Özgün Metin

Vezin: Mefâîlün Mefâîlün Mefâîlün Mefâîlün

Cemâliñ ‘âlem içre nûr-ı Ḥaḳ şems-i hüveydâsıñ
Nübüvvet enveri ḫûrşîd-i ẕât-ı Ḥaḳ te‘âlâsıñ
Kelâmu’llâh-ilen s̱âbit seniñ vasf-ı kemâlâtıñ
Seni Allâh bilir ancaḳ tamâmıyla ne ra‘nâsıñ
Seniñ tek bir cemîl gelmiş değildir dehr-i dehrun içre
Saña beñzer bulunmaz aḥsen-i ṣûretde yektâsıñ
Görüp taṣvîriñi Yûsuf hemân iẓhâr-ı acz eyler
Ḳalıp ḥayretde ḥüsnüñden ne zîbâ ḥüsn-i vâlâsıñ
Cenâb-ı Ḥaḳ seni ma‘ṣûm edipdir zelleden maḫfûẓ
Olupsuñ ḫâtim-i şâh risâlet-i pâk mevlâsıñ.
Senin medḥiñde var Ḳur’ân u İncîl hem Zebûr Tevrât
Kitâbu’llâh olup irsâl seniñ şânıñda ‘ulyasıñ.
Saña maḥrem olan bildi seniñ ‘alâlığıñ ‘alâ
Saña ‘alâ dimek ‘alâsın ‘alâdan mu‘allâsıñ
Seni tefhîm eder mi her ‘aduy-î dîn cehâletde
Ḥaḳīḳat ehline mekşûf Ḫudâ’dan bir mu‘ammâsıñ
Ne bilsin kadriñi bir ‘îtirâż ehl-i şeḳāvet kim
Saña vâḳıf olan añlar ne esrâr içre ma‘nâsıñ
Unutma yâ nebî Mir’ât-nümâ’yı rûz-ı maḥşerde
Saña maḫṣûṣ şefâ‘at seyyid-i dünyâ vü ‘uḳbâsıñ

Günümüz Türkçesiyle

1. Cemâlin âlemde Hakk'ın nuru, apaçık güneşsin; nübüvvetin en parlak ışığı, yüce Hak zâtının güneşisin.

2. Kemâlâtının vasfı Allah'ın kelâmıyla sabittir; ne kadar güzel olduğunu tam olarak ancak Allah bilir.

3. Zamanın akışı içinde senin gibi tek bir güzel gelmemiştir; sana benzer bulunmaz, en güzel surette teksin.

4. Yûsuf senin suretini görünce hemen âcizliğini gösterir; güzelliğin karşısında hayrete düşer, ne süslü, ne yüce bir güzelliksin.

5. Allah seni masum kılmış, sürçmekten korunmuştur; sen nebilerin sonuncusu, pak risaletin efendisisin.

6. Senin övgünde Kur'an, İncil, Zebur ve Tevrat vardır; Allah'ın kitabı senin şanına gönderilmiştir, en yücesi sensin.

7. Sana mahrem olan, yüceliğinin yüce olduğunu bildi; sana “yüce” demek bile yücedir, sen yücelikten de yücesin.

8. Cehalet içindeki her din düşmanı seni anlayabilir mi; sen hakikat ehline Allah'tan açılmış bir muammasın.

9. Kötülük ehli, itiraz eden biri senin değerini ne bilsin; sana vâkıf olan, hangi sırlar içinde bir mânâ olduğunu anlar.

10. Ey Nebî, mahşer gününde Mir'ât-nümâ'yı unutma; şefaat sana mahsustur, sen dünyanın ve ahiretin efendisisin.

Edebî ve Tarihî Yorum

Güneş, Yûsuf ve Muamma

Güneş, Yûsuf ve muamma: şair övgüsünü bu üç büyük imge üzerine kurar. Hezecin “Mefâîlün” kalıbı ve “-sıñ” redifi birinci na'ttan tanıdıktır, ama bu on beyit ondan daha uzun ve süslüdür. Matla beytinde Peygamber'in cemâli hem “şems-i hüveydâ”, apaçık güneş, hem de “ḫûrşîd-i ẕât-ı Ḥaḳ” diye anılır. Dördüncü beyitte güzelliğin divan şiirindeki simgesi olan Hz. Yûsuf, Peygamber'in suretini görünce âcizliğini kabul eder; eserde peygamberlerin nasıl anıldığını gösterirken Şensöz'ün seçtiği örnek de bu beyittir.

Yedinci beyit bir kelime oyunudur: “‘alâ” (yüce) kelimesi bir mısrada beş kez döner ve övgünün sözle aşılamayacağını tekrarın kendisiyle gösterir. Altıncı beyitte dört kutsal kitabın da Peygamber'i övdüğü söylenir; bu, önceki mesnevî bölümündeki “dört kitap” beytini hatırlatır.

Sekizinci ve dokuzuncu beyitler na'tın içine bir tartışma sesi sokar. Peygamber, cehalet içindeki din düşmanının anlayamayacağı, ancak hakikat ehline açılan bir “mu‘ammâ”dır; itiraz eden kötüler onun değerini bilemez. Kime yöneldiği söylenmeyen bu sertlik, kitabın Amasya'daki muhaliflere ayrılan bölümleriyle birlikte okunduğunda anlam kazanır, ama na't kendi içinde bir isim vermez. Son söz yine mahşere kalır: mahlaslı beyit, orada unutulmama dileğidir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar