Sîmî Ahmed Çelebi, XVII. yüzyılın başında yaşamış, Pîr İlyâs soyundan gelen Gümüşlüzâde ailesinden bir hattat, kadı ve şairdir. Mahkeme kâtipliği ve kasaba kadılıklarından sonra kadılığı bırakıp ilim ve hat öğretmeye yönelmiş, 1027'de (1618) Amasya sancağının divan kâtibi olmuş ve 1032'de (1622-23) ölmüştür. Onu tanımak için Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi'ndeki kısa maddeden başka kaynak yoktur. Hüsameddin onun Amasyalı müderris Abdî Efendi'nin yanmış tezkiresinde yer alan şairlerden olduğunu da kaydeder. Mahlasıyla ilgili tek bir beyit kalmıştır ve bu beytin Sîmî'nin kendisine mi, yoksa onun için söylenmiş bir söz mü olduğu bilinmiyor.
Hüsameddin'in Kaydı
Hüsameddin, onuncu cildin son sayfasında şairi şöyle anlatır:
Sîmî Ahmed Çelebi-Gümüşlüzâde Amasyalıdır. Hazreti Pîr İlyâs'ın evlâd-ı kirâmından ve kudâtdan Abdullah Çelebi bin Halîl Çelebi mahdûmudur. Ulûm u ma'ârif tahsîl ve Ramazânzâde Hüseyin Efendi'den hutût-ı mütenevvi'ayı ahz edib âlim u hattât oldu. Bir müddet mahkeme kâtibi sonra kasabâta kadı olup sonra terk-i kazâ ederek neşr-i ulûm u hutûta çalışdı. 1027'de Amasya sancâğı kâtib-i dîvânı olup 1032'de vefât etdi. Şu'arâ ve erbâb-ı ma'âriften bir Çelebi idi. "Gözlerim bakdıkça sîm-endâmına / Parlayub Sîmî demişdir nâmına" beyti gâlibâ bunun hakkındadır. Yâhûd kendisinindir. Müderris Abdî Efendi'nin tezkiresi ricâlindendir.
Günümüz Türkçesiyle: Sîmî Ahmed Çelebi, Gümüşlüzâde ailesinden ve Amasyalıdır. Hazreti Pîr İlyâs'ın soyundan ve kadılardan Abdullah Çelebi'nin oğludur; dedesi Halil Çelebi'dir. İlim ve bilgi tahsil etti, Ramazanzâde Hüseyin Efendi'den çeşitli yazı türlerini öğrenerek âlim ve hattat oldu. Bir süre mahkeme kâtipliği, sonra kasabalarda kadılık yaptı; ardından kadılığı bırakıp ilim ve hat öğretmeye çalıştı. 1027'de Amasya sancağının divan kâtibi oldu ve 1032'de öldü. Şairlerden ve bilgi sahiplerinden bir çelebiydi. "Gözlerim bakdıkça sîm-endâmına / Parlayub Sîmî demişdir nâmına" beyti büyük ihtimalle onun hakkındadır; ya da kendisinindir. Müderris Abdî Efendi'nin tezkiresinde anılan kişilerdendir.
Bu madde, Hüsameddin'in onuncu cildinin son maddelerinden biridir. Hemen ardından gelen kısa bir maddeden sonra yazar cildi bitirdiğini ve bunu İstanbul'da, Çırçır'daki Hacı Hasan Mahallesi'nde, 13 Safer 1351, yani 17 Haziran 1932 Cuma günü yazdığını not eder.
Ailesi ve Hayatı
Sîmî, Amasya'nın en eski ilim ve tasavvuf ailelerinden birine mensuptur. Gümüşlüzâdeler soylarını Halvetîliğin Amasya'daki öncüsü Pîr İlyâs'a bağlar; şehirdeki Gümüşlü Mahallesi ve camisi bugün de bu ailenin adını taşır. Babası Abdullah Çelebi kadılık yapmıştır. Sîmî'nin hayatı, ilmiye ile kalemiye arasında gidip gelen bir yol izler: mahkeme kâtipliği ile başlar, kasaba kadılıklarına uzanır, ardından kadılık bırakılıp öğretmenliğe dönülür ve sonunda sancak divanında kâtiplikle biter. Hüsameddin onun hat hocası olarak Ramazanzâde Hüseyin Efendi'yi anar. Divan kâtipliği, Amasya'da sancakbeyinin yazışmalarını yürüten bir görevdi ve iyi bir hattı gerektirirdi.
Abdî Efendi'nin Tezkiresi
Hüsameddin'in "Müderris Abdî Efendi'nin tezkiresi ricâlindendir" sözü, Sîmî'yi Amasya'nın kayıp bir şairler tezkiresine bağlar. Abdullah Paşa Medresesi müderrisi Abdî Efendi'nin XVI. yüzyıl sonundan XVII. yüzyıl ortasına kadar Amasya şairlerini topladığı bu eser yanmış, Hüsameddin ancak ondan yapılmış aktarmaları görebilmiştir. Tezkire ve onda adı geçen şairler hakkında daha geniş bilgi Abdî Efendi: Amasya Şairlerinin Kayıp Tezkiresi ve Şiirleri yazısındadır. Sîmî'ye ait olabilecek beytin de bu tezkireden gelmiş olması muhtemeldir; Hüsameddin bunu açıkça söylemez.
Şiiri
Sîmî'nin şiirlerine, aidiyeti belirsiz tek bir beyit dışında ulaşılamamıştır. Beyit, mahlasın anlamı üzerine kurulmuştur: Farsça "sîm" gümüş demektir ve "Sîmî" adı, Gümüşlüzâde aile adının Farsça bir karşılığı gibidir. Hüsameddin'in kendisi de beytin Sîmî hakkında mı söylendiğinden, yoksa onun kendi sözü mü olduğundan emin değildir. Kendi sayfasında beyit, Hüsameddin'in bu tereddüdüyle birlikte okunur.
Kronoloji
1027 (1618): Amasya sancağının divan kâtibi olur.
1032 (1622-23): Ölür.
Kaynakça
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 10, s. 539 (e-kitap s. 349). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page349.html
Çevrimiçi kaynaklar

