḳ

Günümüz Türkçesiyle

1. Bil ki Allah'ın velîsi için ölüm yoktur; ölmeden öldü, hayatın sırrını buldu.

2. Bildiğin ölmek ölümün dışındadır; en kesin ölmek, ölümden önce (ölmek)tir.

3. Hak Hay (diri) sıfatından tecellî etse kul bekânın diriliğine müstahak olur.

4. O tecellîde ölüye “Kalk” dese ölü o an dirilir, ayağa kalkar.

5. Bu tecellî hâlinde sıfatlarda fenâ (vardır); zâtta fenâda hep kurtuluş buldular.

6. Sonra o zat Allah ile bekâ (makamına) erer; bekâ her makamdan yücedir.

7. Velâyetten çok dönüş yapan vardır; bir inişle (yeniden) şehvet bulan da var.

8. Lâkin bekânın keyfiyeti başkadır; bekâdan sonra dönüş hâli yoktur.

9. Eğer sâlik zâtta fenâ olmuşsa, hiç elinde geri dönüş yolculuğu yoktur.

10. Ancak bu zâtta fenâ muteberdir; dünyadan da ahiretten de haber kalmadı.

11. Çünkü Allah ile bekâ en son makamdır; bundan ileri adım atmak yoktur.

12. Sâlik için maksat ve murat bu idi; bunda muradı hâsıl olur, vesselam.

13. Velî kendinden geçmeye erince sonsuz bir hüzne düştü.

14. Bütün kemâlini birlik için terk edip soyunarak izzet sahibinin huzuruna vardı.

15. O aşk ve şevkten bir iz kalmadı; o an keşif ve keramet(ler)den bile geçti.

16. Kesinlikle hepsinin Hakk'ın olduğunu bildi; hemen âcizliğini ikrar etti.

17. Çünkü o eski zevki terk etti; bu hâlde Allah'ın mahremi oldu.

18. Hak âlemi onun hükmüne verdi; ta ki bu Âdemoğullarını irşad etsin.

19. Velî bu yükselişten bu dönüşü yapmasaydı (Allah'a) sayılmaya yol yoktu.

20. Bu fakirliğe razı olunca sevilmişliğe ayak bastı.

21. Bu âcizliği kabul edince kemâlin gerçekleşmesi nimetini buldu.

22. Bu yükselişten iniş hâli sevilmişliği kazandırdı.

23. Âlem (halk) bu hâlde en kâmili görse onu bu âlemin en cahili zanneder.

24. Orta hâlde şevkli bir kâmili görse ikrar eder, (asıl) kâmillerin kâmilini (ikrar) etmez.

25. Suret halk içinde, siret Hak ile; bu hâl idrakle anlaşılmaz.

26. Zâhiren (onu) bir zevkle görsen bile, Allah ile (olduğu için) onun için zevk de gam da yoktur.

27. Ona çok dikkatli bir mürîd gerekir; ne iş işlerse (ona) uymak lâzımdır.

28. Yolda (ona) aykırı bir gidiş olmaz; ey yoldaş, “Öl” dese ölmek gerekir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Ölmeden Önce Ölmek

Velî için ölüm yoktur, çünkü ölmeden önce ölmüş, hayatın sırrını bulmuştur: bölümün ilk beyitlerindeki bu düşünce, Şensöz'ün eserdeki ölüm kavramını örneklerken alıntıladığı yerdir. Neşirde 636-663 numaralı beyitlerin başlığı, Allah ehlinin “Mûtû ḳable en temûtû”, ölmeden önce ölünüz sırrına mazhar oluşunu ve “nihâyetü'n-nihâye”den, son noktanın sonundan yükselişle birlikte inişlerini anlatır.

Bölümün ilk yarısı fenâ ve bekâ basamaklarını toplu olarak verir: sıfatlarda fenâ, zâtta fenâ ve en sonunda bekâ bi'llâh. Şair, velâyetten geri dönenlerin, inişte yeniden şehvete düşenlerin bulunduğunu, ama bekâdan sonra dönüş olmadığını söyler. Ardından bölümün asıl konusu gelir: “teraḳḳī”den, yükselişten “tenezzül”e, inişe geçiş. Kemâle eren velî bütün kemâlini, aşk ve şevkini, keşif ve kerametini terk eder, âcizliğini ikrar eder ve halkı irşad etmek için onların arasına döner.

Şairin bu düşünceden çıkardığı sonuç çarpıcıdır: en kâmil velî bu iniş hâlinde görüldüğünde halk onu âlemin en cahili sanır; orta hâlde, şevk içindeki bir kâmili ise kolayca kabul eder. Kitabın başka yerlerinde Amasyalıların şeyhi deli ya da sıradan biri sanmasından yakınan şairin, burada bu yanlış anlaşılmayı velâyetin bir işareti olarak açıklaması kendi durumunu da açıklar. Son öğüt mürîde yöneliktir: böyle bir şeyhe, “Öl” dese ölecek kadar teslim olmalıdır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar