Özgün Metin

Vezin: Fâilâtün Fâilâtün Fâilün

Evvelâ ḫalḳ oldu nûr-ı Muṣṭafâ
Soñra nurundan bu eşyâ enbiyâ
Geldi Âdem ḳavmine ḳıldı nidâ
Söyledi vardır Ḥabîb-i Kibriyâ
Bak Ḫudâ’nıñ ḳudreti taḥrîrine
Hep nebiyu’llâh gelip tebşîrine
Dört kitap gökden inipdir şânına
Cümlesi vaḥy oldu istiḳbâline
Ol olupdur Enbiyâ’nıñ serveri
Ol olupdur Enbiyâ’nıñ mefḫari
Ol olupdur evliyâ’nıñ enveri
Ol olup âḫir zamân peyġamberi
Ḥaḳ anı irsâl edip dîn fetḥine
“Sûre-i İnnâ fetaḥnâ” medḥine
“‘Urvetü’l vüs̱ḳā” buyurdu şânına
Geldi Cebrâ’îl hem istibşârına
“Aḥsen-i taḳvîme” maẓhar müctebâ
Hem anıñ şânında geldi “ve’ż-żuḥâ”
Aḥmed-i Maḥmûd Muḥammed Musṭafâ
Ol olup maḥbûb-ı ẕât-ı kibriyâ
Hep ḥurûfât-ı kelâmu’llâh ‘ayân
Tâ anıñ medḥin beyân eyler hemân
Hem anıñ vaṣfından ‘âcizdir zebân
Yok anıñ vaṣfında lâyıḳ bir dehân
Ol olup cümle haḳāyıḳ mebde’î
Ol olup feyż-i hidâyet menşe’î
Oldur ancaḳ kâ’inâtıñ eşvaḳı
Menbau‘ṣ-ṣıdḳı Ḫudâ’nıñ ṣıddıḳı
Ol olup ḥubb-i Ḫudâ’nın maḫzeni
Ol olup cümle meḥâsin aḥseni
Ol olup aḥsenleriñ müstaḥseni
Ol olup sırr-ı ḥaḳīḳat ma‘deni
Tâ seni bilmekden ‘âcizdir ‘uḳūl
Ḥaḳ bilir ancaḳ seni tâ pür uṣūl
Sen olup ṣâḥib-i şefâ‘at yâ Resûl
Maẓhar-ı sırr-ı şefâ‘at ḳıl ḳabûl
Yâ Nebî ‘afv et bu mir’ât-ı kemteri
Fısḳ-ı iṣyândan ṭolupdur defteri
Defter-i ‘amelimiñ her evraḳı
Hep günâhımdan siyâhdır masṭarı
Hep ḫaṭâ iṣyân olupdur her demim
Bâ-ḫaṭâ cürm üzre her bir enfüsüm
Melce’im yoḳ ġayri senden bî-kesim
Sen beni maḥşerde etme münhezim

Günümüz Türkçesiyle

1. İlk önce Mustafa'nın nuru yaratıldı; sonra onun nurundan bu eşya ve peygamberler.

2. Âdem geldi, kavmine seslendi ve Allah'ın bir sevgilisi olduğunu söyledi.

3. Allah'ın kudretinin yazdığına bak: Allah'ın bütün nebileri onu müjdelemeye geldi.

4. Onun şanına gökten dört kitap indi; hepsi onu karşılamak üzere vahyedildi.

5. O, peygamberlerin önderi oldu; o, peygamberlerin övüncü oldu.

6. O, velîlerin en nurlusu oldu; o, ahir zaman peygamberi oldu.

7. Hak onu dinin fethi için gönderdi; “İnnâ fetaḥnâ” suresi onu övmek içindir.

8. Şanı hakkında “el-‘Urvetü'l-vüs̱ḳā” (en sağlam kulp) buyurdu; Cebrâil de onu müjdelemeye geldi.

9. Seçilmiş olan, “en güzel biçim”in (Tîn suresi) mazharıdır; onun şanında “Ve'ż-żuḥâ” (Duhâ suresi) indi.

10. Ahmed, Mahmûd, Muhammed, Mustafa; o, ululuk sahibi zâtın sevgilisi oldu.

11. Allah'ın kelâmının bütün harfleri apaçık onun övgüsünü anlatır.

12. Dil onu vasfetmekten âcizdir; onu vasfetmeye layık bir ağız yoktur.

13. Bütün hakikatlerin başlangıcı o oldu; hidayet feyzinin kaynağı o oldu.

14. Kâinatın en çok özlediği ancak odur; doğruluk kaynağı, Allah'ın sıddîkı (dosdoğru kulu) odur.

15. Allah sevgisinin hazinesi o oldu; bütün güzelliklerin en güzeli o oldu.

16. Güzellerin beğendiği o oldu; hakikat sırrının madeni o oldu.

17. Akıllar seni bilmekten âcizdir; seni bütün esaslarıyla ancak Hak bilir.

18. Ey Resûl, şefaat sahibi sensin; şefaat sırrının mazharı olarak (bizi) kabul et.

19. Ey Nebî, bu değersiz aynayı (Mir'ât'ı) affet; defteri günah ve isyanla dolmuştur.

20. Amel defterimin her yaprağının satırları günahımdan simsiyahtır.

21. Her anım hata ve isyan olmuştur; her nefesim hatayla, suç üzerinedir.

22. Senden başka sığınağım yok, kimsesizim; mahşerde beni hezimete uğratma.

Edebî ve Tarihî Yorum

Nurdan Mahşere

Muhammedî nurun ilk yaratılışından mahşerdeki şefaate kadar uzanan bir yay, “Hilkat-i Muhammediyye” başlıklı bu bölümün (beyit 83-104) iskeletini kurar. İlk beyitler önceki bölümdeki fikri tekrarlar, sonra peygamberlerin ve dört semavî kitabın onu müjdelediğini söyler. Beşinci beyitten on altıncı beyte kadar “Ol olup …” ve “Ol olupdur …” kalıpları bir litani gibi sıralanır; bu sıralamada Peygamber önce nebilerin önderi, sonra velîlerin en nurlusu, ardından hakikatlerin başlangıcı ve sevginin hazinesi olarak anılır.

Yedi, sekiz ve dokuzuncu beyitler âyet göndermeleriyle doludur. “İnnâ fetaḥnâ” Fetih suresinin, “‘Urvetü'l-vüs̱ḳā” Bakara suresinin, “aḥsen-i taḳvîm” Tîn suresinin, “ve'ż-żuḥâ” da Duhâ suresinin başına ya da içindeki bir ifadeye işaret eder; Bunların her biri tezin dipnotlarında tek tek gösterilmiştir. Onuncu beyitte Peygamber'in dört adı tek mısrada dizilir.

“Bu Mir'ât-ı Kemter”

Bölümün son dört beyti övgüden itirafa geçer. On dokuzuncu beyitte şair kendini “mir'ât-ı kemter”, değersiz ayna diye anar; mahlas burada bir isim olmaktan çıkıp kendini küçümseyen bir tanıma dönüşür. Günahla kararmış amel defteri ve satırları, yine kâtip gözüyle kurulmuş bir imgedir. Kimsesiz kalan şair, mahşerde hezimete uğratılmamayı diler.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar