Amasya'nın merkezinde, Yavuz Selim Meydanı'na yakın, Hükümet Köprüsü'nün karşısında küçük bir yükseltinin üzerinde duran Gümüşlü Camii, Gümüşlü Mahallesi'nin hem adını hem de yazılı hafızasını taşıyan yapıdır. Mahalleyi anlatmak, bir bakıma bu caminin, onu yaptıran ailenin ve çevresindeki medrese, tekke ve konakların hikâyesini anlatmaktır. Cami yedi yüzyıl boyunca depremlere, yangınlara ve onarımlara rağmen aynı yerde ayakta kalmış, her yeniden yapımda bir vakıf düzenlemesi ve bir kitabe ya da kayıt bırakmıştır. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi ile Osman Fevzi Olcay'ın Amasya Hâtıraları bu kayıtlara mahalle halkının, sokaklarının ve eski komşularının adlarını ekler.

Adın Kökeni

Valilik ve belediye kayıtları camiyi, Gümüşlüzade Taceddin Mahmut Çelebi'nin 1326'da yaptırdığını söyler. Selim Özcan'ın ansiklopedi maddesi yapıyı 1325 tarihli kabul eder ve Amasya'nın o sırada Moğol-İlhanlı hâkimiyetinde olduğunu hatırlatır. Hüsameddin her iki tarihin de yorumlanabileceği bir ayrıntı verir: ona göre cami hicrî 725'te (1324-25) inşa edilmiş, vakfı ise 727'de (1326-27) düzenlenmiştir. Bir yıllık farkın, inşa ile vakıf tanzimi arasındaki bu aralıktan doğmuş olması mümkündür, ancak bu yalnızca bir yorumdur ve kaynakların hiçbiri farkı böyle açıklamaz.

Mahalle bugün Gümüşlü adını taşır. Eski kayıtlarda adı Gümüşlüzâde Mahallesi'dir; cami ise Taciye ve Defterdar Ahmed Bey Camii adlarıyla da anılmıştır. Hüsameddin, mahalle adının Amasya emiri Gümüşlüzâde Tâceddîn Mahmûd Çelebi'ye nispetle resmî kayıtlara geçtiğini yazar. Bugünkü kısa adın yerleşmesi ise resmî kayıtlara göre 1688 onarımından sonradır: bu onarımı yaptıran Gümüşlüzâde İbrahim Bey'in ardından cami Gümüşlü Camii diye anılmaya başlamıştır.

Hüsameddin'in verdiği soy kütüğü adın kökenine bir basamak daha iner. Selçuklu baş defterdarı ve maliye nazırı olan "Gümüşlü emîr-i kebîr" Hâce Emîneddîn Yûnus bin Abdullah el-Müstevfî, vezir Muîneddîn Süleyman Pervâne'nin eniştesi olarak anılır. Oğlu Sirâceddîn İsmâîl Bey, Pervâne'nin yeğeniydi ve babası gibi Rum müstevfisi, yani Anadolu'nun mal işlerinin başındaki defter emini olmuştur. İsmâîl Bey'in oğlu Tâceddîn Mahmûd Çelebi'dir. Hüsameddin, mahallenin ve ailenin bu soydan türediğini açıkça yazar. Böylece cami ve mahalle, adını bir hanedan lakabından almış olur; ancak "gümüş" sözcüğünün Emîneddîn Yûnus'a neden verildiğine dair elimizde güvenilir bir açıklama yoktur ve tahmin yürütülmemiştir.

Sınırları ve Konumu

Gümüşlü Camii, kaynaklarda şehir merkezinde, Yavuz Selim Meydanı civarında ve Hükümet Köprüsü'nün karşısında tarif edilir. Yapı hafif yüksekçe bir zemin üzerinde durur; bu da meydana biraz yukarıdan bakmasını ve olduğundan heybetli görünmesini sağlar. Resmî adresi Mehmet Paşa Caddesi üzerindedir. Mahallenin bugünkü çevresi, batıda Yavuz Selim Meydanı, doğuda küçük bir meydan, güneyde Atatürk Caddesi ve kuzeyde Yeşilırmak olarak tarif edilir.

Hüsameddin'in mahalle dökümünde sınırlar daha eski adlarla çizilir. Gümüşlüzâde Mahallesi, Selağzı'nın doğu yanındadır; doğusunda Yassı Kaya ve Sofîler Mahallesi, batısında ve güneyinde Selağzı ve dere, kuzeyinde Sofîzâde Mahallesi vardır. Kuzeydeki komşu Sofîzâde, Gümüşlüzâde'nin altında, Yeşilırmak'a kadar inen bir mahalledir ve adını, Çelebi Sultan Mehmed'in hocası ve müşaviri Sofî Bâyezîd Çelebizâde Mahmûd Çelebi'den alır. Mahmûd Çelebi bu mahallede 835'te (1431-32) bir mescit yaptırmış, Yörgüç Paşa'nın eşi Şahbulâ Hatun da 843'te mescidin yanına bir mektep ve çeşme eklemiştir. Bugünkü tarifte kuzey sınırının doğrudan Yeşilırmak olması, Sofîzâde'nin zamanla ayrı bir mahalle olarak anılmaz hâle geldiğini düşündürür; bu bir çıkarımdır, belgeye dayanmaz.

Yeşilırmak Amasya'da her yerleşimin yönünü belirleyen unsurdur. Gümüşlü de köprü başındaki meydanla nehir arasında, yamacın eteğiyle suyun arasına sıkışmış bir şerit üzerinde kurulmuştur. Hüsameddin, Zencirli Kaya adıyla bilinen sivri kayanın güneyden kuzeye Amasya'nın içine doğru uzandığını, Gümüşlüzâde Mahallesi'nin güneyindeki Çukur Bahçe mevkiine kadar girdiğini yazar. Mahalle bu bakımdan, yamacın kayalık ayağıyla ırmak kıyısı arasında kalan dar bir çizgidir.

Gümüşlüzade Köşkü ve Bahçesi

Hüsameddin'e göre Amasya'nın "Beyler Sarayı", "Saray Düzü" ve "Pîr İlyâs" adlarıyla anılan yüksek mevkii, İslam fethinden beri kente hâkim olan hükümdarların ve emirlerin ikamet ettiği bir yerdi. 614 tarihli (1217-18) bir şer'î belgede burası "Mülk-i Gıyâseddîn Şâh" diye anılır. Hüsameddin bunu, Selçuklu Sultanı Mesud devrinden beri şehzadelerin oturduğu yer olmasına delil sayar. Mahalle adının ilk basamağı olan Emîneddîn Yûnus ailesi, 665 (1266-67) dolaylarında bu araziyi tasarrufuna almış, mülk onun ölümünden sonra çocuklarına geçmiş ve uzun süre onların elinde kalmıştır.

Tâceddîn Mahmûd Çelebi Amasya'da emirlik yaptığı yıllarda buraya yüksek bir kasır yaptırmıştır. Kasrın doğu yanı Gümüşlüzâde Köşkü, batı yanı Gümüşlüzâde Bahçesi adıyla bilinirdi. Bahçenin başında, küçük ama sağlam taştan bir türbe yükselirdi ve Hüsameddin'e göre eşi Döndü Hatun ile kızı Ayşe Hatun burada yatıyordu. Tâceddîn Mahmûd, 735 rebîülâhirinde (Kasım-Aralık 1334) vefat ettiğinde köşkünün önündeki bahçeye defnedilmiş, oğulları Abdullah, Ahmed ve Kasım Çelebiler onun yerine geçmiştir. Aynı sülalenin büyüğü sayılan amcazadesi Pîr Kutbeddîn Muhammed Çelebi ise Gümüşlüzâde Mahallesi'nde inzivaya çekilmiştir.

Hüsameddin'in aktardığına göre Çelebi Sultan Mehmed, 800'ün başında (1397-98) Amasya'ya vali olarak geldiğinde köşkün bulunduğu yeri Gümüşlüzâde Hoca Celâl Çelebi'den satın almış ve oraya büyük bir saray yaptırmıştır. Bahçe ise tamamen Gümüşlüzâde ailesinin elinde kalmış, aile fertleri burada defnedildikçe bahçe giderek bir mezarlığa dönüşmüştür. Hüsameddin, bu sarayın Osmanlı hanedanı için yaklaşık üç yüz elli yıl Amasya'daki konak olduğunu, Çelebi Mehmed'in burada on altı, II. Murad'ın yirmi, II. Bayezid'in yirmi altı yıl oturduğunu ve II. Murad ile I. Selim'in doğum yerinin bu saray olduğunu yazar. Yavuz Selim'in doğum yeri konusunda kimi araştırmacılar Trabzon'u gösterir; Hüsameddin'in sözü bu tartışmada onun kaydı olarak okunmalıdır.

Saraydan geriye kalan, onun anlattığı kadarıyla büyük bir harem dairesi, selamlık, iki hamam, iki mutfak, ortalarında mermer havuzlar bulunan iki bahçe ve bunları çeviren kârgir bir duvardı. Yapı 1147'deki (1734-35) depremde zarar görmüş, İran savaşları sürdüğü için onarılamamış, 1241'deki (1825-26) depremde tamamen yıkılmıştır. Hüsameddin, 1311'deki (1893-94) büyük yangında Amasya İdadisi'nin de yandığını, yeni bir yer aranırken mutasarrıf Mahmud Kemal Bey'in uygun görmesiyle sarayın bahçesinin batı yanına yeni idadi binasının yapıldığını anlatır. Sarayın ortasına ise 1316'da başlanan ve 1318'de bitirilen bir kışla yükselmiştir. Olcay'ın bir idadi öğrencisi olarak hatırladığı Saraydüzü'ndeki okul da aynı semttedir.

Gümüşlü Camii'nin Tarihi

İlk yapı, ahşap çatılı olarak 1325 ya da 1326'da Tâceddîn Mahmûd Çelebi tarafından yaptırılmıştır. Hüsameddin, Tâceddîn Mahmûd'un vakıflarını düzenlerken Helkis Bahçesi'ni de vakfettiğini, caminin Tâciye Câmii diye anıldığının ise 805'te (1402-03) düzenlenen vakfiyede görüldüğünü yazar.

Caminin başına gelen ilk büyük felaket bir depremdir. Hüsameddin zelzelenin tarihini 818 (1415-16) olarak verir; resmî kayıtlar ve Özcan ise 1419'u anar. Hüsameddin ve Özcan, onarımı Gümüşlüzâde Ahmed Paşa'nın yaptırdığında birleşir. Cami daha sonra yandığında, Hüsameddin'in "Ahmed Paşazâde Defterdâr Ahmed Bey ibn Abdullah Bey" dediği kişi 890'da (1485) camiyi kârgir olarak yeniden yaptırmış, batı tarafına bir minare eklemiş ve vakıf düzenini tanzim etmiştir. Kapının üzerindeki mermer levhada, Farsça olarak yapının tamamlanışı ve Ahmed Bey'in hayrı anlatılır. Resmî kayıtlar yeniden yapımı 1491'e ve Defterdar Mahmut Bey'e bağlar; Özcan ise 1481'de başlayan inşaatın kitabede yazdığı gibi 1485'te bittiğini söyler. Kitabe birincil belge olduğu için 1485 daha güçlü bir dayanaktır. Hüsameddin'in yazdığı Ahmed adı da Özcan'la örtüşür; Mahmut adının nereden geldiği bu kaynaklardan anlaşılamaz.

Sonraki yüzyıl yangınlarla geçmiştir. Hüsameddin, camiyi "eşkıya vak'ası"nda 1011'de (1602-03) yanmış olarak kaydeder ve onarımı Defterdar Ahmed Bey'in soyundan mirimiran Şemseddin Paşa'ya bağlar. Bu tarih, Özcan'ın 1603'ü ile örtüşür; resmî kayıtların verdiği 1612 ise onlardan ayrılır. Şemseddin Paşa'nın camiyle yetinmediği, kayıtlardan anlaşılır: Aynı paşa Çukur Bahçe'de bir mescit yaptırmış ve 1023'te (1614) mülklerini vakfetmiştir. Daha sonra 1099'da (1688) Gümüşlüzâde İbrahim Paşa camiyi onarmış ve vakıflarını genişletmiştir. Hüsameddin buna ek olarak İbrahim Paşa'nın 1100'de Selağzı'nda, Gümüşlüzâde Muhyiddîn Mehmed el-Halvetî'nin türbesi önüne bir çeşme yaptırdığını kaydeder.

1133'te (1720-21) bir yangın çıkmış, mütevelli Hacı Mustafa Ağa camiyi 1134'te yeniden yaptırmıştır. Resmî kayıtlar bu onarımı 1721'e bağlar ve Mustafa Ağa'nın vakıf mütevellisi olduğunu belirtir. 1238'de (1822-23) ayandan Rahtuvân Paşazâde Hacı Ali Bey bir vaaz kürsüsü yaptırmış ve dükkânlarını caminin kürsü şeyhliğine vakfetmiştir. Hüsameddin bu dükkânların, onun zamanında da Vâzıh Efendi'nin soyunun elinde vakıf olarak kullanıldığını yazar. 1903'te kuzey cephesine bugünkü son cemaat yeri eklenmiş, 1953'te Hürrem Arpacıoğlu camiyi onartmış, 1960'ta iç mekândaki kalem işi bezemeler yapılmıştır. 1985-1989 arasındaki son onarım, camiyi bugünkü görünümüne getirmiştir.

Mimarisi

Gümüşlü Camii kareye yakın planlıdır ve beden duvarları düzgün kesme taştan örülmüştür. Esas ibadet mekânı olan harimin doğu ve batısında, alt katları üçer bölümlü, üst katlarında kuzey-güney doğrultusunda uzanan mahfilli iki yan bölüm bulunur ve bu bölümler ibadet mekânını enine genişletir. Kuzeydeki cümle kapısı taştan ve beden duvarından dışarı çıkıntılıdır; yay kemerli kapının köşelerinde sütuncelere, yanlarında mihrabiyelere ve küçük nişlere yer verilmiştir. Kapının üzerinde dört satırlık, Farsça bir yapım kitabesi vardır ve bu kitabede Ahmed Bey'in hayrından söz edilir.

Harimin üzeri önce on altıgen bir kasnağa, onun üzerinde de ahşap çatkılı sekizgen bir kasnağa dönüşür. Sekizgen kasnağın her kenarında ikişer küçük ahşap pencere vardır. Özcan bu örtüyü kubbe olarak tanımlar ve camiyi Amasya merkezdeki tek ahşap kubbeli, tek minareli cami olarak anar. Beden duvarlarının üzerinde, kubbeyi dış etkenlerden korumak için ayrıca bir çatı kurulmuştur. Kuzeyde, altı ahşap direğin taşıdığı son cemaat yeri 1903'te bugünkü biçimini almıştır. Beş gözlü bu bölümün orta kısmı yanlardan yüksektir ve üzerinde üçgen bir alınlık yer alır. Özgün hâlinde beş kubbeli bir revak olduğu belirtilen bu mekân bugün orta bölümde çok basık bir kubbeyle, yanlarda düz damla örtülüdür. Son cemaat yerinin önündeki avlunun ortasında ahşaptan sekizgen planlı bir şadırvan bulunur.

Tek minare taş kaide üzerinde, tuğla örgülü silindirik gövdeyle yükselir. Minarenin yönü konusunda kaynaklar ayrılır: Resmî kayıtlar kuzeydoğu köşesini, Özcan ile bir başka yayın kuzeybatı köşesini söyler. Hüsameddin'in 1485 yeniden yapımında minareyi caminin "garb", yani batı tarafına koyduğunu yazması, kuzeybatı yönüyle uyumludur. Bu yön, batıdaki kapının sahanlığından minareye çıkış merdiveninin başlamasıyla da örtüşür. Minarenin basamakları tuğla, gövdeye kadar taş, üst kısmı ahşap kaplamalı tuğladır; orta direk ahşaptandır. Caminin iç kısmı bugün sıvalıdır, ancak taş, alçı ve kalem işi bezemeler vardır. Harimin tabanı taş, mahfiller ahşap, son cemaat yeri tuğla döşemelidir.

Tekke ve Medrese

Caminin tarihi yalnızca duvarlarından ibaret değildir; çevresinde bir tekke ve bir medrese gelişmiştir. Hüsameddin, caminin doğu ve güney yanındaki boş alanın Gümüşlüoğlu Tekkesi'nin yeri olduğunu yazar. Taciye adıyla kayıtlı bu tekke, Amasya'da Halvetîler için yapılan ilk tekkedir ve iki yüzyıldan uzun süre Gümüşlüzâde hanedanına ibadet yeri olmuştur. Hüsameddin'in başka bir bölümünde bu zaviyenin kuruluşu, 810 (1407-08) yılı olayları arasında anlatılır: Defterdar Hâce Celâl Çelebi, akrabası Pîr Şücâeddîn İlyas Çelebi için Gümüşlüzâde Mahallesi'nde, bugünkü Gümüşlüzâde Camii'nin bulunduğu yerde bir Halvetî zaviyesi yaptırmıştır.

Gümüşlüzâde Pîr İlyâs, tarikatı burada yaymaya başlamış, 813'te (1410-11) vefat edince kızının eşi ve halifesi Gümüşlüzâde Pîr Abdurrahmân Çelebi onun yerine geçmiştir. Hüsameddin'in şeyhler zinciri, 1585 tarihine, Pîr Üveysoğlu Hacı Ahmed Çelebi'ye kadar sürer, ardından Hasan Efendi, Ali Çelebi, Mustafa, Mahmud ve Hâfız Hüseyin Efendi'yi sayar. Zincir, on sekizinci yüzyılın ortasında Abdürrahîm Efendi'nin 1150'deki ölümü ve türbedar İsmâîl Efendi'nin mütevelli ve şeyh olmasıyla ayrı bir yöne girer. Mahmud I'in sarayından Amasyalı bir kadın, Hindî Paşazâde Ahmed Bey'in eşi Fatma Hanım, İsmâîl Efendi'ye duyduğu bağlılıkla, onun öneri ve hatırlatması üzerine 1153'te (1740-41) tekkenin yerine bir medrese yaptırmıştır. Hüsameddin buna Fâtımiye Medresesi der.

Medrese ahşap olarak yapılmış ve caminin kıble yanında yer almıştır. Fatma Hanım'ın bağışladığı Sarı Alan ve Ortaköy mülkleri vakıf gelirini oluşturmuş, bu gelirden mütevelliye, müderrise, cabiye, ışık ve onarım giderlerine pay ayrılmıştır. Hüsameddin 1179'da medrese müderrisliği ile Pîr İlyâs türbedarlığının birbirinden ayrıldığını yazar. Müderrisler listesi 1228'e kadar uzanır, ancak medrese bakılamadığı için 1280'e (1863-64) doğru harap olmuştur. İlk müderris konusunda kayıtlar tam örtüşmez: Bir yerde ilk müderris, Çorumlu bir hafızın oğlu olan, camide hadis ve tefsir okutan ve 1170'te (1756-57) ölen bir âlimdir ve yerine Şeyh İsmâîl Efendi geçer; başka bir yerde ise yapının tamamlandığı yıl müderrisliğin Pîr İlyâs türbedarı İsmâîl Efendi'ye verildiği yazılır.

Cami çevresindeki öğretim, Gümüşlüzâde Camii kürsü şeyhliği ve vaizliği etrafında düzenlenmişti. Hüsameddin'in kayıtlarında bu kürsü ve Fâtımiye müderrisliği zaman zaman aynı kişide toplanır. 1074'te (1663-64) Hacı Sefer ve Ya'kûb Ağalar'ın camiye koyduğu vaaz tahsisatını Küçük Hızır Efendi üstlenmiş, 1104'te (1692-93) ölünceye kadar ders vermiş ve hocasının yanına gömülmüştür. Sefer Ağa, Hacı Hamza Mescidi'ni onaran ve altına Sefer Ağa Çeşmesi'ni yaptıran kişidir. Ölümünden önce yeterli parayı vakfederek getirisinden Gümüşlüzâde Camii kürsü şeyhliğine bir maaş bağlamıştır. Başka bir kayıtta Gümüşlüzâde Câmii'nin hatibi ve kürsü şeyhi Abdülganî Efendi, 1048'den (1638) sonra ölen, güzel sesiyle tanınmış bir hâfızdır. Hüsameddin, Pervâne Bey ve Gümüşlüzâde camilerinin vaizliğinin de çoğu zaman tek kişide toplandığını gösterir.

Mahallenin Öteki Yapıları

Hüsameddin, mahalle sınırları içinde caminin dışında başka yapıların da adını verir. Çukur Bahçe'de, mirimiran Şemseddin Paşa'nın yaptırdığı mescit 1023'te vakfedilmiştir. Selağzı'nda Ali Paşa 916'da (1510-11) bir mektep yaptırmış, mektep bir süre Kürd Mektebi adıyla anılmış, 1306'da kız ibtidaî mektebine çevrilmiş ve 1326'da kubbesi kaldırılıp yapı büyütülerek yükseltilmiştir. Çarşı içinde ise 1218'de (1803-04) Topçuzâde Hacı Abdurrahmân Abdî Ağa bir cami ve önüne bir çeşme yaptırıp dükkânlarını vakfetmiştir. Bu cami Eğri Câmi diye bilinir.

Eğri Cami'nin yakınında, çıkmaz bir sokağın içinde Şeyhoğlu Tekkesi vardı. Çorumlu Şeyh Hasan Efendizâde Abdullah Vecîh Efendi, müderris Seyyid Ahmed Efendi'nin mirasçılarından aldığı büyük bir hanenin ön kısmında 1190'da (1776) bir tekke kurmuş ve Nakşibendî usulünce ayin yaptırmıştır. Oğlu Şeyh Ahmed Rüşdî Efendi, ardından Kâdirî olan oğlu Hâfız Ali Efendi ve 1312'de onun oğlu Hacı Ali Efendi şeyh olmuştur. Mahallenin üstünde, Pîr İlyâs Türbesi'ne giden yolun kuzeyinde, küçük bir mezarlığın içinde Halvetî şeyhi Ya'kûb'un türbesi bulunur. Ya'kûb Efendi'nin oğlu Amasya müftüsü Mustafa Efendi ile öteki çocukları burada yatar.

Mahalle Halkı

Mahalle, Amasya'nın âlim ve ayan ailelerinin yaşadığı bir semttir. Hüsameddin'in 9-12. ciltlerdeki tercüme-i hâl bölümlerinde "Gümüşlüzâde Mahallesi'nde doğdu" ya da "mahalle halkındandır" notuyla anılan kişiler, mahallenin yeniçerisini, imamını, askerini ve belediye başkanını birlikte gösterir. Hacı Kasımoğlu Hüseyin Ağa, mahalleden es-Seyyid Hasan Ağa'nın oğludur; genç yaşta yeniçeri olmuş, ocağın çorbacılığına yükselmiş ve Damat İbrahim Paşa'nın desteğiyle kethüdâyeri olmuştur. Yeniçeri defterine göre 1143'te (1730-31) ölmüştür.

Hakkı İsmail Paşa, aynı mahallede doğmuştur. Ayan ailelerinden Geyiklioğulları'ndandır, Enderun'da yetişmiş, peşkir ağalığına kadar çıkmış ve 1218'de kapıcıbaşı olarak taşraya çıkarılmıştır. 1224'te beş yüz kişilik gönüllü birliğin başında Rus savaşına, 1227'de sekiz yüz kişiyle Yergöğü Kalesi'nin korunmasına gitmiş, 1230'da İzmit mütesellimi olmuştur. Hıfzı Abdurrahman Efendi ise babasının ölümüyle 1216'da (1801-02) Gümüşlüzâde Camii imamı olmuş, kırk yıldan fazla imamlık yapıp 1273'te (1856-57) ölmüştür. Güzel sesiyle camiyi şenlendirdiği söylenir. Oğullarından Mustafa Efendi de aynı camide imamlık yapmıştır.

Topçuzâde Halil Efendi, mahalle eşrafından Hacı Salih Ağa'nın oğludur ve 1258'de (1842-43) doğmuştur. Belediye üyeliğinden 1301'de (1883-84) belediye başkanlığına seçilmiş, 1306'da mutasarrıf Ca'fer Sâdık Paşa'nın öfkesi ve Ermeni olayları yüzünden görevinden alınmış, 1307'de idare meclisi üyesi olmuş, 1313'te mutasarrıf Çerkes Bekir Sıtkı Paşa'nın yardımıyla yeniden belediye başkanı seçilmiştir. Olcay'ın mahallenin eski ailelerinden saydığı Topçuzâdeler, Eğri Cami'yi yaptıran Abdî Ağa'nın soyadını taşır; ancak aradaki akrabalık kayıtlarda açıkça yazılmamıştır.

Olcay'ın Amasya Hâtıraları, aynı mahalleyi yirminci yüzyılın başından hatırlar. Ona göre mahallenin en eski sakinleri arasında Mecdizâde Abdurrahman Kamil Efendi'nin, Topçuzâdelerin ve Şirvanlı Mustafa Takiyyüddin'in ailesi sayılır; Anaç Hoca Efendi ile Canikli Mehmet Efendi de tanınmış ailelerdendir. Abdurrahman Kamil Efendi'nin, Hüsameddin'e göre Canikli Hâfız Mehmed Hilmi Efendi'den kıraat dersi aldığı ve 1263'te (1846-47) mahallede doğduğu anlaşılır; Olcay onun Mir Said Efendi'nin babası Mir Hasan Efendi'den icazet aldığını ekler. Kamil Efendi'nin eşi Emine Hanım, Anaç Hoca denilen âlimin kızıdır. Anaç Hoca (Mehmed Hafız), Sadrazam Mehmet Rüştü Paşa'nın hocası olarak anılan, Hafız Fuat Bey'in babasıdır; Olcay'ın deyişiyle "âbid, zahit bir zat"tı ve Nalbant Abdullah Usta adında bir oğlu vardı.

Kamil Efendi'nin Sabri, Ahmet Emri ve Mustafa adında üç oğlu vardı. Olcay, Ahmet Emri Efendi'yle Saraydüzü'ndeki İdadi Mektebi'nde aynı sınıfta okuduğunu, kendisinden bir yıl önce mezun olan Sabri Efendi'nin sınıf arkadaşları arasında Bektaşzâde Ahmet ve Nuri Efendilerin, Saatçi Yusuf Efendi'nin oğlu Nail'in ve Telgrafçı Hasan Efendi'nin oğlu Hasip'in bulunduğunu yazar. Kendi sınıfında ise Hamamcı Hakkı Efendi'nin oğlu Mehmet Hilmi ile belediye başkanı Musa Efendi'nin oğlu Ali Rıza vardır. Hüsameddin, Sabri Efendi'nin tam adını Mecdizâde Sabri Mehmed Efendi diye verir ve 1303'te (1885-86) mahallede doğduğunu yazar. Âlim, şair ve hattat olarak anılan Sabri Efendi, ibtidaî ve idadî mekteplerden belge aldıktan sonra babasından tahsilini tamamlamış, 1326'da icazet almış, 1338'de (1919-20) ölmüştür.

Olcay aile adlarını saymayı sürdürür. Şirvanlı Mustafa Takiyyüddin'in eşi Munise Hanım, hocası Ahmet Nuri'nin annesidir. Yumuk Osman-zâde Hamdi Efendi, dershanenin tam karşı sırasındaki köşe başında bir evde oturur, iki oğlu Ferruh ile Mustafa Terziköyü'ndeki çiftliği çalıştırır, zaman zaman âşar toplardı. Olcay'ın dershane dediği yapı, Şehzâdeler Dershanesi'dir. Canikli Mehmet Efendi'nin evinin hizasında, köşe başında yer alır. Olcay onun 903 (1497) tarihinde İskender Çelebi tarafından yaptırıldığını yazar. Anlatıya göre hükümdar çocukları burada okurdu. II. Murad'ın oğlu Mehmed'i Amasya'ya öğrenim için gönderdiği, önce Molla Fenari'nin, sonra Molla Gürani'nin hocalık ettiği anlatılır. Yavuz Sultan Selim, Tâcibeyzâde Cafer, Tâcibeyzâde Sadi ve Cemâlizâde Pîri Mehmed de burada okumuştur. Tarih sıralaması burada sorun çıkarır, çünkü 1497, Fatih'in çocukluğundan yarım yüzyıl sonradır; Olcay'ın anlatısının hangi bölümünün yapıya, hangi bölümünün bu semtteki öğretim geleneğine ait olduğu belirsizdir. Olcay, dershanenin yerinden bir şey kalmadığını da ekler.

Yakın Dönem

Olcay'ın kitabında yer alan bir fotoğraf, Hükümet Köprüsü'nü ve Gümüşlü Mahallesi'ni birlikte gösterir. Köprü, 1940'ta betonla yeniden yapılmadan önce ahşaptı. Mahalleyi bugün meydandan geçenlerin gördüğü, cami ve etrafındaki şadırvan, aynı çizgideki dar sokaklar ve yamaç evleridir. Mahalle, şehir merkezinin tarihî dokusunun bir parçası olarak anılır; cami kentin inanç ve kültür turizmi kapsamındaki yapıları arasındadır. Mahalle nüfusunu veren güvenilir bir döküm bu araştırmada bulunamamış, rakam yazılmamıştır. Şer'iyye sicilleri ve vakıf kayıtları üzerinde yapılacak bir tarama, mahalleyi yeni ayrıntılarla zenginleştirebilir.

Kronoloji

665 (1266-67): Emîneddîn Yûnus ailesinin Gümüşlü mülkünü tasarrufuna alması.

1325/1326: Gümüşlüzade Taceddin Mahmud Çelebi'nin camiyi yaptırması; vakıf düzenlemesi 727'de (1326-27).

1334: Tâceddîn Mahmûd Çelebi'nin ölümü ve köşkünün önündeki bahçeye defni.

1397-98: Çelebi Sultan Mehmed'in köşk yerini satın alıp saray yaptırması (Hüsameddin).

1407-08: Pîr İlyas Çelebi için zaviyenin kuruluşu.

1415-1419: Depremde zarar gören yapının onarımı (kaynaklarda tarih ayrılığı).

1481-1485: Defterdar Ahmed Bey'in camiyi taş olarak yeniden inşası (kitabeye göre; bir kaynakta 1491).

1497: Şehzadeler Dershanesi'nin İskender Çelebi tarafından yapılması (Olcay).

1602-1603/1612: Yangın sonrası Şemseddin Paşa onarımı.

1688: Gümüşlüzade İbrahim Bey onarımı; caminin bugünkü adını alması.

1721: 1720-21 yangını sonrası Mustafa Ağa onarımı.

1740-1745: Fatma Hanım tarafından Fâtımiye Medresesi'nin yaptırılması ve vakfının düzenlenmesi.

1803-04: Topçuzâde Abdurrahmân Abdî Ağa'nın Eğri Cami'yi yaptırması.

1823: Vaiz kürsüsünün yapılması ve dükkân vakfı.

1903: Kuzey cephesinde son cemaat yerinin yenilenmesi.

1953, 1960, 1985-1989: Onarımlar ve kalem işi bezemeler.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, 1-4. ciltler ve 9-12. ciltler, Amasya Belediyesi, 2022 (e-kitap) amasya.bel.tr
  • Osman Fevzi Olcay, Amasya Hâtıraları, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları amasya.bel.tr

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar