Özgün Metin

Ṣunup göñlüm disem yâra bir elma gibi el vardı
İdüp peymâne-veş pâ-mâl ele almaya el vardı

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönlümü bir elma gibi sevgiliye sunayım dedim, (meğer) bir yabancı çoktan el uzatmıştı; (gönlümü) kadeh gibi ayak altına alıp ele almaya bir başkası varmıştı. (Beyit, "el" kelimesinin anlamlarına göre birkaç türlü okunabilir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

"El" Kelimesinin Üç Yüzü

Bütün beyit tek bir kelimenin, "el"in anlamlarıyla örülmüştür. Eski Türkçede "el" hem insanın eli hem de yabancı, başkası demektir; "el varmak" ise el uzatmak, bir şeye cüret etmek anlamına gelir. Redif olan "el vardı" iki mısrada farklı okunur. İlk mısrada âşık gönlünü sevgiliye bir elma gibi sunmak ister; elma divan şiirinde çenenin ve sevgiliye sunulan armağanın simgesidir ve kelimenin içinde de bir "el" vardır. Ama bir yabancı ondan önce davranmış, eli çoktan oraya varmıştır. İkinci mısrada aynı yabancı, âşığın gönlünü bir kadeh gibi ayak altına almış ve onu ele almaya, yani kendi malı gibi tutmaya girişmiştir. "Ele almak" ile "el vardı" da sesçe ve anlamca birbirine yaslanır.

"Peymâne-veş pâ-mâl" ifadesi okunması güç bir tasavvurdur: kadeh elden ele dolaşır, sarhoş meclislerde devrilip ayak altında kalır. Gönlün bir kadeh gibi hem elden ele geçmesi hem de çiğnenmesi, sevgilinin çevresindeki rakiplerin âşığa bıraktığı payı anlatıyor olabilir; ancak bu okuma kesin değildir. Latîfî'nin neşri beyit hakkında açıklama yapmaz.

Kaynağı ve Şairi

Beyit yalnız Latîfî'nin "Remzî Çelebi" maddesinde, Bursalı bir kadı için verilen üç örneğin sonuncusudur. Latîfî'nin kadısıyla Amasyalı Müeyyedzâde Remzî'nin aynı adam olup olmadığı sorusuna tezkirelerin kendisi cevap vermez; iki adı yan yana getiren, Kınalızâde ile Hüsameddin'in şair İlmî'nin babası hakkında yazdıklarıdır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar