Ailesine İkincizâde adını veren, babası İkinci Ömer Ağa'dır; Amasya yeniçerilerinin serdarıydı. Oğlu Sânî Abdullah Efendi'nin yolu ise medreseden geçti: XVII. yüzyılın son çeyreğinde Amasya medreselerinde ders okuttu, Şeyhülislam Seyyid Feyzullah Efendi'ye bir eser sunarak Edirne Dârülhadisi'ne müderris oldu ve ömrünün sonunda Amasya müftülüğüne getirildi. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar onu Amasya Tarihi'nin sekizinci cildinde, adı "sin" harfiyle başlayan Amasyalılar arasında verir ve sıfatları arasında "şâir" ile "edîb"i de sayar. Ne var ki bilinen eserlerinin hepsi şerh, haşiye ve risaledir; tek beyti bile elimizde değil. 1120 (1708) baharında, müftülüğünün ikinci yılında öldü.
Hüsameddin'in Kaydı
Hocalarından torunlarına kadar bir medrese hayatını adım adım izleyen bu madde, açıklamalarıyla birlikte Sânî Abdullah Efendi-İkincizâde el-Hâc sayfasında da okunabilir. Hüsameddin bilgisinin bir kısmını Sânî'nin kendi eserlerinin girişinden aldığını açıkça söyler:
Sânî Abdullah Efendi-İkincizâde el-Hâc Amasyalıdır. Amasya yeniçerilerinin serdârı İkinci Ömer Ağa'nın mahdûmu olduğu kendi te'lîfâtının dîbâcesinde yazılıdır. Amasya fuzalâsından müftî-i allâme Hızır ve Mehmed Paşa müderrisi Çillîzâde Ömer Efendilerden ikmâl-i tahsîl ederek ders-i âmm-ı meşhûr oldu. Üstâdı Ömer Efendi'nin 1095'de irtihâlinden sonra meydân-ı fazîlet kendisine münhasır olduğundan talebe ve şâkirdân-ı irfânı fevka'l-âde çoğaldı. Sultân Bâyezîd câmi-i şerîfi, tefsîr-i şerîf okuttuğu esnâda dinleyenlerle dolardı. 1098'de Fîrûz Ağa müderrisi olup Amasya'da tedrîs-i ulûm ederdi. Erbâb-ı hasedin urûk ve a'sâbını tahrîk eden bu hâlet Havzalılar'ı teşvîk ederek müderrisi bulunduğu Fîrûz Ağa medresesi Havza'da olduğundan bâhisle kendisinin Havza'ya gelmesini ricâ ve ısrâr etdirdiler. Bundan dolayı canı sıkılıp Amasya ve medreseyi terk edib 1111'de İstanbul'a ba'dehû Edirne'ye gidip Şeyhülislâm es-Seyyid Feyzullâh Efendi nâmına te'lîf etdiği "Şerh-i Âdâb-ı Hüseyniyye" hâşiyesini müşârün-ileyhe takdîm ederek Edirne'de Dârü'l-hadîs müderrisliğine nâ'il oldu. Orada dört yıl kadar neşr-i fezâ'il edib isbât-ı fazîlet etdiği esnâda 1115 senesi rebîülevvelinde kopan kıyâmette efendisi maktûl ve evlâd u müntesibleri menkûb olduğundan Hicâz'a gitdi. Avdette yine Amasya'ya gelip tedrîse devâm etdi. Bu esnâda Hızır Paşa müderrisi olup talebe-i ulûm her taraftan dersine akın etdi. 1118 senesi şevvâlînin on üçüncü günü Müftü Hacı Efendizâde el-Hâc Ömer Efendi'nin vefâtına binâ'en Amasya müftülüğü uhde-i istîhâline tevcîh edilip riyâset-i ilmiyye kendisine müntehî oldu. Bir buçuk yıldan ziyâde tedrîs u iftâ ile iştigâl ederken 1120 senesi rebîülevvelinde hastalandı. 10 gün sonra dâr-ı na'îme irtihâl etdi. Gâyet âlim, fâzıl, ulûm-ı akliyye ve nakliyyede mütebahhir, vakûr, kâmil, şâir, edîb, nâdire-dân bir zât-ı sütûde-simât olduğu âsârından bellidir. "Şerh-i Tehzîb" üzerine haşiyesi, tefsîrden ba'zı mevâki'-i müşkileye ta'likâtı, ba'zı mesâ'il-i mühimmenin îzâhı hakkında risâleleri vardır. Mahdûmu Amasya müftüsü ve şeyhü'l-imâre el-Hâc Mehmed Efendi ve hafîdi yine Amasya müftüsü Hâfız Abdurrahmân Efendi ve bunların evlâdı "Müftüzâde"likle meşhûrdur. Müşârün-ileyhin diğer mahdûmu mevâliden el-Hâc Ömer Efendi'dir.
Sadeleştirilmiş metin: Amasyalıdır. Amasya yeniçerilerinin serdarı İkinci Ömer Ağa'nın oğlu olduğu, kendi eserlerinin önsözünde yazılıdır. Amasya âlimlerinden, çok bilgili müftü Hızır Efendi ile Mehmed Paşa Medresesi müderrisi Çillîzâde Ömer Efendi'den öğrenimini tamamlayarak halka açık dersleriyle tanınan bir hoca oldu. Hocası Ömer Efendi 1095'te ölünce ilim meydanında tek başına kaldığından öğrencileri olağanüstü çoğaldı. Sultan Bayezid Camii, o tefsir okuttuğu sırada dinleyicilerle dolardı. 1098'de Fîrûz Ağa Medresesi'ne müderris oldu ve Amasya'da ders vermeyi sürdürdü. Bu durum kıskançların damarlarını kabarttı; Havzalıları kışkırtıp, müderrisi olduğu Fîrûz Ağa Medresesi Havza'da olduğu gerekçesiyle Havza'ya gelmesini ısrarla istettiler. Bundan canı sıkılan Sânî, Amasya'yı ve medreseyi bırakıp 1111'de İstanbul'a, ardından Edirne'ye gitti; Şeyhülislam Seyyid Feyzullah Efendi adına yazdığı "Şerh-i Âdâb-ı Hüseyniyye" haşiyesini ona sunarak Edirne'de Dârülhadis müderrisliğini aldı. Orada dört yıl kadar ders verip bilgisini kanıtladığı sırada 1115 yılı rebiülevvelinde kopan kıyamette efendisi öldürüldü, çocukları ve bağlıları mallarından edildi; bunun üzerine Hicaz'a gitti. Dönüşte yine Amasya'ya gelip ders vermeye devam etti. Bu sırada Hızır Paşa Medresesi müderrisi oldu ve öğrenciler her yandan dersine akın etti. 1118 yılı şevvalinin on üçüncü günü Müftü Hacı Efendizâde Hacı Ömer Efendi'nin ölümü üzerine Amasya müftülüğü kendisine verildi ve şehrin ilim başkanlığı ona geçti. Bir buçuk yıldan fazla ders ve fetva ile uğraşırken 1120 yılı rebiülevvelinde hastalandı ve on gün sonra öldü. Çok bilgili, faziletli, akli ve nakli ilimlerde derinleşmiş, ağırbaşlı, olgun, şair, edip ve nadir şeyler bilen övgüye değer bir zat olduğu eserlerinden bellidir. "Şerh-i Tehzîb" üzerine bir haşiyesi, tefsirin bazı güç yerlerine açıklama notları ve bazı önemli meselelerin açıklamasına dair risaleleri vardır. Oğlu Amasya müftüsü ve imaret şeyhi Hacı Mehmed Efendi, torunu yine Amasya müftüsü Hâfız Abdurrahman Efendi'dir; bunların çocukları "Müftüzâde" diye tanınır. Öbür oğlu, mevleviyet payesi almış kadılardan Hacı Ömer Efendi'dir.
Hayatı
Hüsameddin'in verdiği ilk kesin tarih hocasına aittir: Çillîzâde Ömer Efendi 1095'te (1683-84) ölünce Sânî Amasya'da ilk sıraya çıkmış, Bayezid Camii'nde okuttuğu tefsir dersleri kalabalık toplamıştır. Doğum yılı kayıtlı değil. O sırada medrese eğitimini çoktan bitirmiş olması gerektiğine göre XVII. yüzyılın ortalarında doğduğu düşünülebilir, ama bu yalnızca bir tahmindir. Ana listede ölüm tarihi olarak görünen 1095 de aslında hocasının ölüm yılıdır, Sânî'nin değil.
Amasya'dan ayrılışının hikâyesi maddenin en canlı yeridir. 1098'de (1686-87) Fîrûz Ağa Medresesi'ne müderris olduğunda medrese Havza'daydı, ama Sânî derslerini Amasya'da vermeyi sürdürüyordu. Hüsameddin'e göre onun şöhretini kıskananlar Havzalıları harekete geçirdi ve müderrisin medresenin bulunduğu yere gelmesi istendi. Talep kâğıt üzerinde haklıydı, Hüsameddin ise onu kıskançlığın bir aracı olarak anlatır ve Sânî'nin "canının sıkıldığını" yazar. 1111'de (1699-1700) önce İstanbul'a, sonra Edirne'ye gitti ve Şeyhülislam Feyzullah Efendi adına yazdığı haşiyeyi ona sunarak Edirne Dârülhadisi'ne müderris oldu. Kariyeri artık bir himayeye bağlanmıştı.
Bu himaye 1703 yazında çöktü. Hüsameddin'in "1115 rebiülevvelinde kopan kıyamet" diye andığı olay, II. Mustafa'nın tahttan indirilmesiyle sonuçlanan Edirne Vakası'dır. Ayaklanma 17 Temmuz 1703'te cebecilerin birikmiş maaşlarını istemesiyle başladı; Feyzullah Efendi kaçmaya çalışırken Pravadi'de yakalandı, Edirne'ye getirilip işkenceyle öldürüldü, oğlu Fethullah Efendi de İstanbul'da öldürüldü. Hüsameddin'in "efendisi" dediği kişi budur. Şeyhülislamın adamlarının malları yağmalanırken Sânî'nin Hicaz'a gitmesi, bir hac yolculuğu olduğu kadar ortalık yatışana kadar uzaklaşmak anlamına da gelir; kaynak bu ikinci yönü açıkça söylemez.
Dönüşte Amasya onu yeniden kabul etti. Hızır Paşa Medresesi'ne müderris oldu ve 13 Şevval 1118'de (Ocak 1707) Hacı Efendizâde Hacı Ömer Efendi'nin ölümüyle boşalan müftülüğe getirildi. Hüsameddin bu makamı "riyâset-i ilmiyye", yani şehrin ilim başkanlığı diye anar. Müftülüğü bir buçuk yıldan biraz fazla sürdü: 1120 rebiülevvelinde (Mayıs-Haziran 1708) hastalandı ve on gün içinde öldü. Mezarının yeri kayıtta yoktur.
Eserleri
Hüsameddin dört eser ya da eser grubu sayar. İlki, Edirne'de kapıları açan "Şerh-i Âdâb-ı Hüseyniyye" haşiyesidir; adındaki "âdâb", medrese geleneğinde tartışma ve münazara usulüne verilen addır ve eserin bu alana ait olduğu buradan anlaşılır, ama metin görülmeden kesin bir şey söylenemez. İkincisi "Şerh-i Tehzîb" üzerine bir haşiyedir. Üçüncüsü tefsirin güç yerlerine yazılmış açıklama notları, dördüncüsü ise bazı önemli meselelere dair risalelerdir. Hüsameddin bunları en azından kısmen görmüş olmalıdır, çünkü babasının adını "kendi te'lîfâtının dîbâcesinde" okuduğunu söyler. Bu nüshaların bugün hangi kütüphanede bulunduğu tespit edilemedi.
Amasya ile Bağı
İstanbul ve Edirne yılları ile Hicaz yolculuğu çıkarılırsa Sânî'nin hayatı baştan sona Amasya'da geçer. Burada doğup Amasyalı hocalardan okudu, şehrin medreselerinde ders verdi ve müftü olarak burada öldü. Babası şehirdeki yeniçeri ağalarından, oğlu ve torunu aynı müftülük makamının sahipleri olduğuna göre aile, XVIII. yüzyıl Amasya'sının ilmiye çevresinin tam ortasında durur. "Sânî" mahlası Arapçada "ikinci" demektir ve ailenin İkincizâde adını yankılar. Mahlasın aile adından türetildiğini Hüsameddin söylemez; iki adın aynı anlama gelmesi bize ait bir gözlemdir.
Şiiri
Hüsameddin'in "şâir" hükmü, kendi sözüyle "âsârından bellidir", yani eserlerine dayanır; oysa sıraladığı eserlerin hepsi nesirdir ve maddede tek beyit aktarılmaz. Sânî'nin şiirlerinden hiçbiri bugüne gelmemiştir. Haşiyelerinin girişlerinde ya da sonlarında manzum parçalar bulunması medrese yazarlarında sık görülen bir şeydir, fakat Sânî için bunu gösteren bir kayıt yoktur. Bu mahlası kullanan başka şairler de vardır; XVI. yüzyılda yaşayan ve güzelliği yüzünden "Yûsuf-ı Sânî" diye anılan Sânî Yûsuf Çelebi bunlardan biridir ve İkincizâde Abdullah Efendi ile karıştırılmamalıdır.
Ailesi
Sânî'nin iki oğlu Hüsameddin'de adıyla geçer. Hacı Mehmed Efendi babası gibi Amasya müftüsü oldu ve "şeyhü'l-imâre" unvanıyla bir imaretin şeyhliğini de üstlendi; Hüsameddin hangi imaret olduğunu belirtmez. Hacı Ömer Efendi ise mevâlî, yani yüksek dereceli kadılar arasına girdi. Torunu Hâfız Abdurrahman Efendi de Amasya müftülüğüne getirildi. Bir yeniçeri serdarının oğluyla başlayan soy, böylece birkaç kuşak boyunca aynı makamı elinde tutmuş ve "Müftüzâdeler" adıyla anılır olmuştur.
Kronoloji
1095 (1683-84): Hocası Çillîzâde Ömer Efendi ölür; Sânî Amasya'nın en çok öğrenci toplayan hocası olur.
1098 (1686-87): Fîrûz Ağa Medresesi müderrisliği.
1111 (1699-1700): Amasya'dan ayrılır; İstanbul ve Edirne, Edirne Dârülhadisi müderrisliği.
1115 (1703): Edirne Vakası'nda hamisi Feyzullah Efendi öldürülür; Sânî Hicaz'a gider.
13 Şevval 1118 (Ocak 1707): Amasya müftüsü olur.
Rebiülevvel 1120 (Mayıs-Haziran 1708): Hastalanır ve on gün sonra ölür.
Kaynakça
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 8, s. 74-76 (e-kitap s. 500), "Sânî Abdullah Efendi-İkincizâde el-Hâc" maddesi. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page500.html
- Abdülkadir Özcan, "Edirne Vak'ası", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/edirne-vakasi
Çevrimiçi kaynaklar
