Özgün Metin

Vezin: Mefâ’îlün Mefâ’îlün Mefâ’îlün Mefâ’îlün

Bu ‘ârifler künûz-ı ẕât-ı Ḥaḳ esrâr-ı Rabbânî
Ġuyûbât ‘âleminden naḳl ederler sırr-ı Yezdânı
Olup meşhûr-ı Ḥaḳ ‘ayne’l-yaḳīn milkinde ‘ârifler
Hemân iẓhâr edip râz-ı nihân-ı ‘ilm ü irfânı
Hemîn ġavvâṣ olup baḥr-i ḥaḳīḳat içre câsûslar
Bulup baḥr-i ‘amîḳden lü’lü-i la‘l-i bedaḫşânı
Olup herbirleri baḥr-i muḥîṭ ḫīzâb urup ‘aşḳdan
Temevvüc eyleyüp baḥr-i hüviyyet ‘aşḳ-ı Sübḥânî
Ḥaḳīḳat gencine miftâḥ olup meftûḥ edip râzı
Açıp ‘ilm-i ma‘ârif sırr-ı Ḥaḳḳ’ı râz-ı pinhânî
‘Ulûm-ı vaḥdete âgâh edip erbâb-ı inṣâfı
Dem-â-dem gösterip ‘âlemlere envâr-ı raḥmânî
Ezel nûş eyleyüp ṣahbâ-yı ‘aşḳ-ı ẕevḳ-i vaḥdetden
Olup hep cümlesi ‘ilm-i ledün ‘irfânı ‘ummânı
Ḳılıp ehl-i ḥaḳīḳat erleri vâḳıf müdaḳḳıḳlar
Olup ‘aḳl-ı me‘âd ṣâḥipleri âgâh-ı sübḥânî
Beḳā bi’llâh maḳāmâtın edem taḥṣīl edip taḥḳīḳ
Nihâyetde bulup feyż-i beḳā iḥsân-ı Yezdânı
Şerî‘at şems-i ġarrâda müfessirler muḥaddis̱ler
Nihâyet bildirüp genc-i nihânı maġz-ı furḳānı
Bu ẕâtlar ḳadrini bir ḳadirdân ṣâḥib vefâdan ṣor
Mürâ’î ṣûfi-i sâlûs ne bilsin ḳadr-i insânı
Velâyet ḥâlini bilmek ne mümkin bir muḳallid kim
Gerek sermâye-i feyżi Ḫudâ ḥâlât-ı nûrânı
Ne bilsin bî-baṣar a‘mâ bu ẕâtlar kimdir ‘âlemde
Ṣanıp kendi gibi gör bunları ṣûretde nefsâni
Bu ẕâtlar ‘âleme mir’ât olup herkes görür kendin
Gerek bir ṭoġrı göz erbâb-ı inṣâf-ı çeşm-i ḥaḳḳānî
Meded yâ Rab be-ḥaḳ seyyid-i şâh cihân ḥaḳḳı
Be-ḥaḳḳ-ı çâr-yâr cümleten aṣḥâb-ı burhânî
Ḫaṭâ bu cürm-i ‘iṣyânım hemîşe sehv ü noḳṣânım
‘Aṭâ vü şefḳatiñ baḥri olup yoḳ ḥadd-i pâyânı
İlâhî sen olup ‘ârif cemî‘ aḥvâlime vâḳıf
Ki sensiñ cümleden erḥam ḳamunuñ ‘afv-ı ġufrânı
İlâhî sen olup ḥâżır cemi‘ ẕerrâtıma nâẓır
Saña ġā’ib degil ḥâlim bilübsüñ cümle pinhânı
Ḳuluñ Mir’ât-nümâ muḥtâc aña bâb-ı ‘inâyet aç
Revâ ḳıl ḥâcetin yâ Rab kerem ḳıl lüṭf-ı iḥsânı
Be-ḥaḳḳ-ı mürşidim şeyḫim imâmım Muṣṭafâ ‘İṣmet
Be-ḥaḳḳ-ı Şâh-ı Pîrân Naḳşibend Ġavs̱-i Geylânî

Günümüz Türkçesiyle

1. Bu ârifler Hak zâtın hazineleri, Rabbânî sırlardır; gayb âleminden Yezdân'ın (Allah'ın) sırrını naklederler.

2. Ârifler aynelyakîn mülkünde Hakk'ın meşhurları olup ilim ve irfanın gizli sırrını hemen açığa çıkarırlar.

3. Hakikat denizinin içinde dalgıç olan casuslar gibi derin denizden Bedahşan lalinin incisini bulurlar.

4. Her biri kuşatıcı bir deniz olup aşktan çalkalanır; Sübhânî aşkın hüviyet denizi gibi dalgalanır.

5. Hakikat hazinesine anahtar olup sırrı açarlar; marifet ilmini, Hakk'ın sırrını, gizli sırrı açarlar.

6. İnsaf sahiplerini birlik ilimlerinden haberdar edip âlemlere her an Rahmânî nurları gösterirler.

7. Ezelde aşk şarabını, birlik zevkini içip hepsi ledün ilminin, irfanın ummanı olmuşlardır.

8. Hakikat ehli erleri vâkıf, ince düşünen kılıp ahireti düşünen akıl sahipleri, Sübhân'dan haberdar olmuşlardır.

9. Allah ile bekâ makamlarını kazanıp tahkik ederek sonunda bekâ feyzini, Yezdân'ın ihsanını bulurlar.

10. Şeriatın parlak güneşinde müfessirler, muhaddisler (olup) sonunda gizli hazineyi, Furkân'ın özünü bildirirler.

11. Bu zatların kıymetini vefa sahibi bir kadirşinastan sor; riyakâr, düzenbaz sofu insanın kadrini ne bilsin.

12. Bir mukallit velâyet hâlini bilmesi nasıl mümkün; Allah'ın feyzinin sermayesi, nurlu hâller gerekir.

13. Gözü görmeyen kör bu zatların âlemde kim olduğunu ne bilsin; onları görünüşte kendisi gibi nefsânî sanır.

14. Bu zatlar âleme ayna olup herkes (onlarda) kendini görür; insaf sahibi, Hakkanî bir doğru göz gerekir.

15. Ey Rab, cihanın şahı Seyyid'in (Peygamber'in) hakkı için, dört dostun ve burhan sahibi bütün ashabın hakkı için meded.

16. Hata bu isyan suçumdur, daima yanılgım ve eksiğimdir; ihsanının ve şefkatinin denizi (vardır), sonu sınırı yoktur.

17. İlâhî, sen ârif olup bütün hâllerime vâkıfsın; çünkü sen herkesten merhametli, hepsinin affı ve mağfiretisin.

18. İlâhî, sen hazır olup bütün zerrelerime bakansın; hâlim sana gizli değil, bütün gizlileri bilirsin.

19. Kulun Mir'ât-nümâ (sana) muhtaçtır, ona inayet kapısını aç; yâ Rab, dileğini yerine getir, kerem et, lütuf ve ihsan et.

20. Mürşidim, şeyhim, imamım Mustafa İsmet hakkı için; pîrlerin şahı Nakşibend ve Gavs-ı Geylânî hakkı için.

Edebî ve Tarihî Yorum

İkinci Kaside

Kasidenin iki ana bölümü bu yirmi beyitte açıkça ayrılır: ilk on dört beyit velîlerin övgüsü, son altı beyit duadır. Kitabın ilk kasidesi de evliyaya ayrılmıştı, ama dokuz beyitlik ve gazele yakın bir şiirdi. Neşirde “Ḳaṣîde-i der Şân-ı Evliyâu’llâh” başlığını taşıyan bu ikincisi, hezecin “Mefâîlün” dörtlü kalıbıyla ve “-ânî / -ânı” sesiyle biten tek kafiyeyle yazılmıştır.

Övgü bölümünde velîler hazineler, dalgıçlar, kuşatıcı denizler ve anahtarlar olarak tasvir edilir; üçüncü beyitteki “la‘l-i bedaḫşân”, Bedahşan lali, divan şiirinin değerli taş imgesini sırlar dünyasına taşır. On birinci beyitten sonra kitabın tanıdık tartışma sesi geri gelir: velînin değerini riyakâr sofu, mukallit ve “bî-baṣar a‘mâ” bilemez. On dördüncü beyit ayna temasını yeniden işler: bu zatlar âleme ayna olur ve herkes onlarda kendini görür. Şensöz'ün alıntıları iki ayrı konuya hizmet eder: ikinci beyit bir âyet iktibası, son beyit ise şairin şeyhine bağlılığının belgesi olarak geçer.

Dua bölümünde şair Peygamber'in, dört halifenin, ashabın hakkı için yakarır ve kasideyi bir tevessül zinciriyle kapatır: mürşidi Mustafa İsmet, “Şâh-ı Pîrân” Bahâeddîn Nakşibend ve “Ġavs̱-i Geylânî” Abdülkadir-i Geylânî. Kadirî kurucusunun bir Nakşibendî duasında anılması, kitabın tarikatlar arasındaki sert ayrımlarına rağmen büyük velîleri ortak bir silsile gibi gördüğünü gösterir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar