Özgün Metin
Vezin: Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün
Ḳahramân ol nefsiñe meyl etme câh-ı devlete
Faḳr-i ḥâli iḫtiyâr et raġbet eyle ḫalvete
Bil bu dünyânıñ beḳāsın bak ki bizden ‘ibret al
Eylediñ on altı itmâm senemizde riḥlete
Eylemez taġyîr vü taḳdîrin Ḫudâ yoḳ şüphemiz
Bi’t-tamâm olduḳda evḳāt emr olundu hicrete
Ey meded yâ Rab ki senden merḥamet şefḳat kerem
Sen kerîm ekrem raḥīmsiñ ḳıl vesîle raḥmete
Ey beni ‘arż eyleyen iḫvân-ı yârân bâ-ṣafâ
Her ne ḳılsa râżı ol fermân-ı Rabb-i ‘izzete
Âh edip ḳan aġlar-i-dim ḥasretiñden ey atâ
Şükr kim ḳıldı ki ḳabûl dergâh-ı ḫâk-i ‘İṣmet’e
Düştü tâm târiḫ Bahâ’eddîn’e mir’ât etdi âh
Gitdi yaz güzden Bahâ’eddîn maḳām-ı cennete
Günümüz Türkçesiyle
1. Nefsine karşı kahraman ol, mevkie ve devlete meyletme; fakirlik hâlini seç, halvete rağbet et.
2. Bu dünyanın bekâsını bil, bak, bizden ibret al: Sen on altı yılımızı tamamlayıp göçe (koyuldun).
3. Allah'ın takdiri değişmez, şüphemiz yok; vakitler tamamlanınca hicrete (göçe) emir olundu.
4. Ey Rab, meded; merhamet, şefkat ve kerem sendendir; sen kerîm, ekrem, rahîmsin, (beni) rahmete vesile kıl.
5. Ey beni (Hakk'a) arz eden, safa sahibi kardeşler, dostlar: (Allah) ne kılarsa izzet sahibi Rabb'in fermanına razı olun.
6. Ey baba, hasretinden âh edip kan ağlardım; şükür ki (Allah) beni İsmet'in dergâhının toprağına kabul etti.
7. Bahâeddîn'e tam tarih düştü, ayna (mir'ât) âh etti: “Bahâeddîn yazdan (bu) güzden cennet makamına gitti.”
Edebî ve Tarihî Yorum
Bir Gencin Ölümüne Tarih
Bu mersiye-tarihte ölen genç kendi ağzından konuşur. Neşir onu “Târiḫ-i Vefât-ı Şeyḫzâde ‘Abdullâh Bahâeddîn” başlığıyla verir; yedi beyit dört tef'ileli remelle yazılmıştır ve kafiyeler “-ete” sesinde birleşir: devlete, ḫalvete, riḥlete, hicrete, raḥmete, ‘izzete, ‘İṣmet'e, cennete. Son beytin altındaki “Sene 1292” kaydı, Hüsameddin'e göre Süleyman Efendi'nin Amasya'ya geldiği yılı gösterir.
Ses ikinci beyitte el değiştirir: ilk beyitte şair okura öğüt verir, ikinci beyitten itibaren ise konuşan ölünün kendisi olur. “Bizden ‘ibret al”, bizden ibret al diyen ses, on altı yılını tamamlayıp göçtüğünü söyler; beşinci beyitte “ey beni ‘arż eyleyen iḫvân”, beni Hakk'a arz eden kardeşler diye seslenir; altıncı beyitte “ey atâ”, ey baba diye babasına hitap eder ve “dergâh-ı ḫâk-i ‘İṣmet'e”, İsmet'in dergâhının toprağına kabul edildiğine şükreder. Bu söyleyişe göre ölen genç, babasının dergâhına gömülmüştür.
Şensöz Abdullah Bahâeddîn'i Süleyman Efendi'nin oğlu sayar. Oysa “Şeyhzâde” unvanı, sebeb-i te'lif bölümündeki “bâ-ḫuṣūṣ evlâdı ‘Abdullâh Bahâ” ifadesi, Kâziye'l-hâcât münacatındaki “evlâdı Bahâ'eddîn” beyti ve altıncı beyitteki İsmet dergâhı, onun Mustafa İsmet Efendi'nin oğlu olduğunu düşündürür; 1263 doğumlu şairin 1292'de on altı yaşında bir oğlu olması da pek mümkün değildir. Son mısradaki “mir'ât etdi âh”, ayna âh etti ifadesi şairin mahlasına bir göndermedir; mısraın ebced değerini neşir vermez.
Kaynakça
- Abdurrahman Şensöz, 19.yy. Nakşî Halidî Şeyhi Süleyman Amasî ve Manzûm Ahlâk Kitâbı, Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2017, s. 229-230 (Âdâbü'l-müeddeb çeviriyazısı; yazma: Amasya Beyazıt Yazma Eser Kütüphanesi 05 Ba 1286, vr. 38a). https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5C/408DCD06-CF9A-5D4D-832B-41B0A7DCB7D3.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






