Uzun boyu ve düzgün endamı yüzünden "Hâfız Cîlânî" diye anılan Hâfız Mehmed Çelebi, Amasyalı bir hattat ve şairdi. Kanuni devrinde önce Şehzade Mustafa'nın, sonra Şehzade Bayezid'in Amasya'daki divanında kâtiplik etti; ikinci efendisinin isyanı onu hapse düşürdü, ama sonradan maliye kalemlerinde Sivas defterdarlığına kadar yükseldi. Ölümü 1005 (1596-97) civarındadır ve Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'a göre o sırada doksan yaşını geçmişti. Hüsameddin, Müderris Abdî Efendi'nin tezkiresine dayanarak onu Amasya'nın hat üstatları ve şairleri arasında sayar. Yazısından imzalı nüshalar kayda geçmişken şiirinden bir satır gelmemiştir. Hüsameddin'in bu maddesi ayrıca Hâfız Mehmed Çelebi-Hâfız Cîlânî sayfasında yayımlanmıştır.

Hüsameddin'in Kaydı

Hâfız Mehmed Çelebi-Hâfız Cîlânî Amasyalı Süleyman'ın oğludur. Amasya'nın ulemâ ve urefâsından tahsîl-i ma'ârif ederek vâlî Şehzâde Sultân Mustafa'nın küttâb-ı dîvânı zümresine iltihâk etdi. 960'ta müşârün-ileyhin şehîden vefâtı üzerine bir müddet Amasya evkâf-ı sultâniyyesi kâtibi oldu. 965'de Amasya vâlîsi olup gelen Şehzâde Sultân Bâyezîd bunun hüsn-i hattını ve lutf-ı tab'ını takdîr ederek kendisine dîvân kâtibi ta'yîn etdi. Bundan dolayı 966'da habs u tazyîke giriftâr oldu. Sonra bî-günâh olduğu tebeyyün etmekle 967'de kurtuldu. 968'de bu vartaya giriftâr olan es-Şeyh Îcâdî Efendi ile Hicâz'a gidip avdette Amasya'ya geldi. Kibâr evlâdına ta'lîm-i hutût ü ma'ârif ile dem-güzâr olup 974'de Amasya vâlîsi olan Şehzâde Sultân Murad'ın nâ'il-i teveccühâtı olduğundan sânîyen Sultân Bâyezîd imâreti evkâf kâtibi oldu. 982 senesi ramazânında tahta cülûs eden Sultân Murâd Han-ı Sâlis'in zamânında Amasya sancâğı muhassıl-ı emvâli, ba'dehû Sivas defterdârı oldu. Ba'dehû ma'zûlen Amasya'da ikâmet edib 1005 hudûdunda vefât etdi. Kâtib, şâir hattât-ı meşhûr olup hikâyât ü emsâlde bî-nazîr idi. "Hâfız Cîlânî" denirdi. 998'de yazdığı En'âm-ı şerîfi sonunda "ketebehü el-fakîrü'l-hakîr Mehmed bin Süleyman el-Amasî eş-Şehîr bi-Hâfız" diye imzâsı ve defâtir-i mâliye ve vakfiyede kuyûdu görüldü. Boyu uzun, endâmı mütenâsib olduğu münâsebetle "Hâfız Cîlânî" dendi. Mahdûmu Alî Çelebi ve tilmizi Fazlullâh Paşa'dır. Müstakîmzâde Süleyman Sa'deddîn Efendi "Tuhfe"sinde diyor ki: "Mehmed bin Süleyman: Cîlânî olup el-hakk tarîka-i şeyhin vâhid ke'l-elfi ve üstâdânın binde bir gelen sâhib-i mi'e veya elfi olup ma'rifetin cîlî-i cîlîsi ve belki Cîlânî-i zamânı idi. Bin bir târîhinde yazdığı mushaf-ı şerîfi ziyâret olunup ocak şâkirdânından olmağla Şükrullâh Halîfe telâmizesinden olmak iktizâ eder." Hâlbuki müşârün-ileyhin üstâdı 941'de vefât eden Amasyalı hattât-ı meşhûr Ebu'l-fazl Mehmed Efendi'dir. Bunu kendi kalemiyle tasrîh etmişdir. Hîn-i vefâtında yaşı doksanı geçkin idi. Amasya'da esâtize-i hattdan ve şu'arâdan olduğunu Müderris Abdî Efendi tezkiresinde yazıyor.

Günümüz Türkçesiyle: Amasyalı Süleyman'ın oğludur. Amasya'nın âlim ve ariflerinden öğrenim görerek vali Şehzade Sultan Mustafa'nın divan kâtipleri arasına katıldı. 960'ta şehzadenin şehit edilmesi üzerine bir süre Amasya'daki sultan vakıflarının kâtibi oldu. 965'te Amasya valisi olarak gelen Şehzade Sultan Bayezid onun güzel yazısını ve yaradılışının inceliğini beğenip onu divan kâtibi yaptı. Bu yüzden 966'da hapsedilip sıkıştırıldı; sonra suçsuz olduğu anlaşılınca 967'de kurtuldu. 968'de aynı belaya uğrayan Şeyh Îcâdî Efendi ile Hicaz'a gidip dönüşte Amasya'ya geldi. İleri gelenlerin çocuklarına yazı ve bilgi öğreterek vakit geçirdi; 974'te Amasya valisi olan Şehzade Sultan Murad'ın teveccühünü kazandığından ikinci kez Sultan Bayezid imaretinin vakıf kâtibi oldu. 982 yılı ramazanında tahta çıkan Sultan III. Murad zamanında Amasya sancağının mal tahsildarı, sonra Sivas defterdarı oldu. Daha sonra görevden alınarak Amasya'da oturdu ve 1005 dolaylarında öldü. Kâtip, şair ve ünlü bir hattattı; hikâye ve atasözlerinde eşi yoktu. "Hâfız Cîlânî" denirdi. 998'de yazdığı bir En'âm'ın sonundaki "Bunu, Hâfız diye tanınan, aciz ve hakir Amasyalı Mehmed bin Süleyman yazdı" imzası, maliye defterlerinde ve vakfiyede de kayıtları görüldü. Boyu uzun, endamı düzgün olduğu için "Hâfız Cîlânî" dendi. Oğlu Ali Çelebi, öğrencisi Fazlullah Paşa'dır. Müstakimzâde Süleyman Sâdeddin Efendi Tuhfe'sinde şöyle der: "Mehmed bin Süleyman: Cîlânî'dir; gerçekten şeyhin yolunda bin kişiye bedel tek kişi, üstatlar arasında binde bir yetişen, yüze ya da bine denk biriydi; marifetin en parlağı, hatta zamanının Cîlânî'siydi. 1001 yılında yazdığı mushafı görüldü; ocağın öğrencilerinden olduğuna göre Şükrullah Halife'nin talebesinden olması gerekir." Oysa onun hocası 941'de ölen Amasyalı ünlü hattat Ebü'l-Fazl Mehmed Efendi'dir; bunu kendi kalemiyle açıkça yazmıştır. Öldüğünde doksan yaşını geçmişti. Amasya'da hat üstatlarından ve şairlerden olduğunu Müderris Abdî Efendi tezkiresinde yazar.

Hayatı

Ölüm yaşı doğruysa 1005'ten doksan küsur yıl geriye, yani 910'ların başına (1505-10 dolayı) inilir; bu kaba bir hesaptır. Hocası Ebü'l-Fazl Mehmed Efendi 941'de (1534) öldüğüne göre yazıyı gençliğinde, Amasya'da ondan meşk etmiş olmalıdır. Bunu Hüsameddin, hattatın kendi kalemiyle yazdığı bir notu gördüğünü söyleyerek kesin bir dille bildirir.

Kâtiplik hayatı Amasya'ya gelen şehzadelerin talihine bağlı kaldı. Şehzade Mustafa'nın divanında kâtipken 960'ta (1553) şehzade Konya Ereğlisi yakınında boğduruldu ve Hâfız Mehmed bir süre sultan vakıflarının kâtipliğine çekildi. Beş yıl sonra Amasya'ya gelen Şehzade Bayezid onun yazısını beğenip divan kâtibi yaptı; Bayezid'in kardeşi Selim'le giriştiği taht mücadelesi, 966'da (1558-59) onun da hapse atılmasına yol açtı. Bir yıl sonra suçsuz bulunup bırakıldı. 968'de (1560-61), Hüsameddin'in deyişiyle "aynı belaya uğrayan" Şeyh Îcâdî Efendi ile Hicaz'a gitti. Yolculuk, Bayezid'in İran'a kaçıp orada öldürüldüğü yıllara denk gelir. Hac niyetinin yanında Amasya'dan bir süre uzak durma isteği de bulunabilir, ama Hüsameddin bu konuda sessizdir.

Dönüşünde ileri gelenlerin çocuklarına hat ve ilim öğretti. Hüsameddin'e göre 974'te (1566-67) "Amasya valisi olan Şehzade Sultan Murad"ın teveccühünü kazanarak yeniden Sultan Bayezid imaretinin vakıf kâtibi oldu. Bu kayıt sorunludur: Kanuni'nin torunu, sonraki III. Murad, 969'dan (1562) tahta çıkışına kadar Saruhan sancakbeyi olarak Manisa'daydı. Hüsameddin'in hangi şehzadeyi kastettiği ya da yılda bir yanlışlık olup olmadığı anlaşılamıyor. III. Murad'ın padişahlığında Amasya sancağının mal tahsildarı, ardından Sivas defterdarı oldu. Görevden alındıktan sonra Amasya'ya döndü ve 1005 dolaylarında öldü.

Hattatlığı

Hâfız Cîlânî'nin adını yaşatan, şiirinden çok yazısıdır. Hüsameddin onun 998'de (1589-90) yazdığı bir En'âm'ı görmüş ve imzasını aktarmıştır: "Mehmed bin Süleyman el-Amasî eş-Şehîr bi-Hâfız." Hattatlar tezkiresi Tuhfe-i Hattâtîn'in yazarı Müstakimzâde ise 1001 (1592-93) tarihli bir mushafını görmüş ve onu öven, "Cîlânî" adıyla "cîlî" (parlak, cilalı) kelimesini oynatan bir cümle yazmıştır. Müstakimzâde onu Şeyh Hamdullah ocağından Şükrullah Halife'nin öğrencisi sanmıştır. Hüsameddin buna itiraz eder ve hattatın kendi notuna dayanarak hocasının Ebü'l-Fazl Mehmed Çelebi olduğunu söyler. Ebü'l-Fazl da Şeyh Hamdullah'ın öğrencisi olduğu için iki görüşte de Hâfız Cîlânî aynı ocağın içinde kalır; ayrılık yalnızca halkanın hangi kişiden geçtiğindedir. Öğrencisi olarak Fazlullah Paşa'nın adı anılır.

Amasya ile Bağı

Kaynakların andığı görevlerinin çoğu Amasya'da geçer. Amasyalı Süleyman'ın oğlu olarak şehirde okumuş, yazıyı Amasyalı bir hocadan öğrenmiş, iki şehzadenin buradaki divanında ve sultan vakıflarında kâtiplik etmiştir. En'âm'daki imzasında geçen "el-Amasî" nisbesi bu bağı kendi eliyle kayda geçirir. Defterdarlıktan ayrılınca da yine Amasya'ya dönmüş ve orada ölmüştür.

Şiiri

Şair olduğunu iki kayıttan öğreniyoruz, şiirlerinden ise hiçbiri elimize geçmedi. Biri Hüsameddin'in "kâtib, şâir, hattât-ı meşhûr" nitelemesi, öteki de onu Amasya şairleri arasında saydığını bildirdiği Müderris Abdî Efendi'nin tezkiresidir; Hüsameddin bu tezkireden ona ait bir beyit aktarmaz. Şehzade Bayezid'in onun "lutf-ı tab'ını", yani yaradılışındaki inceliği takdir ettiğine dair kayıt da bir şiir yeteneğine işaret edebilir; bu ifade divan dilinde sık sık şairlik için kullanılır, ama burada kesin bir anlamı yoktur. "Hâfız" adının bir mahlas mı, yoksa Kur'an hafızlığından gelen bir unvan mı olduğu da belli değildir; imzasında "Hâfız diye tanınan" demesi, adın en azından halk arasında yerleştiğini gösterir.

Kronoloji

960 (1553): Şehzade Mustafa'nın ölümü üzerine Amasya sultan vakıflarının kâtibi olur.

965 (1557-58): Şehzade Bayezid'in divan kâtibi.

966-967 (1558-60): Hapsedilir, suçsuz bulunarak bırakılır.

968 (1560-61): Şeyh Îcâdî Efendi ile Hicaz'a gider.

974 (1566-67): Hüsameddin'e göre yeniden Sultan Bayezid imaretinin vakıf kâtibi.

998 (1589-90): İmzalı En'âm.

1001 (1592-93): Müstakimzâde'nin gördüğü mushaf.

1005 (1596-97) dolayı: Amasya'da ölür.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar