Gümüşlüzâdeler, Amasya'nın kayıtlarda en geriye götürülebilen ve en çok kola ayrılmış ailesidir. Hüsameddin'in "Gümüşlü Sülâlesi" başlığıyla verdiği tarife göre bu ad, Selçuklu ümerâsından "Emîr Gümüşlü" diye tanınan Emîneddîn Yûnus el-Müstevfî'nin evlâdına verilir; aileden "pek çok fırkalar, şu'beler" çıkmış, hepsi "Gümüşlüzâdelik" ile şöhret bulmuştur. Ailenin izi on üçüncü yüzyılın ortasında Konya sarayında çalışan bir maliyeciyle başlar, on dördüncü yüzyılda İlhanlı idaresi altında Amasya'yı yöneten bir emirle şehrin merkezine yerleşir, on beşinci yüzyılda Halvetîliği Anadolu'ya getiren Pîr İlyâs ile bir tarikat ocağına dönüşür ve on sekizinci yüzyılın sonuna kadar Pîr İlyâs türbesinin türbedarları, vakfın mütevellileri olarak sürer.

Kollar birbirinden belirgin biçimde ayrılır. Tâceddîn Mahmûd Bey'in torunları maliye ve a'yânlık içinde kalmış, "hâcegân" denen zengin tüccar ve defterdarlar arasında yer almıştır. Pîr Alâeddîn Ali Çelebi'nin oğulları ilim ve tasavvuf yoluna girmiş, Pîr İlyâs ve ahfâdı bu koldan çıkmıştır. Pîr İlyâs'ın kardeşinin oğlu Nişancı Ahmed Paşa'dan ise defterdarlar ve vezirlerden oluşan bir ümerâ kolu türemiştir. On yedinci yüzyılda bu kollardan birine anne tarafından bağlanan Şemsî Paşazâdeler ve Çelebi İbrâhim Paşa, ailenin adını beylerbeyilik ve vezirlik makamlarına taşımıştır. Amasya Tarihi'nde aileye mensup kişiler elliyi aşkın maddede anlatılır; mahalleler, camiler, türbeler, tekkeler bahsinde ve kronolojik kısımda da yüzü aşkın yerde aile fertlerinin adı geçer.

Adı ve Kökeni

Ailenin adı, bugünkü Gümüşhacıköy olan Gümüş kasabasından gelir. Hüsameddin, gümüş madeni dolayısıyla bu adı aldığını tahmin ettiği kasabanın 575 [1179-80] yılından beri bu adla kayıtlarda geçtiğini, kasabanın gelişmesini de "Emîr Gümüşlü" denen Emîneddîn Yûnus el-Kûmusî'nin himmetine bağlar. Daha dar bir köken olarak Gümüş kazasına bağlı Eslemez köyünü gösterir: eski belgelerde "İslimis" diye geçen bu köyden Emîneddîn Yûnus'un çıktığını, aileden Şemseddîn Ahmed Çelebi'nin de atalarının buradan geldiğine alamet olmak üzere köyde bir zaviye, imaret ve misafirhane yaptırdığını kaydeder. Amasya'daki kayıtlarda aile hem "Gümüşlüzâde" hem "Gümüşlüoğlu" diye anılır. Gümüş kasabasından gelip "Gümüşlü" nisbesi taşıyan başka aileler, örneğin Gümüş müftüleri ve Hacıköylüzâdeler, bu sülaleyle ilgili değildir.

On ikinci cildin ilk maddesi, ailenin bilinen en eski ferdini tanıtır. Abdullah Mu'îneddîn Ebü'l-Mekârim el-Müstevfî, Nasr bin Güvenç adlı bir Türk'ün oğludur. Amasya'da kadı'l-kudât Tâceddîn Mehmed el-Keşânî'nin yanında ilim, hat ve kitabet öğrenmiş, Amasya vilayetinin defterdarı olmuş, Sultan Alâeddîn Keykubâd'ın güvenini kazanarak Konya'da müstevfîliğe yükselmiş ve 647 [1249-50] dolaylarında ölmüştür. Hüsameddin onu "Amasya'da Gümüşlüzâdeler'in büyük atası" diye niteler.

Soy kütüğü, Hüsameddin'in Pîr İlyâs maddesinde dayandığı Şeyh Hamdullah'ın "Silsile-nâme"sinden gelir. Buna göre Pîr İlyâs, Pîr Alâeddîn Ali Çelebi bin Kutbeddîn Mehmed Çelebi bin Hâce Nûreddîn Cibrîl Bey bin Hâce Emînüddîn Yûnus Bey bin Muîneddîn Abdullah el-Müstevfî'nin oğludur. Kitabın içinde bu halkaların bazıları değişik adlarla geçer. Abdullah'ın oğlu kimi yerde "Sa'deddîn Yûnus", kimi yerde "Emîneddîn Yûnus" diye anılır. "Gümüşlü Sülâlesi" tarifinde Ahmed Paşa, Şemseddîn Paşa ve İbrâhim Paşa "Seydî Hüsâmeddîn Hasan Çelebi evlâdı" sayılırken kendi maddelerinde Ahmed Paşa'nın babası Pîr Alâeddîn Ali'nin oğlu Hüsâmeddîn Hüseyin Çelebi olarak gösterilir. Bu farklar, Hüsameddin'in dağınık vakfiye ve silsile-nâmelerden derlediği bilgileri tek bir şemaya oturtmadığını gösterir.

Kuşaklar Boyunca Aile

Emîneddîn Yûnus ve Oğulları

Emîneddîn Yûnus, Selçuklu veziri Muîneddîn Süleyman Pervâne'nin eniştesidir. Hüsameddin, şehzadelerin oturduğu "Mülk-i Gıyâseddîn Şâh" denen yerin 665 [1266-67] dolaylarında onun tasarrufuna geçtiğini, sonra uzun süre evlâdının elinde kaldığını yazar; bu arazi sonradan Gümüşlüzâde Mahallesi adını alacak semttir. Ailenin talihi 675 [1276-77] yılındaki Moğol-Memlûk savaşıyla sarsılmıştır. Hüsameddin'in Mısır'a esir götürülen Amasya beyleri arasında saydığı "müstevfî'l-memâlik Gümüşlüzâde Hâce Yûnus oğulları Nûreddîn Cebrâil, Emîneddîn Mikâil, Sirâceddîn İsmâil" kaydı, üç kardeşin birden Mısır'a gittiğini gösterir. Aynı karışıklıkta Karamanoğulları Konya'yı ele geçirmiş ve Hâce Sa'deddîn Yûnus'u orada öldürmüştür. Silsile-nâmedeki "Hâce Nûreddîn Cibrîl Bey"in, esirler arasındaki Nûreddîn Cebrâil ile aynı kişi olduğu adların ve kuşak sırasının uyuşmasından çıkarılabilir; kitapta bu bağ açıkça kurulmadığı için bu bir çıkarımdır.

Sirâceddîn İsmâil hakkında iki ayrı madde vardır. Sirâceddîn İsmâ'îl Bey-Gümüşlüzâde maddesi onu Pervâne'nin kız kardeşinin oğlu olarak tanıtır; esir düştüğü yılı 673 [1274-75], fidye ile kurtulduğu yılı 678 [1279-80] olarak verir ve Gümüşlüzâde Mahallesi ile sülalenin "bu zattan türediğini" söyler. İsmâil Bey-Emîr Sirâceddîn maddesi ise Karahisâr-ı Şarkî emirliği ve Anadolu defterdarlığı yaptığını, 703 [1303-04] yılında öldüğünü, oğullarının Tâceddîn Mahmûd, Burhâneddîn Ahmed ve Emîneddîn Yûnus olduğunu bildirir.

Tâceddîn Mahmûd Bey

Ailenin Amasya'daki asıl kurucusu Tâceddîn Mahmûd Bey'dir. Hüsameddin'e göre babası esir götürüldüğünde süt çocuğuydu; dedesi Hâce Yûnus da öldürülünce annesiyle birlikte dayızadesi Azîzeddîn Mehmed Bey'in himayesinde büyüdü. Kitap bu bölümde Pervâne'yi onun dayısı diye anar, oysa Sirâceddîn İsmâil maddesinde Pervâne babasının dayısıdır. Tâceddîn Mahmûd önce Pervâne'nin torunu Mühezzebeddîn Mes'ûd Bey'in kâtibi, sonra İlhanlı valisi İşboğa Noyin zamanında Rum eyaletinin müstevfîsi oldu. Emir Çoban'a ve oğlu Timurtaş'a bağlanarak 720 [1320] yılı Saferinde Amasya valiliğine getirildi, iki yıl kadar şehri yönetti ve konağının yakınında bir caminin yapımına başladı. 722 [1322] yılında Timurtaş tarafından Sivas'a çağrılıp müşaviri oldu.

727 [1326-27] yılında Timurtaş isyan edip Mısır'a kaçınca Tâceddîn Mahmûd da onunla gitti. Memlûk sultanı Timurtaş'ı öldürttü, maiyetindeki Tâceddîn Mahmûd'u ve Âşık Paşa'yı İskenderiye zindanına attırdı. Kronolojik kısımda olay farklı anlatılır: Karamanoğlu Yahşî Bey Amasya'ya girdikten sonra Tâceddîn Mahmûd'u, kethüdası Musliheddîn Kutlu'yu ve köleleri Pars ile Laçin Beyleri tutup Mısır'a göndermiştir. Tâceddîn Mahmûd 732 [1331-32] yılında serbest bırakılıp Amasya'ya döndü, el konan mülkleri kendisine iade edildi ve 735 [1334-35] Rebiülâhirinde öldü. Pîr İlyâs türbesinin kuzeybatısındaki kendi türbesine gömüldü; mezar taşları kaybolduğu için Hüsameddin kitabesini bulamamıştır.

Tâceddîn Mahmûd'un Kardeşleri ve Oğulları

Kardeşi Burhâneddîn Ahmed Çelebi, Timurtaş'ın desteğiyle Samsun emiri olmuş, 727'de azledilmiş, 731 [1330-31] yılında yeniden Samsun'a dönüp "Emîrü's-sevâhil" unvanını almıştır. Eretna Bey'e karşı geldiği için Hâbiloğlu Tûlî Han Bey'in baskınına uğrayıp Amasya'ya çekilmiş ve 739 [1338-39] dolaylarında ölmüştür. Kitapta aynı adı taşıyan bir de Tâceddîn Mahmûd'un oğlu geçer; Gümüş Hacıköy kazası "Abdullah Çelebi'nin kardeşi Burhâneddîn Ahmed Bey"in malikânesidir. Bu Burhâneddîn'in amca mı yeğen mi olduğu kitabın kendi içinde çözülmez. Üçüncü kardeş Yûnus Bey'in oğlu Halîl Bey (Emîr Bedreddîn) amcasının gölgesinde emirlik etmiş, onun sürgünüyle inzivaya çekilmiş, sonra Hacı Kutlu Şâh'a bağlanarak 756 [1355] yılında büyük emirler arasında görülmüştür.

Tâceddîn Mahmûd'un oğulları Nizâmeddîn Abdullah, Şemseddîn Ahmed, Sirâceddîn Mehmed ve Kıvâmeddîn Kâsım Çelebilerdir. Abdullah Çelebi (Hâce Nizâmeddîn el-Müstevfî), babası Mısır'a gidince Sivas'ta Eretna Bey'in maliye nazırı olmuştur; kronolojik kısımda "Celâleddîn Abdullah Çelebi" adıyla 737 [1336-37] ve 739 yıllarında Amasya müstevfîsi olarak görünür. Oğlu Mehmed Bey 758 [1356-57] dolaylarında ölmüş, torunu Hâce Sinâneddîn Yûsuf, Hacı Şâdgeldi Paşa'nın defterdarı olmuştur. Şemseddîn Ahmed'in torunu Mevlânâ Şemseddîn Ahmed Çelebi, Hüsameddin'e göre 804 [1401-02] yılında Helkis Bahçesi'ni dedesinin camii olan Tâciye'ye vakfetmiştir. Aynı vakıf kitapta başka biçimlerde de anlatılır: Ahmed Çelebi-Mevlânâ Şemseddîn maddesinde tarih 802 [1399-1400], vâkıfın babası İmâdzâde Mü'eyyideddîn Mehmed Çelebi'dir ve aileye annesi yoluyla bağlanır; mahalleler bahsinde ise tarih 805'tir.

Hâce Celâl Çelebi ve Hâcegân Kolu

Kıvâmeddîn Kâsım Çelebi'nin evlâdı, ailenin ticaret ve maliyeyle uğraşan kolunu oluşturur. Kitabın çoğu yerine göre oğulları Hâce Celâl Çelebi, Hayreddîn Halîl Çelebi ve Ahmed Çelebi, kızı da Pîr İlyâs'ın eşi Râziye Hâtun'dur. Ahmed Bey-Gümüşlüzâde maddesi ise Ahmed Bey'i 764 [1362-63] dolaylarında ölmüş biri olarak anlatır ve Hâce Celâl'i onun torunu gösterir. Hâce Celâl'in 815 yılında yetmişini aşmış olarak öldüğü düşünülürse bu sıra kuşak hesabına uymaz. Ahmed Bey'in oğlu Safiyüddîn Mahmûd Halvetî'nin maddesinde Hâce Celâl'in "amcası" diye anılması da ilk sırayı destekler.

Hâce Celâl Çelebi ilim tahsil ettikten sonra ticarete atılıp servet sahibi olmuştur. Hacı Şâdgeldi Paşa devrinde maliyede çalışmış, 783 [1381-82] yılında Amasya defterdarı olmuş, Yıldırım Bâyezîd'in Amasya valiliği sırasında 788 [1386] yılında azledilmiş, 796 [1393-94] başında yeniden göreve gelmiştir. Timur'un ardından gelen karışıklıkta Çelebi Mehmed'in yanında yer almış, onun maliyesini düzene sokmuştur. Hüsameddin, Çelebi Mehmed'in Gümüşlüzâde Köşkü'nün yerini Hâce Celâl'den satın alıp orada bir saray yaptırdığını da kaydeder. Ailenin vakıflarının mütevellisi olan Hâce Celâl, akrabası Pîr İlyâs için bir zaviye ve yanında bir köşk yaptırmış, Pîr'in ölümünde mezarı üzerine ahşap bir türbe kurdurmuştur. 815 [1412-13] yılında ölmüştür.

Kardeşi Hayreddîn Halîl Çelebi, Hacı Şâdgeldi Paşa zamanında beytülmal emini olmuş ve 796 dolaylarında ölmüştür. Hâce Celâl'in oğlu Habîb Çelebi, Tâceddîn Mahmûd vakıflarına mütevelli olmuş ve Yörgüç Paşa'nın valiliği sırasında Amasya defterdarlığı yapıp 838 [1434-35] yılında azledilmiştir. Öbür oğlu İlyâs Çelebi'nin oğlu Bâlî Çelebi, 844 [1440-41] yılında Merzifon kadısı, 857 [1453] yılında Amasya naibi olmuş ve 870 [1465-66] dolaylarında ölmüştür. Kızı Selâmet Hâtun, kadı'l-kudât İmâdzâde Bedreddîn Mahmûd Çelebi ile evlenmiş, mülklerini kocasının İçerişehir'deki zaviyesine vakfetmiş ve 817 [1414-15] yılından sonra ölmüştür.

Pîr İlyâs

Ailenin adını Amasya dışına taşıyan kişi Pîr İlyâs Halvetî (Şücâeddîn Ebü'l-Bekâ)'dır. Hüsameddin'e göre 740 [1339-40] dolaylarında Gümüşlüzâde Mahallesi'nde doğmuş, Amasya'nın önde gelen hocalarından okuyup "Molla İlyâs" diye tanınan bir müderris olmuştur. Hacı Şâdgeldi Paşa'nın ve oğlu Ahmed Paşa'nın teveccühünü kazanmış, Amasya'nın müftüsü ve şeyhülislamı olmuş, Çelebi Mehmed de 801 [1398-99] yılında Amasya'ya geldiğinde onu bu makamda bırakmıştır.

Ankara Savaşı'ndan sonra Timur'un Amasya'ya gönderdiği Kara Devletşâh'ı, Pîr İlyâs'ın başında bulunduğu ulema ve a'yân şehre sokmadı. Hüsameddin'in anlatışına göre Timur buna öfkelenerek torunu Kara Mehmed Sultan'ı ve hocası Abdülcebbâr el-Mu'tezilî'yi gönderdi, ulemanın imtihan edilmesini, cevap veremezlerse şehrin yağmalanmasını emretti. Pîr İlyâs sorulan on kadar müşkil soruya duraksamadan cevap verdi ve şehir kurtuldu. Ancak Timur onu yeğeni Şemseddîn Ahmed Çelebi ile birlikte Şirvan'a sürdü. Pîr İlyâs Bakü'de Sadreddîn Mûsâ Şirvânî'nin yanında dört yıl kadar kalıp Halvetî hilafeti aldı, Timur'un ölümünden sonra 807 [1404-05] yılında affedilip Amasya'ya döndü ve Hâce Celâl Çelebi'nin kendisi için yaptırdığı tekkeye yerleşti. Hüsameddin'e göre 813 yılı Şevvalinin üçüncü günü [Ocak 1411] Kuş Köprüsü başındaki bahçesinde öldü; yıkanırken teneşirin bir ayağı kırılınca eliyle teneşiri tuttuğu rivayeti Ya'kûb Paşa'nın 814 tarihli vakfiyesinde de geçer. Ölüm tarihi kaynaklarda farklıdır: Kadir Özköse, Halvetiyye tekkeleri üzerine yazdığı makalede bu tarihi 833 [1429] olarak verir ve Amasya'ya dönüşü 1406 yılına koyar.

Hüsameddin, Pîr İlyâs'ın oğullarını Alâeddîn Ali Çelebi (ö. 806 [1403-04]), İzzeddîn Hasan Çelebi (ö. 831 [1427-28]) ve Pîr Celâleddîn Abdurrahmân Çelebi (ö. 843 [1439-40]), kızını Râbi'a Hâtun, damadını da yeğeni Şeyhülislâm Abdurrahmân Çelebi olarak sayar. Râbi'a Hâtun kadınlar arasında ilim yaymış, "Molla Râbi'a Hâtun" diye tanınmış ve 829 [1425-26] yılında ölmüştür. Eşi Râziye Hâtun da kocasından ilim ve tarikat almış, 815 dolaylarında ölüp onun ayakucuna gömülmüştür. On beşinci yüzyılın tanınmış kadın şairi Mihrî Hatun da TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddesine göre Pîr İlyâs'ın torunudur; babası Belâyî mahlaslı Kadı Hasan Amasyevî'dir ve Amasya'da dedesinin tekkesindeki hazireye gömülmüştür. Hüsameddin ise Mihrî Hatun'u yalnızca aileye gelin olarak giren Safiye Hâtun'un şiir hocası olarak anar ve bu akrabalıktan söz etmez.

Şeyhülislâm Abdurrahmân Çelebi ve Nişancı Ahmed Paşa

Pîr İlyâs'ın kardeşi Hüsâmeddîn Hüseyin Çelebi, Kıvâmeddîn Kâsım Erzincânî'den okuyup Amasya'da tanınmış bir müderris olmuş, 791 [1389] yılında Tokat kadısı olmuş ve Kadı Burhâneddîn'in Tokat baskını sırasında 795 [1392-93] yılında ölmüştür. İki oğlu, on beşinci yüzyıl başında Amasya'nın en etkili adamlarıdır.

Büyük oğul Celâleddîn Abdurrahmân Çelebi, amcası Pîr İlyâs'tan okumuş ve onun kızı Râbi'a Hâtun ile evlenmiştir. Hacı Şâdgeldi Paşa Medresesi'nde müderrislik etmiş, 804'te Pîr İlyâs Şirvan'a gönderilince yerine Amasya müftüsü ve şeyhülislamı olmuştur. Çelebi Mehmed'i Bolu'dan davet eden ilim heyetinin başında bulunmuş, şehzade Amasya boğazına geldiğinde a'yânın şartlarını ona bildiren de o olmuştur; bu hizmetleri yüzünden kendisine "Şeyhülislâm" ve "Müfti's-sakaleyn" lakapları verilmiştir. Ya'kûb Paşa 815 [1412-13] yılında Pîr İlyâs türbesinin kuzeyinde onun için Çilehâne Tekkesi'ni yaptırıp vakfetmiştir; Özköse vakfiyenin Zilkade 815 [Şubat 1413] tarihli olduğunu yazar. Abdurrahmân Çelebi sonunda müftülüğü bırakıp Gümüşlüzâde zaviyesinin şeyhi olmuş ve 827 [1424] Ramazanında ölmüştür. Tekkeler bahsi onu Pîr İlyâs'ın ölümünün hemen ardından şeyh gösterirken kendi maddesi, Pîr İlyâs'ın halifesi Şerefeddîn Hamza'nın 818 [1415-16] yılında ölümünden sonra şeyh olduğunu söyler. Özköse'nin makalesi bu Abdurrahmân Çelebi'ye "Hüsâmî" mahlasını yakıştırır; Hüsameddin'de bu mahlas, 903 yılında ölen Kubalı Pîr Abdurrahmân Çelebi'ye aittir.

Küçük oğul Ahmed Paşa (Şemseddîn Ahmed Çelebi) da Pîr İlyâs'tan okumuştur. Kitap onu Pîr İlyâs'ın "ammizâdesi" diye tanıtır, oysa kardeşinin oğludur; Hüsameddin de kronolojik kısımda onu Pîr İlyâs'ın yeğeni diye anar. Timur'un heyetinin imtihanında parlamış, amcasıyla Şirvan'a gönderilmiş, 808 [1405-06] yılında onunla dönmüştür. Çelebi Mehmed adına yazdığı Mir'âtü'l-Mülûk'u sultana sunmuştur; Hüsameddin, eserin bir nüshasının Es'ad Efendi Kütüphanesi'nde "Ahmed bin Hüsâmeddîn el-Amâsî" adıyla bulunduğunu not eder. 811 [1408-09] yılında Çelebi Mehmed'in başkâtibi, 816 [1413-14] yılında nişancı olmuş, 822 [1419] yılında vezirlik rütbesine ulaşmıştır. II. Murad döneminde Çandarlızâde İbrâhim Paşa'nın sadaretinde yaşlılığı bahane edilerek emekliye ayrılmış ve 827 yılının sonlarında ölmüştür. Kronolojik kısma göre 824 [1421] yılında Pîr İlyâs zaviyesinin yakınında bir cami tamamlamış, Pîr İlyâs'ın kabri üzerine ilk hücreyi de o kurmuştur.

Ahmed Paşazâdeler

Ahmed Paşa'nın oğulları Hüsâmeddîn Hasan ve Bedreddîn Mahmûd Beylerdir. Mahmûd Bey'in soyu, on beşinci yüzyılın sonu ile on altıncı yüzyılın başında devletin maliyesinde yer almıştır. Kuşak sırası kitapta iki türlü verilir: Hüsâmeddîn Hüseyin Bey maddesi onu Mahmûd Bey'in oğlu ve 881 [1476-77] yılında ölmüş biri olarak tanıtır, oğullarının "Abdul ve Sa'dul Beyler" diye bilinen Abdullah ile Sa'dullah olduğunu söyler; Ahmed Bey ile Hüsâmeddîn Paşa'nın maddeleri ise Abdullah (Abdul) Bey'i doğrudan Mahmûd Bey'in oğlu yapar.

Abdullah Bey'in oğlu Defterdar Ahmed Şemseddîn Bey, Amasya'da vali olan şehzade Bâyezîd'in divan kâtibi, sonra defterdarı olmuş, 886 [1481] yılında Bâyezîd tahta çıkınca başdefterdar olmuştur. Rakipleri onu Sadrazam İshâk Paşa ve Reisülküttâb Pîr Ahmed Çelebi ile birlikte Cem Sultan taraftarı olarak gösterdiler. Kendi maddesine göre 889 [1484], kronolojik kısma göre 888 [1483] yılında azledilip Dimetoka'ya sürüldü. Atalarının Tâciye Camii'ni yeniden ve genişleterek yaptırdı; kapısındaki Farsça beyit yapının 890 [1485] yılında tamamlandığını gösterir. Ahmed Paşa maddesi onun 890'da öldürüldüğünü söylerken kendi maddesi 891 [1486] başında Dimetoka'da öldüğünü, Amasya'da ise öldürüldüğüne dair bir rivayet bulunduğunu yazar. Hüsameddin 1308 [1890-91] yılında Dimetoka'ya gidip mezarını aramış, gösterilen yerde yazısız, küçük ve kara bir taştan başka bir şey bulamamıştır.

Kardeşi Hüsâmeddîn Hüseyin Paşa, 896 [1490-91] yılında Trabzon'a vali olarak giden şehzade Selim'in dairesine girmiş, 912 [1506-07] yılında hazine kâtibi olarak İstanbul'a gidip oradaki gelişmeleri Trabzon'a bildirmiştir. Selim tahta çıkınca Rumeli defterdarı, başdefterdar ve 922 [1516] yılında kubbe veziri olmuştur. Mısır seferinde Han Yunus'ta Sina Çölü'nü geçmenin güç olacağını söylediği için, bu sözün askere yayılması korkusuyla 922 yılı Zilhiccesinin on altıncı günü [Ocak 1517] idam edilmiştir. Diğer kardeş Sinâneddîn Yûsuf Bey, şehzade Ahmed'in divan kâtiplerinden iken Rum vilayeti tahrir emini olmuş, Sivas defterdarlığından sonra sancakbeyi olarak Rumeli seferlerine katılmış ve 945 [1538-39] dolaylarında ölmüştür.

Hayreddîn Hızır Çelebi ve Yukarı Pîrler

Pîr İlyâs'ın oğlu Pîr Celâleddîn Abdurrahmân Çelebi, Şerefeddîn Hamza'nın ölümünden sonra Gümüşlüzâde zaviyesinin şeyhi olmuş ve yirmi yıl kadar bu makamda kalarak 843 yılında ölmüştür. Pîr İlyâs'ın torunu Hüsâmeddîn Hüseyin Çelebi (Alâeddîn Ali Çelebi'nin oğlu), amcasının ölümü üzerine tekkenin şeyhi olmuş ve 858 [1454] yılında ölmüştür.

Ailenin on beşinci yüzyıldaki en tanınmış şeyhi, Pîr Celâleddîn Abdurrahmân'ın oğlu Hayreddîn Hızır Çelebi'dir. Pîr Sun'ullâh'ın yanında sülûkünü tamamlayıp Gümüşlüzâde Tekkesi'nin şeyhi, Gümüşlüzâde Camii'nin vaizi ve Ya'kûb Paşa Tekkesi'nin şeyhi olmuş, Amasya'da vali olan şehzade Bâyezîd'in şeyhi sayılmıştır. Hüsameddin, Cem Sultan'ın saltanat iddiası Bâyezîd'i tedirgin ettiğinde Hayreddîn Hızır'ın ve Cemâlîzâde Mehmed Çelebi'nin şehzadeye saltanatın ona kalacağını müjdelediğini, Amasya'da cami, medrese ve imaret yaptırmasını istediklerini yazar. 889 [1484] yılı Zilhiccesinde ölmüş, Pîr İlyâs'ın ve Şeyhülislâm Abdurrahmân'ın yanına üçüncü olarak gömülmüştür; ertesi yıl II. Bâyezîd bu üç pîrin üzerine kârgir bir türbe yaptırmıştır. Eşi Râziye Hâtun, Kuba Şeyhi Hüsâmeddîn Çelebi'nin kızıdır ve 898 [1492-93] yılı sonlarında ölmüştür.

Hayreddîn Hızır'ın oğlu Pîr Şemseddîn Ahmed Çelebi, Amasyalı hattat Abdullah Efendi'den hat meşk etmiş, 896 yılında Trabzon'a giden şehzade Selim'e hat hocası olarak eşlik etmiştir. Yirmi dört yıl onun yanında kalmış, Selim tahta çıkınca divan başkâtibi ve musahibi olmuş, Mısır seferinden dönüşte 923 [1517] yılında Şam'da ölmüştür. Müstakîmzâde'nin Tuhfe-i Hattâtîn'i onu "Molla Şems-i Pîr" adıyla anar. Diğer oğlu Sofu Üveys Çelebi, elli yılı aşkın bir süre dedesinin türbesinde inzivada yaşamış, Muhyiddîn Mehmed Çelebi İstanbul'a götürüldüğünde tekkenin şeyhi olmuş ve 968 [1560-61] dolaylarında ölmüştür; türbe 1312 [1894-95] yılında genişletilirken kabri kaybolmuştur. Hayreddîn Hızır'ın kendi maddesi oğulları arasında Muhyiddîn Mehmed Çelebi'yi de sayar; başka maddeler ise Muhyiddîn Mehmed'i Pîr İlyâs'ın öbür torun kolundan gösterir.

Kuba Kolu ve Aşağı Pîrler

Aileye kız yoluyla bağlanan bir kol, "Aşağı Pîrler" diye anılan şeyhleri yetiştirmiştir. Hüsâmeddîn Hüseyin Çelebi (Seydî Hüsâmzâde), Hüseynî seyyidlerinden Seydî Hüsâmeddîn Fergânî'nin soyundandır. Pîr İlyâs ailesinden Pîr Abdurrahmân Çelebi'nin yanında okuyup onun damadı olmuş, Tokat ve Sivas kadılıklarından sonra Kuba Mahallesi'nde bir mescit, Hüsâmiyye denen bir medrese, bir zaviye ve kayanın tepesinde bir türbe yaptırmış, 867 [1463] yılında ölmüştür. Hüsameddin, oğullarının Pîr İlyâs'ın kız torunları oldukları için "Gümüşlüzâdeler" diye anıldığını yazar. Kuba şeyhinin eşi kitapta bir yerde Pîr İlyâs'ın oğlu Pîr Celâleddîn Abdurrahmân'ın kızı, başka yerlerde Şeyhülislâm Abdurrahmân ile Râbi'a Hâtun'un kızı Âbide Hâtun olarak geçer.

Kuba şeyhinin oğlu Pîr Abdurrahmân Çelebi (Mevlânâ Hüsâmî), 840 [1436-37] yılında Gümüşlüzâde Mahallesi'nde doğmuş, Hayreddîn Hızır Çelebi'nin sohbetinde yetişip onun ölümünden sonra Ya'kûb Paşa zaviyesinin şeyhi olmuştur. Şehzade Ahmed ona intisap etmiş, vaazlarına zaman zaman katılmıştır. Hüsâmî mahlasıyla tasavvufi şiirler ve ilahiler yazan Abdurrahmân Çelebi 903 [1497-98] yılında ölmüş ve zaviyenin şeyh hücresine gömülmüştür; kabrinin önündeki pencerenin üzerinde onun Pîr İlyâs neslinden olduğunu söyleyen Farsça beyitler kazılıdır. Kızı Âlime Hâtun, Muhyiddîn Mehmed Çelebi ile evlenmiş, kadınlar arasında ilim yaymış ve kocasıyla gittiği Mekke'de 933 [1526-27] yılında ölmüştür.

Muhyiddîn Mehmed Çelebi ve Kadılar

Pîr İlyâs'ın torunu Hüsâmeddîn Hüseyin Çelebi'nin oğlu Celâleddîn Abdurrahmân Efendi, amcazadesi Hayreddîn Hızır'ın halifesi olmuş, onun ölümü üzerine Gümüşlüzâde zaviyesine geçmiş ve 908 [1502-03] yılında ölmüştür. Oğlu Muhyiddîn Mehmed Çelebi'nin kendi maddesi kitabın kayıp beşinci cildinde olmalıdır; hayatı başka maddelerden ve kronolojik kısımdan izlenebilir. Kayınpederi Hüsâmî'nin ölümü üzerine Ya'kûb Paşa zaviyesinin şeyhi olmuş, şehzade Ahmed'in şeyhi sayılmıştır. Ahmed 918 [1512] yılında Amasya'da saltanatını ilan ettiğinde biat merasiminde duayı ona okutmuştur. I. Selim tahtı ele geçirdikten sonra Ahmed taraftarları dağıtılırken Muhyiddîn Mehmed de İstanbul'a gönderilip Yedikule zindanına atılmış, 925 [1519] yılında serbest bırakılıp Hicaz'a gitmiş, 926 yılında Amasya'ya dönmüş, Hüsâmî'nin kabri üzerindeki beyitlere göre 934 [1527-28] yılında Mekke'de ölmüştür. Hüsameddin, Selağzı'ndaki Gümüşlüzâde Türbesi'nde "Gümüşlüzâde eş-Şeyh Muhyiddîn Mehmed el-Halvetî"nin yattığını da yazar; bu kaydın Mekke'deki ölümle nasıl bağdaşacağı açık değildir.

Oğlu Halîl Çelebi, müderris olmuş, dedesinin vakfına mütevelli olmuş ve şehzade Mustafa'nın yakınları arasına girmiştir. Şehzade 960 [1553] yılında öldürülünce Kayseri kadılığına gönderilerek Amasya'dan uzaklaştırılmış, 967 [1559-60] yılında affedilip Mehmed Paşa Medresesi müderrisliğiyle emekli olmuş ve 978 [1570-71] dolaylarında ölmüştür. Halîl Çelebi'nin oğulları İbrâhim Çelebi (ö. 1004 [1595-96] dolayları) ve Abdullah Çelebi (ö. 1008 [1599-1600]) kadılık yapmıştır. Abdullah Çelebi'nin oğlu Sîmî Ahmed Çelebi hattat ve şairdir; kadılığı bırakıp ilim ve hat öğretmiş, 1027 [1618] yılında Amasya sancağının divan kâtibi olmuş ve 1032 [1622-23] yılında ölmüştür.

Şemsî Paşazâdeler ve Çelebi İbrâhim Paşa

On yedinci yüzyılda ailenin adını yeniden yükselten kol aileye anne tarafından bağlanır. Şemseddîn Ahmed Paşa, kadı Mustafa Efendi bin Resûl Çelebi'nin oğludur; Hüsameddin onun "vâlidesi tarafından Gümüşlüzâde olmalıdır" diye yazar, mahalleler bahsinde ise Defterdar Ahmed Bey'in torunlarından sayar. 1012 [1603-04] yılında Çorum kadısı iken Amasya'nın asi kethüdayeri Deli Zülfikâr Ağa'yı devlete bağlılığa ikna etmiş, ardından Konya ve Sivas defterdarlıklarına, Batum, Sivas ve Şehrizor beylerbeyiliklerine yükselmiş, 1020 [1611-12] yılı sonlarında Şehrizor'da ölmüştür. Gümüşlüzâde Mahallesi'nde büyük bir konağı ve önünde yaptırdığı bir çeşmesi vardı; 1011 [1602-03] yangınında yanan Gümüşlü Camii'ni de o yeniletmiştir.

Oğlu Ali Bey, Bozok sancakbeyi iken Bağdat seferinde şehit düşmüştür. Torunu Ahmed Paşa (Şemsî Paşazâde), 1048 [1638-39] yılında Bozok sancakbeyi olmuş, ardından on kadar eyalette beylerbeyilik yapmış, arada birkaç kez Amasya mutasarrıflığına gelmiş, 1067 [1656-57] yılında Kaptan-ı Derya vekili olarak Köprülü Mehmed Paşa ile Çanakkale Boğazı'na gitmiş ve Limni'nin geri alınmasında görev almıştır. Kız kardeşinin oğlu Şemsî Mehmed Bey onun hazinedarı ve divan kâtibi olmuş, sonra Kamaniçe ve Temeşvar defterdarlıkları yapmıştır.

Şemsî Paşazâde Ahmed Paşa'nın kızı Neslihan Hanım, ailenin tasavvuf kolundan gelen İsmâil Ağa ile evlenmiştir. İsmâil Ağa kayınpederinin kethüdası ve Amasya mütesellimi olmuş, İstanbul'da Küçük Ayasofya'da otururken 1086 [1675-76] yılında ölmüştür. Oğlu Çelebi İbrâhim Paşa, 1069 [1658-59] yılında Amasya'ya gelen Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa'ya bağlanmış, kapıcılar kethüdalığından Eğri beylerbeyiliğine, Kamaniçe'nin fethindeki hizmeti üzerine vezaretle Kamaniçe ve Temeşvar muhafızlıklarına, Erzurum, Bağdat ve Şam valiliklerine yükselmiştir. Sefer masrafı talep ettiği için 1096 [1685] yılında Şam'dan azledilmiş, sonra itibarı iade edilerek Amasya sancağı ona arpalık verilmiş, Temeşvar, Sofya, Eğriboz, Mora ve Belgrad'da görev yapmış, İstanbul kaymakamı ve yeniçeri ağası olmuş, 1113 [1701] yılında Van valisiyken orada ölmüştür. Hüsameddin, Süreyyâ Bey'in Sicill-i Osmânî'sinde bu paşanın Gürcü İbrâhim Paşa ile birleştirildiğini özellikle not eder.

Bu kuşaklarda da kitap tam uyuşmaz. İbrâhim Çelebi'nin maddesi oğlunu Mehmed Çelebi diye anarken İsmâil Ağa'nın maddesi onu İbrâhim Çelebi bin Halîl Çelebi'nin oğlu yapar; 1004'te ölen bir babanın oğlunun 1086'da ölmesi arada bir kuşağın düşmüş olabileceğini düşündürür. İbrâhim Paşa'nın soyu kendi maddesinde "Hazret-i Pîr İlyâs Halvetî'ye müntehî" diye verilirken türbeler bahsinde "hazret-i pîrin birâderi evlâdından" denir.

Son Şeyhler, Türbedarlar ve Mütevelliler

Sofu Üveys Çelebi'nin soyundan gelenlere "Üveys Oğulları" denmiştir. Torunu Ahmed Efendi (Şeyh Üveys Oğlu), dedesinin türbesine ve vakfına mütevelli, türbedar ve Gümüşlü Zaviyesi şeyhi olarak 983 [1575-76] dolaylarında ölmüştür. Maddesi oğlunu İzzeddîn Hasan Efendi diye anar; babasını "Ahmed Çelebi bin Abdurrahmân Efendi bin eş-Şeyh Üveys" diye veren Hasan Efendi (Veysîzâde) büyük ihtimalle bu oğuldur. Ya'kûb Paşa zaviyesinin şeyhliğinden iki kez azledilip üç kez geri dönmüş, Gümüşlüzâde Camii vaizi olarak 1043 [1633-34] yılında ölmüştür. Tekkeler bahsindeki listeye göre tekkenin şeyhliği ve Pîr İlyâs türbesinin türbedarlığı on yedinci yüzyıl boyunca aileden Ali Çelebi, Hacı Mehmed Çelebi, Pîr'in kız evlâdından Mustafa Efendi ve Mahmûd Efendi arasında el değiştirmiştir.

Mahmûd Efendi'nin oğlu Hâfız Hasan Efendi, 1124 [1712] yılında vakfın mütevellisi ve tekkenin şeyhi olmuş, 1135 [1722-23] yılında ölmüştür; tekkeler bahsinde aynı kişi "Hâfız Hüseyin Efendi" adıyla geçer. Oğlu İsmâil Efendi (Ebeoğlu) ailenin son büyük şeyhidir. Ehliyetsiz bulunan kardeşi Abdürrahîm'in yanında işleri vasi sıfatıyla yürütmüş, 1150 [1737-38] yılında tekkenin şeyhi olmuştur. Sultan I. Mahmud'un saraylılarından Amasyalı Fâtıma Hanım onun tavsiyesiyle 1153 [1740-41] yılında Gümüşlüoğlu Tekkesi'nin yerine bir medrese yaptırmış, İsmâil Efendi bu Fâtımiye Medresesi'nin ilk müderrisi olmuştur. 1179 [1765-66] yılında ölüp Pîr'in türbesinin haremine gömülmüş, onun ölümüyle türbedarlık ile müderrislik birbirinden ayrılmıştır. Yeğeninin soyu "Ebezâde" adıyla Pîr İlyâs vakfının mütevelliliğini 1280 [1863-64] yılına kadar sürdürmüştür.

Yapılar, Vakıflar ve Mahalle

Gümüşlüzâde Mahallesi. Hüsameddin'in tarifine göre mahalle Selağzı'nın doğusunda, Yassı Kaya, Sofular ve Sofîzâde mahalleleri arasında uzanır. Eskiden "Gıyâseddîn Şâh Mülkü" denen yer, Tâceddîn Mahmûd'a nispetle resmî kayıtlara Gümüşlüzâde Mahallesi diye geçmiştir. Mahallenin üst tarafındaki Gümüşlüzâde Köşkü'nün yerine Çelebi Mehmed saray yaptırmış, Gümüşlüzâde Bahçesi ise aile büyüklerinin buraya gömülmesiyle zamanla mezarlığa dönmüştür. Semtin adı bugün Gümüşlü Mahallesi olarak yaşar.

Gümüşlü Camii (Tâciye). Hüsameddin'e göre Tâceddîn Mahmûd camiyi 725 [1324-25] yılında yaptırmıştır. 818 depreminde harap olan camiyi Ahmed Paşa onarmış, bir yangından sonra Defterdar Ahmed Bey 890 [1485] yılında kârgir olarak yeniden yaptırıp bir minare eklemiştir. 1011 yangınından sonra Şemseddîn Paşa, 1099 [1687-88] yılında Çelebi İbrâhim Paşa onarmış, 1133 [1720-21] yangınından sonra mütevelli Hacı Mustafa Ağa yeniden yaptırmıştır. Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün tanıtım metni ilk yapımı 1326 yılına bağlar, caminin 1419 depreminde yıkıldığını, 1491 yılında "Defterdar Mahmut Bey" tarafından yeniden yapıldığını, 1612 yangınından sonra Şemseddîn Paşa'nın ve 1688 yılında Gümüşlüzâde İbrâhim Bey'in onardığını, bugünkü adını da bu son onarımla aldığını yazar. Hüsameddin'in okuduğu kitabe 890'ı ve Ahmed Bey'i verdiği için 1491 tarihi ile "Mahmut Bey" adı kitabeyle uyuşmaz; caminin adı da Hüsameddin'e göre on beşinci yüzyılda zaten "Gümüşlüzâde Camii" idi. Bugünkü yapı kesme taştan, kare planlı ve sekizgen kubbelidir; kuzeydeki son cemaat yeri 1903 yılında eklenmiştir.

Gümüşlüoğlu Tekkesi. Hüsameddin'in "Amasya'da Halvetîler'e mahsus olarak yapılan ilk tekke" dediği yapı, caminin doğu ve güneyindeki alanda bulunuyordu. Özköse, tekkenin imaretinin Fetret yıllarında pek çok muhacire ve yoksula kapı açtığını yazar. İki yüz yılı aşkın süre aileye ibadet yeri olan tekkenin yerine 1153 yılında Fâtıma Hanım'ın ahşap medresesi yapılmıştır. Hâce Celâl'in Pîr İlyâs için yaptırdığı zaviye ve köşke "Kasr-ı Ârifân" denmiştir. Sofular Mahallesi'nin başındaki "Kasr-ı Sûfiyân" zaviyesini ise kitap bir yerde Hâce Celâl'e, Ahmed Paşa maddesinde Ahmed Paşa'ya bağlar.

Pîr İlyâs Türbesi (Yukarı Pîrler). Beyler Sarayı'nın batısındaki mezarlığın başında, küçük bir tepe üzerindedir. II. Bâyezîd'in 890 yılında yaptırdığı yapının ortası türbe, yanları erkeklere ve kadınlara mahsus mescit olarak düzenlenmiş, türbeye Merzifon'dan köyler vakfedilip tevliyeti Hayreddîn Hızır'ın evlâdına verilmiştir; kitap bir yerde iki, Pîr İlyâs maddesinde üç köyden söz eder. İçinde üç pîr ile ayakucunda ailenin dört kadını yatar. Çelebi İbrâhim Paşa 1100 [1688-89] yılında türbeyi onarmış, Cihât Defterleri'ne göre türbeye bir ders vakfedip haremine bir çeşme yaptırmıştır. Depremlerle yıpranan yapı 1312 yılında yıkılmış, halkın yardımı ve II. Abdülhamid'in verdiği parayla eski düzeni korunarak yeniden yapılmıştır. Özköse, türbenin çevresindeki mezarların 1938 yılında vali Talat Öncel tarafından kaldırılıp alanın parka dönüştürüldüğünü yazar.

Öteki türbeler ve vakıflar. Pîr İlyâs türbesinin yakınındaki Tâceddîn Türbesi, siyaha çalan taştan yapılmış, kubbe kuşağı çiçek bezemeli, altıgen planlı küçük bir yapıdır. İçinde Tâceddîn Mahmûd, eşi Döndü Hâtun ve kızı Ayşe Hâtun yatar; vakfını Ayşe Hâtun düzenlemiştir. Kuba kayası üzerindeki Hüsâmiyye mescidi, medresesi ve zaviyesinden Hüsameddin'in zamanında yalnız mescit ile çeşme ayaktaydı. Aileye ait vakıflar Amasya dışına da uzanır: Defterdar Ahmed Bey 888 yılında Dimetoka'daki çiftliklerini vakfetmiş, Şemseddîn Ahmed Çelebi de Eslemez köyünde bir zaviye kurmuştur.

Soy Ağacı

Aşağıdaki şema Hüsameddin'in maddelerinden kurulmuştur. Kitabın birbirini tutmayan halkaları yukarıda belirtilmiştir; şemada en çok maddede tekrar edilen sıra esas alınmış, yalnız tek bir maddeye dayanan bağlar parantez içinde işaretlenmiştir.

  • Mu'îneddîn Abdullah el-Müstevfî (ö. 647 dolayları)
    • Emîneddîn (Sa'deddîn) Yûnus, "Emîr Gümüşlü" (ö. 675-676)
      • Nûreddîn Cibrîl Bey
        • Kutbeddîn Mehmed Çelebi
          • Pîr Alâeddîn Ali Çelebi
            • Pîr İlyâs (ö. 813; eşi Râziye Hâtun)
              • Alâeddîn Ali Çelebi (ö. 806)
                • Hüsâmeddîn Hüseyin Çelebi (ö. 858)
                  • Celâleddîn Abdurrahmân Efendi (ö. 908)
                    • Muhyiddîn Mehmed Çelebi (ö. 934; eşleri Âlime Hâtun ve Safiye Hâtun)
                      • Halîl Çelebi (ö. 978 dolayları)
                        • İbrâhim Çelebi (ö. 1004 dolayları)
                          • (İsmâil Ağa, ö. 1086; eşi Neslihan Hanım)
                            • Çelebi İbrâhim Paşa (ö. 1113)
                        • Abdullah Çelebi (ö. 1008)
                          • Sîmî Ahmed Çelebi (ö. 1032)
              • İzzeddîn Hasan Çelebi (ö. 831)
                • Kemâleddîn Mehmed Çelebi (ö. 860, Mekke)
              • Pîr Celâleddîn Abdurrahmân Çelebi (ö. 843)
                • Hayreddîn Hızır Çelebi (ö. 889; eşi Râziye Hâtun)
                  • Pîr Şemseddîn Ahmed Çelebi, Şems-i Pîr (ö. 923)
                  • Sofu Üveys Çelebi (ö. 968 dolayları)
                    • Abdurrahmân Çelebi
                      • Ahmed Efendi (ö. 983 dolayları)
                        • (İzzeddîn) Hasan Efendi, Veysîzâde (ö. 1043)
              • Râbi'a Hâtun (ö. 829), eşi Şeyhülislâm Celâleddîn Abdurrahmân Çelebi
            • Hüsâmeddîn Hüseyin Çelebi (ö. 795)
              • Şeyhülislâm Celâleddîn Abdurrahmân Çelebi (ö. 827)
                • (Âbide Hâtun; eşi Kuba Şeyhi Hüsâmeddîn Hüseyin Çelebi, ö. 867)
                  • Pîr Abdurrahmân Çelebi, Hüsâmî (ö. 903)
                    • Âlime Hâtun (ö. 933)
                  • Râziye Hâtun (ö. 898), eşi Hayreddîn Hızır Çelebi
              • Nişancı Şemseddîn Ahmed Paşa (ö. 827)
                • Hüsâmeddîn Hasan Bey
                • Bedreddîn Mahmûd Bey
                  • (Hüsâmeddîn Hüseyin Bey, ö. 881)
                  • Abdullah (Abdul) Bey
                    • Defterdar Ahmed Şemseddîn Bey (ö. 891)
                    • Hüsâmeddîn Hüseyin Paşa (ö. 922)
                    • Sinâneddîn Yûsuf Bey (ö. 945 dolayları)
      • Sirâceddîn İsmâil Bey (ö. 703)
        • Tâceddîn Mahmûd Bey (ö. 735; eşi Döndü Hâtun)
          • Nizâmeddîn (Celâleddîn) Abdullah Çelebi
            • Mehmed Bey (ö. 758 dolayları)
              • Hâce Sinâneddîn Yûsuf Çelebi
          • Şemseddîn Ahmed Çelebi
            • Mü'eyyideddîn Mehmed Çelebi
              • Mevlânâ Şemseddîn Ahmed Çelebi (Helkis vakfı)
          • Sirâceddîn Mehmed Çelebi
          • Kıvâmeddîn Kâsım Çelebi
            • Hâce Celâl Çelebi (ö. 815)
              • Hâce Kâsım Çelebi
                • Hâce Muhyiddîn Mehmed Çelebi
              • Habîb Çelebi (azli 838)
              • İlyâs Çelebi
                • Bâlî Çelebi (ö. 870 dolayları)
              • Selâmet Hâtun (ö. 817'den sonra)
            • Hayreddîn Halîl Çelebi (ö. 796 dolayları)
            • Ahmed Bey (ö. 764 dolayları)
              • Safiyüddîn Mahmûd Çelebi (ö. 827)
            • Râziye Hâtun (ö. 815 dolayları), eşi Pîr İlyâs
          • Ayşe Hâtun
        • Burhâneddîn Ahmed Çelebi (ö. 739 dolayları)
        • Yûnus Bey
          • Halîl Bey, Emîr Bedreddîn
  • Anne tarafından bağlanan kol: Şemseddîn Ahmed Paşa (ö. 1020)
    • Ali Bey
      • Ahmed Paşa, Şemsî Paşazâde
        • Neslihan Hanım, eşi İsmâil Ağa

Hüsameddin'de Aile Üyeleri

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 1-4, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022 (e-kitap s. 90-91, 100, 102, 117, 125, 130-132, 137-138, 145, 150, 154-155, 174, 182, 192-193, 361-362, 384-389, 396-402, 418-419, 424, 452-468, 480-483, 494-509, 603; Gümüşlüzâde Mahallesi, Tâciye Camii, Pîr İlyâs ve Tâceddîn türbeleri, Gümüşlüoğlu ve Çilehâne tekkeleri, "Gümüşlü Sülâlesi" tarifi, Gümüş kazası ve kronolojik kısım): https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page182.html
  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 6-8, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022 (e-kitap s. 37, 47-48, 115-120, 125-126, 147, 169-170, 181, 301, 308, 316, 376, 393, 416, 443-447, 479-480, 517-519, 564, 572-576, 596, 616): https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page443.html
  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 9-12, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022 (e-kitap s. 125, 127, 149, 151, 195, 197, 252, 279, 318, 349, 381, 403, 407, 411, 445, 447, 483, 499, 556, 561): https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page556.html

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar