Özgün Metin
Vezin: neşirde “Feûlün Feûlün Feûlün Feûlün” olarak verilmiştir; mısralar “Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Fe‘ûlün” kalıbına uyar
Bi-ḥamdi’llâh tamâm oldu bu Te’lîfât
Cenâb-ı Ḥaḳ baña kim verdi teshîlât
‘Ulûm-ı ẓâhirîden ben ki âzâdım
Velî yoḳ mürşidimden ġayri üstâdım
Muvaffaḳ olmadım ben ḥüsn-i taḥrîre
Liyâḳat bende yoḳ bir ḫoşca taḳrîre
Çü men taḥṣīl-i ‘ilme etmedim devrân
Müyesser olmadı bir ḫatm-ile Ḳur’ân
Oḳudum pür-ġalaṭ bir iki cüz taḥḳīḳ
Ki ṭoġru tecvîde hem etmedim taṭbîḳ
Kitâbetde eḳallî eyledim taḥṣîl
Kemâliyle anı hem etmedim tekmîl
Aḥibbâya eger yazmış isem nâme
Oḳunmaḳdan müberrâ naḳş olup ḫâme
Ki ya‘nî eylerim ben cehlimi iẓhâr
Ḫaṭâdır eylemek noḳṣânımı inkâr
Ricâdır oḳuyan iḫvân-ı yârânım
Beni ma‘ẕûr ṭutup ‘afv ede noḳṣânım
İlâhî var ḳuṣūrum ḥadd-i bî-pâyân
Saña lâyıḳ ‘amel yoḳ bende hep ‘isyân
Yüzüm ṭutdum saña yâ Rabb’i giryânım
‘İnâyet eyle kim ġāyet perîşânım
Ne müşkildir edem ben ‘âlemi irşâd
Hemân sendendir ancaḳ ey ġanî imdâd
Meşîḫat kim ‘aceb ben kim edem da‘vâ
Ḳamu a‘lâ vü ednâdan benem ednâ
Ġurur hem ‘aceb olursa bende enfüsden
Ṣıġındım ẕâtıña ol şerr-i iblîsden
Ḥaḳīḳatde bilübem bir âvuç ḫâkim
Olup ḳaṭre menîden ben ki nâ-pâkim
Egerçi bende olsa tâ ki bir ḳuvvet
Ḥaḳīḳatde seniñdir ḳuvvet-i ḳudret
‘Aṭâ vü lüṭf vü iḥsânıñla ḳıl tevfîḳ
Cemi‘ taḳlîdimi yâ Rabbi ḳıl taḥḳīḳ
Rıżâ-yı bâbıña bend eyle kim ġaffâr
İki ‘âlemde tâ ki ḳılma şermen-dâr
Habîb’iñ Aḥmed’i râżı ḳılıp ver yol
Anıñ şer‘î şerîfi üzre ḳıl maḳbûl
Anıñ aṣḥâb-ı ezvâcın bize yâr et
Cemi‘ evlâdınıñ elṭâfın iẓhâr et
Günümüz Türkçesiyle
1. Allah'a hamd olsun, bu telif tamam oldu; Cenâb-ı Hak bana kolaylıklar verdi.
2. Ben ki zâhirî ilimlerden azadeyim (onları okumadım); lâkin mürşidimden başka hocam yoktur.
3. Güzel yazmaya muvaffak olmadım; bende hoş bir anlatıma liyakat yoktur.
4. Ben ilim tahsil etmek için devran sürmedim (yıllar vermedim); bana bir hatimle Kur'an (okumak) bile müyesser olmadı.
5. Bir iki cüzü yanlışlarla dolu okudum; doğru tecvidi de uygulamadım.
6. Yazıda en az (bilgiyi) tahsil ettim; onu da kemâliyle tamamlamadım.
7. Dostlara bir mektup yazmışsam kalemin nakşı okunmaktan uzak olmuştur.
8. Yani ben cehlimi açığa vururum; eksiğimi inkâr etmek hatadır.
9. Okuyan kardeşlerimden, dostlarımdan ricadır: beni mazur tutup eksiğimi affetsinler.
10. İlâhî, kusurumun sonsuz sınırı var; bende sana layık amel yok, hep isyan.
11. Yâ Rab, ağlayarak yüzümü sana tuttum; inayet eyle, çünkü pek perişanım.
12. Âlemi irşad edeyim (demek) ne zordur; ey zengin (Allah), yardım ancak sendendir.
13. Şeyhlik mi? Ben kim, ne tuhaf, iddia edeyim; bütün yücelerden ve aşağılardan en aşağısı benim.
14. Kendimden bende gurur ve kendini beğenme olursa, iblisin o şerrinden zâtına sığındım.
15. Hakikatte bilirim ki bir avuç toprağım; bir damla meniden olup pis olanım.
16. Gerçi bende bir kuvvet olsa da hakikatte kudretin kuvveti senindir.
17. Bağışın, lütfun ve ihsanınla (beni) muvaffak kıl; yâ Rab, bütün taklidimi tahkik kıl.
18. Ey Gaffâr, beni kapının rızasına bağla; iki âlemde (beni) utandırma.
19. Habîbin Ahmed'i razı kılıp (bana) yol ver; (beni) onun şerefli şeriatı üzere makbul kıl.
20. Onun ashabını ve eşlerini bize yâr et; bütün evladının lütuflarını açığa çıkar.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şairin Kendi Kaleminden
Eserin Süleyman Efendi'ye bağlanmasında Şensöz'ün başlıca dayanağı bu yirmi beyittir: neşirde “Bu bâb tercüme-i ḥâl-i mü'ellif-i faḳīr eş-Şeyḫ Süleymân Mir'âtu'llâh beyânındadır” başlığıyla verilen ve yazarı tanıtan bölüm. Başlıkta şairin adı ve ikinci mahlası açıkça geçer: “eş-Şeyh Süleymân Mir'âtu'llâh”. Neşir vezni dört “Feûlün” olarak verir; mısralar ise hezecin kısaltılmış “Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Fe‘ûlün” kalıbına uyar ve her beyit kendi içinde kafiyelenir.
Ne var ki bu “terceme-i hâl” bir hayat hikâyesi anlatmaz; doğum yeri, şeyhi, Amasya'ya gelişi gibi bilgiler burada yoktur. Bölüm bir tevazu beyanıdır: şair zâhirî ilimleri okumadığını, mürşidinden başka hocası olmadığını, Kur'an'ı bir kez bile hatmetmediğini, tecvidi uygulamadığını, yazısının okunamayacak kadar kötü olduğunu söyler ve okuyan kardeşlerinden özür diler. On üçüncü beyit şeyhliği de reddeder gibidir: “Meşîḫat kim ‘aceb ben kim edem da‘vâ.”
Bu itiraf, Hüsameddin'in onu “zî-ilm ü edeb”, ilim ve edep sahibi diye anmasıyla çelişir. Tasavvuf metinlerinde müellifin kendini küçültmesi yaygın bir kalıptır; ama ayrıntıların bu kadar somut olması, şairin gerçekten medrese tahsili görmediğini de düşündürebilir. Kitabın kalp ilmi bâbında zâhir ilminin şeyhlik için şart olmadığını savunması bu iki okumayı birleştirir. Kapanışta Peygamber'e, ashabına, eşlerine ve evladına selâm verilir.
Kaynakça
- Abdurrahman Şensöz, 19.yy. Nakşî Halidî Şeyhi Süleyman Amasî ve Manzûm Ahlâk Kitâbı, Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2017, s. 236-239 (Âdâbü'l-müeddeb çeviriyazısı; yazma: Amasya Beyazıt Yazma Eser Kütüphanesi 05 Ba 1286, vr. 41a-41b). https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5C/408DCD06-CF9A-5D4D-832B-41B0A7DCB7D3.pdf
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 10, s. 410-414 (Süleyman Efendi-eş-Şeyh, Mir'ât-nümâ maddesi; e-kitap s. 312-313). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page312.html
Çevrimiçi kaynaklar






