XVI. yüzyılın ilk yarısında Galata kadılığına kadar yükselen Remzî Çelebi, Amasyalı Müeyyedzâde ailesinin şeyhi Abdürrahîm Efendi'nin damadı ve Kınalızâde'nin "şâ'ir oglı şâ'irdür" diye övdüğü Mehmed İlmî'nin babası olan bir kadı şairdir. Kim olduğu ise tartışmalıdır. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar onu Amasya kadısı Şemseddîn Ahmed Efendi'nin oğlu, Amasya doğumlu bir Müeyyedzâde olarak tanıtır ve adını iki maddede "Abdülhâdî", üç yerde "Abdülvehhâb" diye verir. XVI. yüzyıl tezkireleri ise aynı Galata kadısını, İlmî'nin babasını, Bursalı zengin bir tüccarın oğlu Mustafa Remzî Çelebi diye anlatır ve 954 (1547) yılında Mardin kadısıyken Sivas'ta öldüğünü yazar. Bugüne kalan beyitlerinin hepsi bu tezkirelerden gelir.

Hüsameddin'in Kayıtları

Onuncu ciltteki Remzî Abdulhâdi Efendi-Mü'eyyedzâde maddesi onu şöyle tanıtır:

Amasyalıdır. Amasya kadı'l-kudâtı Şemseddîn Ahmed Efendi bin Mehmed Çelebi bin Mü'eyyed Çelebi bin eş-Şeyh Alâeddîn Ali Yârî Çelebi mahdûmudur. Amasya'da ammizâdesi Abdülkerîm ve Şirvânî Abdulmuhsin Efendilerden tahsîl-i ulûm ve Ebû'l-fazl A'rec Mehmed Efendi'den ahz-ı hutût edib İstanbul'a gitdi. Diğer ammizâdesi Abdurrahmân Efendi'den mülâzım ve diğer ammizâdesi eş-Şeyh Abdurrahîm Efendi'ye dâmâd olup müderris ve bilâd-ı mühimmeye kadı oldu. Nihâyet Belgrad kazâsından ma'zûlen vefât etdi. Âlim, şâir, kâtib, hattât idi. Ta'lîki pek güzeldi. Mahdûmu Bursa mollası Mehmed İlmî Efendi de şâirdir.

Günümüz Türkçesiyle: Amasyalıdır. Amasya kadılkudatı Şemseddîn Ahmed Efendi'nin oğludur; soyu Mehmed Çelebi, Müeyyed Çelebi ve Şeyh Alâeddîn Ali Yârî Çelebi üzerinden yürür. Amasya'da amcazadesi Abdülkerîm Efendi'den ve Şirvânî Abdülmuhsin Efendi'den ilim, Topal Ebü'l-Fazl Mehmed Efendi'den hat öğrenip İstanbul'a gitti. Öteki amcazadesi Abdurrahman Efendi'nin mülâzımı, bir başka amcazadesi Şeyh Abdürrahîm Efendi'nin damadı oldu; müderrislik yaptı ve önemli şehirlere kadı oldu. Sonunda Belgrad kadılığından azledilmişken öldü. Âlim, şair, kâtip ve hattattı; talik yazısı çok güzeldi. Oğlu Bursa mollası Mehmed İlmî Efendi de şairdir.

On ikinci ciltte aynı kişiye "Abdülhâdî Remzî Efendi-Müeyyedzâde" başlığıyla ikinci bir madde ayrılmıştır:

Amasya kadısı Şemseddîn Ahmed Efendi bin Mehmed Efendi bin Müeyyed Çelebi mahdûmudur. Amasya ulemâsından ikmâl-i tahsîl edib 921'de İstanbul'a gitdi. Orada amcazâdesi Abdürrahîm Efendi'nin zâviyesinde ikâmet ederek müşârun ileyhin dâmâdı oldu. Bir müddet müderris olup sonra kazâ mesleğine girdi. Rûmeli'ne ve büyük beldelere ta'yîn edilerek mesleğinde tefeyyüz edib Filibe kazâsından münfasılan İstanbul'a geldikde Galata kadısı oldu. Ceddi olan Müeyyedzâde Mehmed Efendi Mahallesi'nde ikâmet ve 975 sâline doğru vefât etdi. Âlim, kâmil, edîb, şâir idi. Mahdûmu mevâlîden Mehmed İlmî Efendi Bursa kazâsından ma'zûlen 1000'de vefât etdi.

Günümüz Türkçesiyle: Amasya kadısı Şemseddîn Ahmed Efendi'nin oğludur. Öğrenimini Amasya ulemasından tamamlayıp 921'de (1515) İstanbul'a gitti. Orada amcazadesi Abdürrahîm Efendi'nin zaviyesinde kaldı ve onun damadı oldu. Bir süre müderrislik yaptıktan sonra kadılık mesleğine geçti. Rumeli'ye ve büyük şehirlere atanarak mesleğinde yükseldi; Filibe kadılığından ayrılıp İstanbul'a gelince Galata kadısı oldu. Dedesinin adını taşıyan Müeyyedzâde Mehmed Efendi Mahallesi'nde oturdu ve 975 (1567-68) dolaylarında öldü. Âlim, olgun, edip ve şairdi. Molla rütbesindeki oğlu Mehmed İlmî Efendi Bursa kadılığından azledilmişken 1000 (1591-92) yılında öldü.

İki madde ana çizgide birleşir, ayrıntıda ayrılır: biri onu Belgrad'dan azledilmiş olarak öldürür, öteki Galata'da 975 dolaylarında. Daha önemli fark addadır. Hüsameddin on birinci ciltte babası Şemseddîn Ahmed'in ve annesi Ayşe Hâtun'un maddelerinde oğulları "Abdülvâsi', Abdülvahhâb Remzî Efendiler" diye sayar, babasının maddesinde "Abdülvahhâb Remzî Efendizâdeler İstanbul'da kalmışlardır" der; kayınpederi Abdürrahîm Efendi'nin maddesinde de damadını "Müeyyedzâde Abdülvehhâb Remzî Efendi" diye anar ve "onun da tercemesi gelir" diye söz verir. Sözü verilen madde ise on ikinci ciltte "Abdülhâdî Remzî" başlığıyla gelmiştir. Aynı maddenin son paragrafı Remzî'nin kayınbiraderini, Abdürrahîm Efendi'nin genç yaşta, 930'da ölen oğlu Abdülhâdî Çelebi'yi anlatır. Kayınbiraderin adının damada geçmiş olması ihtimali akla gelir; bu bir tahmindir. Karışıklığı, Müeyyedzâdeler ailesinde aynı adların kuşaktan kuşağa tekrarlanması da besler.

Tezkirelerdeki Kadı Remzî Çelebi

Remzî'yi kendi zamanında tanıyan kaynaklar başka bir hikâye anlatır. Sehî Bey'in 1538'de tamamladığı Heşt Bihişt, sekizinci tabakada "Mevlânâ Remzî"yi sayar: adı Muslihuddîn, doğum yeri Bursa'dır, Gelibolu kadılığında bulunmuştur; Arapça, Farsça ve Türkçe şiirleri vardır. Latîfî ona "Remzî Çelebi" başlığıyla yer verir ve "Şehr-i Bursa'dan kuzât kısmından, Selîm Hân muâsırlarından" der. Kınalızâde Hasan Çelebi ile Beyânî daha ayrıntılıdır: adı Mustafa'dır, Bursa'nın büyük tüccarlarından bir hacenin, yani zengin bir tacirin oğludur. Kınalızâde'ye göre Seyyid Alizâde'nin mülâzımı olmuş, kadılığa geçip Galata ve öteki büyük kasabalarda kadılık etmiş, 954 (1547) yılında Mardin kadısıyken Sivas'ta ölmüştür. Arapçada usta, kasideleri ve gazelleri zamanında tanınmış bir şairdir. Gelibolulu Âlî de "Burusalı Remzî Efendi"yi kadıların "şehlevend-i ercümendi", yani en yakışıklı ve değerlisi sayar; vaktini Arapça kasideleri incelemeye, ibadetten artan saatlerini de değerli kitaplar okumaya ayırdığını, ömrü boyunca kimseyi eliyle ve diliyle incitmediğini yazar.

Bu Bursalı kadıyı Amasya'ya bağlayan, oğludur. Kınalızâde "İlmî" mahlaslı Mehmed Efendi'nin maddesinde onu "Remzîzâde" diye tanıtır ve babasının "harf-i râda tercemeleri îrâd olınan Kâdî Remzî Çelebi" olduğunu söyler; yani İlmî'nin babası, kendi tezkiresinin Râ harfinde anlattığı Bursalı Mustafa Remzî'dir. Aynı cümlede İlmî, Müeyyedzâde Hacı Efendi ile de bağlanır. Âşık Çelebi'nin Meşâirü'ş-şuarâ'sı bu bağı daha açık kurar: İlmî "merhum Remzî Çelebi'nin oğlu Mehmed Çelebi"dir; Şeyh Yavsî'nin "nebîre"si, yani soyundan gelen torunu, "Müeyyedzâde Hacı Efendi"nin de "hafîd"i, yani torunudur. Hüsameddin, Abdürrahîm Efendi'ye 908'deki haccından ötürü "Hacı Çelebi" dendiğini yazar ve onun İskilipli Muhyiddîn Mehmed Efendi'nin, Ebüssuûd Efendi'nin babası olan ve Şeyh Yavsî diye bilinen şeyhin damadı olduğunu söyler. Âşık Çelebi'nin annesi de Müeyyedzâde ailesindendir; tezkireci İlmî ile aralarında "yakın akrabalık" bulunduğunu belirtir.

Âşık Çelebi Remzî Çelebi'yi başka maddelerde de anar. Galata kadısıyken "Sütlü Pirinç" lakaplı Yahyâ adlı genci, yani "İlmî-i Sânî"yi, yeteneğini görüp mahkemesine kâtip almıştır. Galata semtinde oturan şair Şânî bir süre "merhum Remzî Çelebi'nin" hizmetinde bulunup onun terbiyesinden yararlanmıştır. Prizrenli Sûzî Çelebi'nin maddesinde ise Remzî, Sûzî'nin ağabeyi Nehârî'nin de bulunduğu derste, Sûzî'nin medrese yıllarındaki arkadaşıdır; ikisi Kadı Mahmud'un oğlu Ömer Çelebi'ye gönül vermiştir. Ömer Çelebi genç ölünce Remzî derde ilimle çare bulmuş, Sûzî ise medreseyi bırakmıştır. Tezkireci ayrıca şair Ehlî'yi, yani Amasyalı Kadı Tayyib Efendi'nin oğlu Mehmed'i, "Kadı Remzî'nin torunu ve Molla İlmî'nin kız kardeşinin oğlu" diye tanıtır. Buna göre Remzî'nin bir kızı Tayyibzâde ailesine gelin gitmiştir.

Kaynakların Durumu

İki anlatının ortak noktaları açıktır: Galata kadılığı, Müeyyedzâde Abdürrahîm Efendi'nin kızıyla evlilik ve şair oğul İlmî. Bunlar tek bir kişiyi gösterir. Ayrıldıkları yer, bu kişinin kim olduğudur. Tezkireler onu Bursalı bir tüccar oğlu sayar, adını Mustafa (Sehî'de Muslihuddîn) diye verir ve ölümünü 954'e koyar. Hüsameddin ise onu Amasyalı, Müeyyedzâde soyundan, babası kadı Şemseddîn Ahmed olan Abdülhâdî ya da Abdülvehhâb diye kaydeder ve ölümünü 975 dolaylarına ya da Belgrad'dan azline bağlar. Hüsameddin'in iki maddesinde de kaynak gösterilmez.

Tarihler iki anlatıyı farklı biçimde destekler. Âşık Çelebi'nin andığı medrese arkadaşı Sûzî Çelebi, TDV'ye göre 1455-1465 arasında doğmuş ve 931'de (1524) ölmüştür; Remzî onunla aynı derste okuduysa XV. yüzyılın ikinci yarısında doğmuş olmalıdır ve 954'te ölmesi bu kuşağa uyar. Âşık Çelebi'nin 976'da (1568-69) tamamladığı tezkirede Remzî'den hep "merhum" diye söz etmesi de iki tarihle de bağdaşır. Öte yandan 873'te (1469) doğan Abdürrahîm Efendi'nin kızının kocası olmak, 1000'de ölen bir oğlun babası olmak ve 921'de öğrenimini bitirip İstanbul'a gitmek, Hüsameddin'in çizdiği daha genç bir adama uyar. Tezkireler yaşadığı çağa yakın tanıklıklardır ve Âşık Çelebi aileyi içeriden tanır; buna karşılık Hüsameddin'in elinde bugün bilmediğimiz aile kayıtları bulunmuş olabilir. Mevcut kaynaklarla kesin bir sonuca varılamaz. Sehî'nin Muslihuddîn'i ile Kınalızâde'nin Mustafa'sının aynı kişi olduğu da bir çıkarımdır; Muslihuddîn, Mustafa adlılara verilen yaygın bir lakaptır ve iki tezkirecinin anlattığı Bursalı kadı aynı yıllarda yaşamıştır.

Amasya ile Bağı

Hüsameddin'e göre Remzî Amasya'da doğmuş, okumuş ve 921'de İstanbul'a gitmiş bir Amasyalıdır. Tezkirelere göre ise Bursalıdır ve Amasya ile bağı evlilik yoluyladır: karısı Amasya'nın en tanınmış âlim ailesinin, Müeyyedzâdeler'in kızıdır, kızı da Amasyalı Tayyibzâdeler'e gelin gitmiştir. Hüsameddin'in kaydı ve ailesinin Amasya'daki yeri onu Amasya şairleri arasına koyar; doğum yerinin neresi olduğu ise kaynaklarla çözülemeyen bir soru olarak kalır.

Ailesi

Hüsameddin'in kurduğu soy doğruysa Remzî, Şehzade Ahmed'in Amasya sarayına çok yakın bir evde büyümüştür. Babası Şemseddîn Ahmed Efendi 912'de (1506-07) Amasya kadılkudatı ve şehzadenin danışmanı olmuş, musahiplerinin "Şems"ler diye anılan ilki sayılmış, "Şems" mahlasıyla şiir yazmış ve 918'de (1512) Yavuz Selim'in tahta çıkışının yarattığı korku içinde ölmüştür. Annesi Zeyneb Hâtun (babasının maddesinde adı Ayşe Hâtun diye geçer), Hüsameddin'e göre kocasından ilim öğrenmiş, şehzadenin haremindeki kadınların musahibesi olmuş ve 923 (1517) dolaylarında ölmüştür. Kayınpederi Şeyh Abdürrahîm Efendi, İstanbul'da Sultanselim semtindeki zaviyede on sekiz yıl Halvetî ve Bayrâmî usulüyle irşat etmiş, 944'te (1537-38) ölmüştür. Karısı bu yüzden Şeyhülislâm Abdülkâdir Şeyhî Efendi'nin kız kardeşi ve Ebüssuûd Efendi'nin yeğeniydi.

Oğlu Mehmed İlmî, babası gibi şairdi. Âşık Çelebi onu, tezkiresini yazdığı sırada Bursa'daki Hanceriyye Medresesi'nde kırk akçe ile müderris olarak gösterir ve daha çok Farsça şiir söylediğini yazar; Kınalızâde onu Edirne'deki Sultan Süleyman Medresesi'nde müderris olarak anar ve ondan Türkçe ve Farsça beyitler aktarır. Hüsameddin'e göre Bursa kadılığından azledildikten sonra 1000 (1591-92) yılında ölmüştür. Remzî'nin kızının oğlu Ehlî de bir kadı şairdi.

Şiiri

Remzî'nin bir divanı bilinmiyor. Hüsameddin'in iki maddesi de ondan beyit aktarmaz. Ona ait olarak kayda geçmiş şiirler, Bursalı Kadı Remzî'yi anlatan tezkirelerdedir: Kınalızâde yedi beyit, Gelibolulu Âlî dört beyitlik bir gazel parçası, iki beyitlik bir başka parça ve bir matla, Latîfî üç beyit, Beyânî dört beyit, Sehî üç beyitlik bir gazel parçası verir. Âşık Çelebi'nin tezkiresinin F harfiyle gösterilen nüshasında da Remzî Çelebi'nin, Hayâlî'nin bir beytine "cevap" olarak söylediği bir beyit kayıtlıdır. Bunların en tanınmışı, Latîfî'nin "kendi hayalinin ürünü" diye övdüğü matladır: "Şekkeristândur bu meclis âl ṭûṭîdür şarâb / Âşiyândur ṭut ki sâġar beyżâdur gûyâ ḥabâb". Meclis bir şeker tarlası, kırmızı şarap bir papağan, kadeh bir yuva, şarabın kabarcığı da bu yuvanın yumurtasıdır.

Ulaşılan metinler şunlardır: "Ölürüz içmeyince bir dem mey" diye başlayan gazel parçası (Kınalızâde ve Âlî), "Şekkeristândur bu meclis" matlaı (Latîfî, Kınalızâde, Beyânî, Âlî), "Didiler sakın seni tutar cefâsı taşına" matlaı (Kınalızâde, Beyânî), mahlas beytiyle birlikte "Tur salın nâz ile ey serv-i gül-endâmum benüm" gazelinden iki beyit ve "Safâ-hâtır eyleyüp benüm ey seng-dil gönlüm" beyti (Kınalızâde), "Ele Ferhâd ile bir yirden alup baş ikimüz" gazelinden iki beyit (Âlî), "Şekkerîn leblerinüñ yâdına inmiş hasenâ" ve "Sunup göñlüm disem yâra bir elma gibi el vardı" matlaları (Latîfî), "Seni seyr içün ağyâra eger bu vech ile vara" beyti (Âşık Çelebi'nin F nüshası) ve Sehî'nin verdiği "Aramuzda olan hicrân efendi sanma bendendür" gazel parçası. Bu şiirlerin hepsi, kimlik tartışmasının öbür ucundaki Bursalı Remzî adına kaydedilmiştir; Hüsameddin'in Abdülhâdî'si ile aynı kişi oldukları, yukarıdaki ortak noktalara dayanan bir kabuldür.

Kronoloji

912 (1506-07): Babası Şemseddîn Ahmed Efendi Amasya kadılkudatı ve Şehzade Ahmed'in musahibi olur.

918 (1512): Babası, Yavuz Selim'in tahta çıkışından sonra ölür.

921 (1515): Hüsameddin'e göre öğrenimini bitirip İstanbul'a gider, Abdürrahîm Efendi'nin zaviyesinde kalır ve onun damadı olur.

944 (1537-38): Kayınpederi Şeyh Abdürrahîm Efendi ölür.

954 (1547): Kınalızâde ve Beyânî'ye göre Mardin kadısıyken Sivas'ta ölür.

975 (1567-68) dolayları: Hüsameddin'in on ikinci cildine göre Galata'da ölür.

1000 (1591-92): Oğlu Mehmed İlmî Efendi Bursa kadılığından azledildikten sonra ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar