Amasya'nın Pirler semtinde, Çilehane Camii'nin ve Pirler Parkı'nın çevresinde bugün de adını taşıyan bir şeyhin izi sürülebilir. Şücâeddin İlyas, halk arasındaki adıyla Pir İlyas, XV. yüzyılın başında Amasya müftülüğü yapmış, Timur'un şehri ele geçirdiği günlerde Amasya ulemasının sözcüsü olmuş, sonra Şirvan'a gidip Sadreddin-i Hıyâvî'nin yanında kırk günlük halvete girmiş ve Halvetî yolunu Amasya'ya getirmiş bir âlimdir. Hakkında bildiklerimizin büyük kısmı menkıbelere, geç tarihli tezkirelere ve yerel tarih geleneğine dayanır; doğum tarihi bilinmez, ölüm tarihi için kaynaklar üç ayrı yıl verir ve eseri olduğuna dair bir bilgi de yoktur. Bu yüzden onun hikâyesini anlatırken olguyu rivayetten ayırmak işin asıl yükünü oluşturur.

Ailesi ve Yetişmesi

Kaynaklar Şücâeddin İlyas'ın Amasya'da doğduğunda birleşir. Doğum tarihi bilinmez; yaşadığı çağ Yıldırım Bayezid, Çelebi Mehmed ve II. Murad dönemlerine, yani Osmanlı'nın en sarsıntılı yarım yüzyılına denk gelir. Kendisi Gümüşlüzâde ya da Gümüşlüoğlu künyesiyle anılır, tarikat adı Halvetî, nisbesi Amâsî'dir. Aile köklerine dair iki ayrı anlatım dolaşır. İsmail İpek'in Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu'nda sunduğu bildiri, sülaleyi Selçuklu emirlerinden Gümüşlü Muînüddin Yunus Müstevfî'ye (ö. 670/1272) bağlar ve bu soydan gelenlerin hep Gümüşlüoğlu ya da Gümüşlüzâde unvanıyla tanındığını söyler. Kadir Özköse ise ailenin aslını, gümüş madeni sebebiyle bu adı almış olan Amasya'nın Gümüş kazasına götürür. İki açıklama birbirini dışlamaz, ama ikisi de belgeyle doğrulanmış bir şecere olmaktan çok yerel tarih geleneğinin aktarımıdır.

Hüseyin Hüsameddin Yasar'ın Amasya Tarihi'ne dayanan anlatıma göre İlyas aklî ve naklî ilimleri tahsil etmiş, şehrin önde gelen âlimleri arasında yer almış ve Amasya müftülüğüne yükselmiştir. Amasya'dan derlenen bir yerel metin, onun 1400'lere doğru müftü olarak şöhret bulduğunu söyler. Medrese eğitiminden geçmiş bir müftünün ömrünün ikinci yarısında tasavvufa yönelmesi, hem kendi hayatının hem de şehrin dinî hayatının yönünü değiştirecektir.

Timur'un Sınavı

1402'de Ankara Savaşı Yıldırım Bayezid'in ordusunu dağıttıktan sonra Timur'un kuvvetleri Anadolu'da dolaştı. İpek'in bildirisine göre Amasya da bu istilanın içinde kaldı; Timur şehre Melik Nasırüddin Bahtiyar'ı vali olarak atadı, halk ise buna karşı ayaklandı. Şehrin yağmadan kurtulması, anlatıldığına göre bir imtihanla mümkün oldu. Timur'un bir şehri cezalandırmadan önce âlimlerini sınama âdeti vardı; doğru cevap gelirse şehir korunur, gelmezse halkı cezalandırılırdı. Amasya ulemasına çetin sorular soruldu ve müftü İlyas, verdiği cevaplarla heyeti ikna etti.

Menkıbenin çerçevesi sabit kalsa da ayrıntıları kaynaktan kaynağa değişir. Mecdî'nin Şakâyık tercümesine ve Amasya Tarihi'ne dayanan anlatımda on soru sorulur ve İlyas hepsine doğru cevap verir. Amasya'dan derlenen yerel metinde sınavı yapan heyetin başında "Numaneddin ül-Cebbar el-Mutezili" adlı bir zat bulunur, sorular aklî ve naklî ilimlerden seçilir ve yenilgi hâlinde şehrin Sivas gibi kılıçtan geçirileceği söylenir. İpek'in aktardığı rivayet ise tek bir soruyu öne çıkarır: "İki Müslüman ordu savaşıyor, ölenlerden hangi taraftakiler şehittir?" Âlimler cevap vermekten çekinirken İlyas, "Vatanı için çarpışıp Allah yolunda ölenler şehittir" demiş ve zalim bir hükümdarın karşısında doğruyu söylemiştir.

Bu hikâyenin tarihî bir belgeye dayandığını söylemek mümkün değildir. Elimizdeki en erken yazılı anlatımlar olaydan çok sonra kaleme alınmıştır. Yine de olayın şehir belleğindeki yeri açıktır: Amasya, kendisini bir müftünün sözüyle yağmadan kurtulmuş sayar ve bu hatıra Pir İlyas'ın şöhretinin temelini oluşturur.

Şirvan'a Gönderilişi

Timur İlyas'ın ilmine hayran kalmış, kaynakların çoğuna göre onu Şirvan halkı ondan faydalansın diye oraya göndermiştir. Ona yeterli bir maaş bağlanması da emredilmiştir. Amasya müftülüğüne ise yeğeni (kimi kaynaklarda oğlu) Gümüşlüzâde Celâleddin Abdurrahman Çelebi getirildi. Amasya'dan derlenen yerel metin bu görevlendirmeyi 1402 tarihli bir fermana bağlar ve İlyas'ın yeğeni Mevlana Şemseddin Ahmed'le birlikte Şirvan'a yollandığını söyler.

Eski yazılarda sık rastlanan bir yanlışa burada işaret etmek gerekir. Pir İlyas'ın Şirvan'a "ilim ve irfan için genç yaşta" bir talebe olarak gittiği yazılır; oysa Müzekkir Kızılkaya'nın makalesinde derlenen bilgi, onun Amasya'da ilmiyle tanınmış bir müftü olarak Timur'un yönlendirmesiyle Şirvan'a gittiğini ve orada bir süre kadılık ve müderrislik yaptığını belirtir. Metin Hakverdioğlu ise onu "genç bir ilim adamı" olarak anar ve Şirvan merkezi Şamahı'da Halvetîliğin ilk önderleri arasında sayılan Ömer Halvetî ile Seyyid Yahya Şirvânî'nin ocağında yetiştiğini yazar. Bu yorum Halvetî silsilesini veren diğer kaynaklarla, özellikle İlyas'ı Hıyâvî'nin müridi olarak gösteren anlatımlarla tam örtüşmez ve menkıbevî bir anlatı olarak okunmalıdır.

Halvetîliğin kısa bir arka planı bu noktada yerinde olur. Tarikat, Hazar Denizi'nin güneybatısındaki Geylân bölgesinde Lâhîcân'da doğan Ömer el-Halvetî'ye (ö. 800/1397-98) nispet edilir; silsilesi Ahî Mîrem'den Hacı İzzeddin'e, ondan Sadreddîn-i Hıyâvî'ye ve en sonunda tarikatın ikinci pîri, bir bakıma gerçek kurucusu sayılan Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî'ye uzanır. Halvetîlik Azerbaycan'da kurulmuş, buradan Anadolu'ya, Balkanlar'a, Suriye'ye, Mısır'a ve Kuzey Afrika'ya yayılmış, İslam dünyasının en yaygın tarikatlarından biri olmuştur. İlyas'ın yolu Şirvan'a düştüğünde bu kaynağın tam yanı başındaydı.

Sadreddin-i Hıyâvî'nin Yanında Halvet

Şirvan'da İlyas, kaynakların ortak anlatımına göre Sadreddin-i Hıyâvî'nin sohbetlerine katıldı ve onun gözetiminde kırk günlük halvete girdi. Halvet, tarikata adını veren büyük inziva halidir: sâlik bir odaya kapanır, az yer, az uyur, az konuşur; zikir ve fikirle nefsini terbiye eder. Halvetîlikte nefsin kötülüklerden ve günahlardan arındırılması esastır ve bunun yolu dil, kalp, ruh ve sırla yapılan zikirden geçer. Müşâhede mertebesine ulaşmak için mücâhede şarttır.

Hulvî'nin Lemezât adlı eserinden Amasya Tarihi'ne ve Kızılkaya'nın makalesine geçen bir menkıbe bu sürecin zorluğunu anlatır. Hıyâvî okuma yazması olmayan, "ümmî" bir zattı. İlyas, bir molla olarak bir ümmîye teslim olmanın güçlüğü karşısında gönlüne şüphe geldiğini kendi ağzından söyler. Amasya'ya döndüğünde (kaynaklar dönüşün zamanı konusunda ayrışır) nefsini tek başına terbiye etmekte zorlanmış, Horasan'daki Zeynüddin-i Hâfî'nin yanına gitmeye niyetlenmiştir. O gece rüyasında Peygamberi görür: "Ey İlyas, kalbinden başka sevgileri çıkar. Şu anda zamanın en hayırlısı Sadreddin-i Hıyâvî'dir. Hizmetine koş." Hatasını anlayan İlyas hemen yola çıkar. Şeyhin beldesine yaklaştığında Hıyâvî dervişlerine "Pir İlyas geliyor, onu karşılayın" der; huzurunda diz çöken müridine "Ey Molla İlyas, Resûlullah'ın yol göstermesi nimetine herkes kavuşamaz" diyerek rüyasını bildiğini sezdirir. Bundan sonra İlyas bir süre mücâhede ve riyâzetle meşgul olur, icazet alır ve Hıyâvî'nin halifesi sayılır. Anlatı bir menkıbedir ve tarikat belleği aracılığıyla bize ulaşmıştır.

Zamanlamaya dair çözülmemiş bir sorun da vardır. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin Halvetiyye maddesine ve Fatih Sarıkaya'nın 2017 tarihli makalesine göre Sadreddin-i Hıyâvî 860/1455'te vefat etmiştir. Pir İlyas için verilen ölüm tarihleri ise bundan erkendir; hangisi benimsenirse benimsensin, hocanın öğrencisinden yirmi ile elli yıl arasında bir süre sonra öldüğü bir tablo ortaya çıkar. Bu çelişki akademik yazında çözülmüş değildir.

Amasya'ya Dönüş ve Gümüşlüoğlu Tekkesi

Timur'un 1405'teki ölümünden sonra İlyas, hocasının izniyle Amasya'ya döndü. Özköse dönüşü 1406 olarak verir; Evliya biyografilerinde de aynı olay hicrî 809'a (1406) bağlanır. Şehir bu yıllarda Fetret Devri'nin sarsıntısının sosyal olarak en çok hissedildiği merkezlerden biriydi. Özköse'nin Abdülhamit Budak'tan aktardığına göre İlyas'ın akrabası Hâce Celal Çelebi, şeyhin gelişinden bir yıl sonra Gümüşlüoğlu Tekkesi'ni yaptırarak Halvetî yoluna açtı. Halk arasında "Tâciye" diye anılan Gümüşlü Camii'nin doğu ve güney yanındaki boş arsada yükselen bu tekke, kaynaklara göre Amasya'da Halvetîlere mahsus olarak yapılan ilk tekkedir. İki yüz yılı aşkın bir süre Gümüşlüzâdelere mekân olmuş, bir imarethaneyle de donatılmıştır. İmarethane o günlerin yoksulluğunda pek çok muhacire ev sahipliği yapmış, ekonomisi bozulan halka bir umut kapısı olmuştur. Tekkeden bugün hiçbir eser kalmamıştır; yalnız türbe ayaktadır.

İlyas bu tekkede talebe yetiştirdi, Kur'an'ı ve sünneti, Peygamber'in ahlakını anlattı. Evliya biyografilerinde yer alan bir anekdot, onun velîlik anlayışını da yansıtır. "Evliyanın alametleri nelerdir?" diye sorulduğunda şöyle cevap verdiği anlatılır: söz söylemek gerekince nasihat veren, boş işlerle uğraşmayan ve Kur'an okuduğunda dinleyenlerin kalbini yumuşatan kişidir. Hüseyin Hüsameddin Yasar, Halvetîliğin Amasya'da hızla yayılmasını şöyle açıklar: tarikat müntesiplerini ilme ve zühde teşvik ediyor, onları yöneticilere ve devlet adamlarına karışmaktan alıkoyuyordu; halk da bu yolu çabuk benimsedi. Yasar'a göre bu yeni yol, Babaî ve Mevlevî yollarının eski şöhretini gölgede bıraktı (Amasya Tarihi, I, 266).

Özköse, aynı makalede Pir İlyas'ın siyasetle ilişkisine de değinir. Ankara Savaşı'ndan sonra şehre Timur'un yöneticisini sokmayacak kadar dirayetli davranan müftü, Çelebi Mehmed Amasya'ya davet edildiğinde halka iyi davranması ve serkeşlikten vazgeçmesi şartıyla şehre yönetici olabileceğini söylemiştir. Fetret döneminde Çelebi Mehmed'e maddî ve manevî destek vermiş, onun kardeşleri ve diğer beylerle mücadelesinde başı sıkıştığında sığınacağı Amasya'yı bir huzur şehri hâline getirmiştir. Bu bilgi Budak'ın Bir Şehir Bir Tarikat: Amasya ve Halvetilik adlı çalışmasına dayanır. Özköse'nin ifadesiyle Pir İlyas'ın kişiliği ve tarikatı, o dönemde Amasya'da bir denge unsuru olmuştur.

Çilehane (Yâkub Paşa) Tekkesi

Eski yazılarda tekke ve vakfiye konusunda sık görülen bir karışıklık vardır. "Anadolu Beylerbeyi Yakub Paşa'nın 1413 tarihli vakfiyesiyle Pir İlyas'ın tekkesi kuruldu" cümlesi yaygındır; M. Baha Tanman'ın TDV İslâm Ansiklopedisi için yazdığı Yâkub Paşa Tekkesi maddesine göre ise durum şöyledir. Ankara Beylerbeyi Pazarlıoğlu Yâkub Paşa 815/1412'de bu tekkeyi, Halvetiyye tarikatına meşrut olmak üzere Müftü Şeyh Gümüşlüzâde Abdurrahman Çelebi için yaptırıp vakfetmiştir; vakfiyesi Zilkade 815'te (Şubat 1413) Amasya Kadısı Sarı Kadı lakaplı Mevlânâ Rükneddin Mahmud tarafından tescil edilmiştir. Madde, halk arasında Çilehâne Tekkesi diye de anıldığını, Hüseyin Hüsâmeddin'in ise tekkenin Yâkub Paşa Konağı'nın içinde yer aldığını söylediğini belirtir. Halifesi Şemseddin Mehmed Buhârî tekkenin mütevelliliğini üstlenmiş, görev ölümünden sonra çocuklarına, onların soyu kesilince de Müeyyed Çelebi ve çocuklarına geçmiştir.

Yani Çilehane Tekkesi, Pir İlyas'ın değil, damadı ve halefi olarak anılan Abdurrahman Çelebi'nin tekkesidir; Pir İlyas'ın kendi tekkesi Gümüşlüoğlu Tekkesi'dir. Yine de iki yapı aynı sülalenin ve aynı çevrenin eseridir ve Pirler semtinde birbirine yakın dururlar. Çilehane Tekkesi'nin Halvetî dünyasındaki yeri öylesine belirgindi ki, çok sayıda şeyhin buradan yetişmesi yüzünden akademik yazında "Derviş Fabrikası" diye anılmıştır (Hasan Karataş'ın doktora tezinden aktaran Özköse).

Tekkenin mimarisi Tanman'ın maddesinde ayrıntılı anlatılır. Eğimli arazi nedeniyle yapı farklı yüksekliklerdeki dört sete oturur. En yüksek kotta mescit ile doğusunda derviş hücreleri ve halvethaneler, daha aşağıda mescidin batısındaki hücreler, üçüncü kotta tevhidhane, türbe ve şeyh odası, en alçak kotta ise doğu-batı doğrultusunda uzanan beşik tonozlu dehliz yer alır. Mescit tromplu bir kubbeyle örtülüdür. Mescidin iki yanında altışar tonozlu birim bulunur: penceresiz altı birim halvethane, yapının dış duvarına bitişik ve birer pencereli diğer altı birim derviş hücresidir. Özköse'nin aktardığına göre kare planlı halvethaneler yaklaşık 1,90 x 1,90 metre ölçüsündedir ve her birinde bir ocak ile dolap nişi bulunur. Tevhidhane eyvan niteliğinde bir hacimdir, türbe ise tevhidhaneden geçilerek girilen kare planlı bir mekândır. Türbenin "amel-i Ramazan el-Kastamonî" şeklinde iki imza taşıyan, kesişen çokgenli şebekeli dövme demir kapısı, erken dönem Osmanlı maden sanatının nadir örneklerinden sayılır. Dehlize açılan hâcet penceresinin üstünde türbede yatanlara ilişkin Farsça bir kitabe vardır.

Tanman, yapının cephelerinde süs bulunmadığını, batı girişinin kesme taş cephesi dışında almaşık duvarlarda moloz taşın üçlü tuğla hatıllarla örüldüğünü, örtünün ise kurşun kaplı tonozlar ve kubbelerden oluştuğunu kaydeder. Halvet uygulamasının gerektirdiği halvet-namaz ilişkisi ile arazinin eğimi birlikte düşünüldüğünde ortaya çıkan plan şemasını "son derece kullanışlı" bulur ve bu şemanın sonraki yüzyıllarda inşa edilen Halvetî tekkelerinde sürdürülmemesini şaşırtıcı sayar. Yapı zaman içinde birkaç kez onarılmıştır. Özköse'ye göre II. Bayezid 1485'te kargir olarak yeniden inşa ettirmiş, 1894'te halkın gayreti ve II. Abdülhamid vakıflarından ayrılan gelirle yenilenmiş, türbenin sağına ve soluna kadınlar ve erkekler için birer mescit eklenmiştir. Tanman'ın aktardığı ise yakın tarihe aittir: 1939 Erzincan Depremi'nde zarar gören yapı 1967'de onarılmıştır.

Yapının XVII. yüzyıldaki bir dönüşümü tekkenin kurumsal hayatını da gösterir. 1031'de (1622) Vâiz Şeyh Hüsâmeddin Efendi ile Şeyh Abdi Efendi arasında meşihat konusunda çıkan anlaşmazlığı gidermek için mescit ve buna bağlı halvethane birimlerinde bir medrese kurulmuş ve müderrisliği Abdi Efendi'ye verilmiştir. Kuzeydoğu köşesindeki oda ile tevhidhanede tekke işlevi sürmüş, meşihat Hüsâmeddin Efendi'ye bırakılmıştır. Özköse yapının 40 akçeli medreseler arasında sayıldığını ve dersiamlarca yönetildiğini de ekler.

Halifeleri ve Silsile

Pir İlyas'ın izinden gidenler konusunda kaynaklar birbirini tamamlar. Hakverdioğlu'na göre ocağından Zekeriyya Halvetî, Şeyh Şerafeddin ve Hamza Akşemseddin gibi şahsiyetler yetişmiştir; ayrıca hattat Hamdullah ile İstanbul'da Halvetîliği büyüten Çelebi Halife (Cemaleddin İshak Karamânî) de bu yolun mensupları arasında sayılır. Özköse'nin Budak'tan aktardığı bilgi daha ayrıntılıdır: eskiden Ok Meydanı denilen, bugün tren istasyonunun bulunduğu yerdeki bir türbede Pir Şerafeddin Hamza Halvetî yatar ve Pir İlyas'ın halifelerinden biri, Fatih'in hocası Akşemseddin'in babası olarak anılır. Böylece Akşemseddin, Pir İlyas'ın halifesinin oğlu olarak tanıtılır; doğrudan müridi olduğuna dair bir bilgi bulunmaz.

Kızılkaya'nın makalesi bu zincire bir tartışma ekler. Kaynaklarda Pir İlyas'ın halifesi olarak anılan Ümmî Şeyh Tâhirzâde, Cemaliyye kolunun kurucusu Cemal Halvetî'nin (Çelebi Halife) de şeyhidir; Cemal Halvetî onun işaretiyle Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî'nin hizmetine girmek üzere Bakü'ye kadar gitmiş, oraya vardığı gün Şirvânî'nin vefat ettiğini öğrenmiştir. Özköse de aynı bağlantıyı Budak'a dayanarak anar: Pir İlyas'ın müritlerinden Şeyh Tahiroğlu Tokat'ta irşat faaliyetinde bulunurken Çelebi Halife'ye icazet vermiştir. Kızılkaya ayrıca, kaynakların bir kısmında Tâhirzâde ile aynı kişi sayılan Musa b. Tâhir Tokâdî'nin Halvetî olmadığını, Bayramî-Şemsî çevresine ait bulunduğunu savunur. Pir İlyas'ın ölüm tarihi (813/1410 ya da 837/1433) ile Tokâdî'nin eserini sunduğu Şehzade Orhan'ın zamanı arasında yaklaşık bir asırlık fark bulunduğuna dikkat çeker; bu hesaba göre Tokâdî, Pir İlyas'ın halifesi olamaz, olsa olsa halifelerinden birinin dolaylı bir takipçisi sayılabilir.

Gümüşlüoğlu Tekkesi'nin şeyhliği Pir İlyas'tan sonra damadı ve halifesi Abdurrahman Çelebi'ye, ardından oğlu Celal Çelebi'ye, Pîr Hayreddin Hızır Çelebi'ye (ö. 890/1486), Üveys Çelebi'ye ve diğerlerine geçmiştir. Çilehane Tekkesi'nin şeyhleri ise Amasya halkı arasında "silsiletü'z-zeheb", yani altın silsile adıyla anılır. Tanman bu silsileyi Abdurrahman Çelebi'nin damadı Pîr Abdurrahman Çelebi'den başlayarak Pîr Şemseddin Mehmed Buhârî, Pîr Celâleddin Abdurrahman Çelebi, Saraçlar Pîri Sun'ullah Halvetî, Pîr Zekeriyyâ Halvetî, İğnecizâde Pîr Safiyyüddin Mahmûd, Kubâlı Çelebizâde Pîr Muhyiddin Mehmed Çelebi, Buhârîzâde Pîr Mehmed ve Şeyh Ya'kûb Halvetî ile sürdürür; sonra Şeyh Abdurrahman ve oğulları İzzeddin Hasan ile Hüsâmeddin Hüseyin gelir. Daha sonraki dönemde Şeyh Mehmed Efendi (ö. 1099/1688), Seyyid İbrâhim Efendi ve Hâfız Seyyid Abdullah Efendi (ö. 1214/1800) meşihatı devralmıştır.

Tarihler burada da çelişir. Abdurrahman Çelebi'nin ölümü için TDV 903/1497-98'i, Özköse ise Gümüşlüoğlu Tekkesi'nin şeyhi olarak 827/1424'ü verir; İpek de 903'ü benimser. Aradaki yetmiş yıllık fark ya iki ayrı kişinin aynı adla anıldığını ya da bir tarih yanlışını düşündürür. Özköse'nin kendi anlatımı da içeride çelişir: aynı makale, II. Murad'ın oğulları Ahmed, Alaeddin ve Mehmed'i 1438 Ramazan Bayramı'nda Amasya'daki Halvetî şeyhi Abdurrahman Çelebi'nin elini öpmeye gönderdiğini yazar. İki şehzade şeyhin elini öpmüş, Şehzade Mehmed ise ayaklarına kapanıp himmet dilemiş, şeyh de boynundaki rızasını çıkarıp ona takmış ve "Kostantiniyye'de Müslümanlara iyi hizmet et" diye dua etmiştir. Menkıbeye göre Mehmed yirmi yıl sonra İstanbul'u fethetmiştir. 827/1424 tarihi bu anlatımla bağdaşmaz; 903/1497-98 tarihi ise şeyhin ömrünü olağan dışı uzun gösterir. Abdurrahman Çelebi'nin "Hüsamî" mahlasıyla şiir yazdığı, cezbe sahibi ve semaya düşkün bir şair olduğu da aynı kaynakta kaydedilir.

Pir İlyas'ın sülale bağları bir ölçüde daha net yazılmıştır. Şair Mihrî Hatun'un dedesinin Pir İlyas olduğunu TDV, Gönül Ayan ve Özköse yazar, Hakverdioğlu ve bazı yerel yazılar ise "torunu" der. Mihrî Hatun'un babası Belâyî mahlasıyla şiir yazan Kadı Hasan Amasyevî'dir ve TDV, Mihrî'nin Amasya'da dedesi Pîr İlyas'ın tekkesindeki hazîreye defnedildiğini yazar. Hakverdioğlu ayrıca Yasar'dan, Pir İlyas'ın eşi Raziye Hanım'a bizzat ders verdiğini ve onun Amasyalı hanımlara ders okuttuğunu aktarır; bu ayrıntıya yalnız bu kaynakta rastlanır ve ihtiyatla okunmalıdır.

Ölüm Tarihi Sorunu

Pir İlyas'ın ölüm tarihi, kaynaklar arasında en çok ayrışan konudur. Üç ayrı yıl öne sürülür.

  • 813 (1410): Hüseyin Hüsameddin Yasar, Amasya Tarihi, I, 266; Hakverdioğlu da bu tarihi anar.
  • 833 (1429): Özköse'nin Halvetî tekkeleri üzerine makalesi.
  • 837 (1433-34): Hulvî'nin Lemezât'ı; İpek, Kızılkaya, TDV'ye dayanan biyografik derlemeler ve Amasya'dan derlenen yerel yazılar.

İpek, Pir İlyas'ın Seyyid Yahya Şirvânî ile aynı şeyhin müridi olduğunu ve yaşlarının birbirine yakın olduğunu hatırlatarak Lemezât'taki 837 tarihini "daha doğru gibi" bulur. Kızılkaya da Hulvî'nin eseri hem Halvetîlik tarihi olduğu hem de daha erken yazıldığı için onun verdiği tarihi tercih eder. 1433-34 bu nedenle daha güçlü bir ihtimaldir, ama tek bir yıl üzerinde kesin konuşulamaz. Bu belirsizlik, Hıyâvî'nin 860/1455 tarihli vefatıyla ilgili yukarıda değinilen zamanlama sorununu da çözmeden bırakır.

Evliya biyografilerinde ölümüyle ilgili bir menkıbe de yer alır. Cenazesi yıkanırken teneşirin ya da bir ağaç parçasının çöktüğü, düşmek üzere olan cesedin doğrulup bir eliyle tutunduğu ve yerine uzandığı anlatılır. Olayı görenlerin derinden etkilendiği, birçok kişinin tövbe edip yola girdiği söylenir. Bu bir keramet rivayetidir ve Halvetî belleğinin ona atfettiği bir hikâye olarak okunmalıdır, tarihsel olgu sayılamaz.

Pirler Türbesi

Pir İlyas, Amasya'da Sevâdiye Mahallesi Mezarlığı'nın başındaki Pirler Türbesi'ne gömülmüştür. Bugün Pirler Parkı'nın içinde bulunan ve halk arasında "Yukarı Pirler" diye de anılan türbe, Çilehane Camii'nin güneyindedir. Pir İlyas'ın yanı sıra damadı Pir (Celâleddin) Abdurrahman, torunu Pir Hayreddin Hızır Çelebi ve aile fertleri burada yatar; üç pirin kabri bulunduğu için "Pirler" adı yaygınlaşmıştır (Özköse, Budak'tan). Çilehane Camii'nin içindeki türbe ise "Aşağı Pirler" adıyla bilinir ve Özköse'ye göre burada ya Pir İlyas'ın torununun oğlu Pîr Celaleddin Abdurrahman Sani ya da damadı ve amcasının oğlu Abdurrahman Çelebi yatmaktadır; bu konuda da kaynaklar ayrışır.

Yukarı Pirler Türbesi'nin yapım tarihi için iki ayrı bilgi dolaşır. Amasya'dan derlenen yerel bir metne göre türbe 1482'de II. Bayezid tarafından yaptırılmıştır; enine dikdörtgen planlıdır ve inşa kitabesi giriş kapısının üzerindedir. Kitabenin aktarılan metni şöyledir: "Yakin ve fena makam sahiplerinin önderi, ulu şeyhlerin kutbu, Gümüşlüoğlu diye bilinen Şeyh Şücaeddin Pir İlyas için bu türbe imar edildi. Allah onun aziz ruhundan bizi faydalandırsın. Bu bina 887 yılında yaptırıldı." Merzifon'un Kara Mağara köyünün geliri de türbeye vakfedilmiştir. Amasya Valiliği ise türbeyi 1486'da Gümüşlüzâde Ahmed Bey'in yaptırdığını yazar. Hicrî 887, 1482-83'e denk gelir ve iki bilgi arasındaki fark çözülmemiştir.

Yapı, kuzey ve güney duvarlarındaki payandalara oturan sivri kemerlerle üç bölüme ayrılmış, her bölüm bir kubbeyle örtülmüştür; batı kısmı mihraplıdır ve mescit olarak kullanılır. 1895 depreminde ağır hasar görmüş, sonradan onarılmış ve II. Abdülhamid dönemine ait kitabeler eklenmiştir. Türbenin bulunduğu alanda bir zamanlar çok sayıda önemli zatın mezarı bulunan bir kabristan vardı; Özköse'ye göre mezarlar 1938'de dönemin valisi Talat Öncel tarafından söktürülerek alan park hâline getirildi.

Evliya Çelebi Amasya'ya geldiğinde şeyhin kabrini ziyaret etmiş; yüzlerce başı ve ayağı açık âşıkları olduğunu, vakıfları çok olduğundan gelip geçene nimetin bol bulunduğunu yazmıştır. Mezarın duvarında bir kâğıda yazılmış şu beyitleri de görmüştür: "Ali kulunu eyleme bigane(ye) kıyas / Hızır ol ona her vartada ya Hızır İlyas." Şehirdeki imaretler arasında Pir İlyas Türbesi'nin yanındaki Pir İlyas İmareti de anılır; Özköse, bu imareti Mehmet Paşa ve Yörgüç Paşa imaretleriyle birlikte tekkelerin koordine ettiği önemli imaretler arasında sayar ve Evliya Çelebi'nin Amasya'da yoksula yemek veren pek çok ziyafethane bulunduğunu yazdığını hatırlatır.

Anadolu'daki İlk Halvetî Meselesi

Pir İlyas için en sık tekrarlanan cümle, Halvetîliği Anadolu'ya onun getirdiğidir. TDV Halvetiyye maddesi bunu açıkça söyler: tarikat "Anadolu'ya Sadreddin-i Hıyâvî'nin halifelerinden Amasyalı Pîr İlyas tarafından getirilmiştir." İpek ve Özköse de Gümüşlüoğlu Tekkesi'ni Halvetiyye adıyla kurulan ilk tekke olarak niteler; Özköse buna dayanarak Osmanlı topraklarında Halvetîliğin ilk filizlendiği merkezin Amasya olduğunu söyler. Aynı makale, F. de Jong'un Halvetiyye'nin Anadolu'ya II. Bayezid'in Amasya valiliği döneminde girdiğini ileri süren görüşünü yanlış bulur. Niğde'de XIII. yüzyıl sonunda Ahî Yusuf Halvetî'nin (ö. 1308) bir zaviye açtığı yolundaki iddia için ise, tarikatın o tarihte henüz teşekkül etmediği hatırlatılır (İpek, Köprülü'ye dayanarak).

Fatih Sarıkaya'nın 2017 tarihli makalesi bu "ilk" sıfatına bir nüans ekler. Manisa'da Saruhanoğlu İshak Çelebi'nin 1371'de Revak Sultan'a verdiği vakfiyede, tekke şeyhinin Halvetiyye tarikatından olması şart koşulmuştur. Sarıkaya'ya göre bu belge, Halvetiyye'nin Anadolu'da Pir İlyas'ın ölümünden yaklaşık yarım asır önce de bulunduğunu gösterir. Bu yüzden "Anadolu'da ilk Halvetî" iddiası, Revak Sultan hesaba katılmadan kesin biçimde söylenemez. Pir İlyas'ın katkısı, Halvetîliği hanedanın ilgisini çeken ve Osmanlı toprakları boyunca yayılan bir ocak hâline getirmesinde aranmalıdır.

Yayılma kısa sürede şehrin sınırlarını aştı. Özköse'ye göre Halvetiyye Amasya'ya Pir İlyas'la girmiş olsa da Osmanlı topraklarındaki asıl yayılışı, tarikatın "pîr-i sânî"si sayılan Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî'nin halifeleri sağlamıştır. Şirvânî'nin halifelerinden Habîb-i Karamânî (ö. 902/1496) Karaman, Ankara, Amasya ve Sivas çevrelerini dolaşmış ve Amasya'da Hızır Paşazâde Mehmed Paşa'nın (ö. 890/1485) yaptırdığı Mehmed Paşa Tekkesi'nde irşat faaliyetini başlatmıştır; bu faaliyet halefleri tarafından XVI. yüzyıl sonlarına kadar sürdürülmüştür. Karamânî'nin Amasya'daki bir başka halifesi el-Hâc Hızır-ı Amâsî'nin başlattığı silsile ise sonradan Şemsiyye kolunun doğmasını sağlamıştır. Çilehâne, Çevikçe, Sadeddin, Şehre Küstü, Kutup, Gümüşlüoğlu, Mehmed Paşa, Mahmud Çelebi ve Meydan tekkeleri asırlar boyunca ayakta kalan başlıca Amasya Halvetî tekkeleri olarak sayılır. Bu ağ içinde yetişen şeyhler Amasya ile İstanbul arasında dinî ve kültürel bir hat kurmuştur. Halvetî tekkeleri 1925'te resmen kapatılıncaya kadar Osmanlı toplumunda en yaygın tarikatlardan biri olmayı sürdürdü.

Şehzadeler Şehrinde Bir Tarikat

Amasya'nın Osmanlı hanedanı için taşıdığı anlam, Halvetîliğin şehirdeki konumunu da etkiler. Hakverdioğlu'na göre tarikat, hanedanın şehzade sancağı olarak gördüğü bir şehirde kök saldığı için padişah adaylarını etkilemiştir. Özköse'nin aktardığı iki örnek bu ilişkinin her zaman aynı yüzü taşımadığını gösterir. 1438'deki bayram ziyareti menkıbesi şehzadelerin şeyhe saygısını anlatırken, Habîb-i Karamânî'nin halifesi Seydi Halife'nin Fatih Sultan Mehmed'e gönderdiği şikâyet mektubu bambaşka bir tablo çizer. Seydi Halife, Amasya'da bulunan Şehzade Bayezid'in davranışlarının uygunsuzluğundan ve çevresindeki arkadaşlarının olumsuzluklarından yakınmıştır. Fatih, durumu araştırmak üzere Vezir Hamza Begzade Mustafa Paşa başkanlığında bir heyet göndermiş, heyetin raporunu inceledikten sonra şehzadenin arkadaşlarından üçünün idamını, diğerlerinin uzaklaştırılmasını emretmiştir. Emri önceden öğrenen şehzade, arkadaşlarından Müeyyedzade Abdurrahman Efendi'yi İran'a, Tacibey'i Bağdat'a kaçırtmış, Mahmud Bey ise idam edilmiştir.

Amasya'da Bugün Pir İlyas'ın İzleri

  • Pir Sücaeddin İlyas Türbesi (Yukarı Pirler): Pirler Parkı'nda, Çilehane Camii'nin güneyinde; Amasya'nın en çok ziyaret edilen türbelerinden.
  • Çilehane (Yâkub Paşa) Tekkesi ve Camii: Pirler semtinde, türbenin kuzeyinde; 1412 tarihli, erken Osmanlı tekke mimarisinin nadir örneği. İçinde Aşağı Pirler Türbesi vardır.
  • Gümüşlüoğlu Tekkesi: Gümüşlü Camii'nin güneydoğusunda; bugün yerinde bir iz yoktur.
  • Pir İlyas İmareti: Evliya Çelebi'nin sözünü ettiği, yoksullara yemek veren imaretler arasında anılır (Özköse).
  • Pir Şerafeddin Hamza Halvetî Türbesi: Eskiden Ok Meydanı denilen, bugün tren istasyonunun bulunduğu yerde; Akşemseddin'in babası olarak anılan zatın türbesi (Özköse, Budak'tan).
  • Gümüşlü Mahallesi: Pir İlyas Türbesi'ne giden yol bu mahallenin üstünden geçer; yakınındaki küçük mezarlıkta Halvetî şeyhi Ya'kub Halvetî, oğlu Amasya müftüsü Mustafa Efendi ve ailesi yatar (Özköse, Budak'tan).

Pirler Parkı'nın bulunduğu bölge, Osmanlı şehzadelerinin yaklaşık iki buçuk yüzyıl boyunca yaşadığı sarayların kalıntılarına (Saray Düzü) komşudur.

Geride Kalanlar

Pir İlyas hakkında bildiklerimiz sınırlıdır ve kaynaklarda eserlerinin bulunduğu anılmaz. İpek, bildirisinin sonuç bölümünde, hayatının daha ayrıntılı ele alınmasını ve varsa eserlerinin gün yüzüne çıkarılmasını temenni eder. Elimizde bir kitap yerine, yetiştirdiği halifeler, damatları, torunları, Mihrî Hatun gibi bir şair torunu, yaptırılan tekkeler, türbeler ve bir imaret kalmıştır. Bunlar onun öğretisinden çok, Amasya'nın onu nasıl hatırladığını belgeler: Timur'un ordusu karşısında doğru bildiği sözü söyleyen bir müftü, nefsini terbiye etmenin güçlüğünü açıkça kabul eden bir mürid ve Anadolu'da Halvetî yolunun ilk durağını açan bir şeyh olarak.

Kronoloji

1371: Saruhanoğlu İshak Çelebi'nin Manisa'da Revak Sultan'a verdiği vakfiyede tekke şeyhinin Halvetî olması şart koşulur (Sarıkaya; Halvetiyye'nin Anadolu'daki erken izi).

1402: Ankara Savaşı'nın ardından Timur'un Amasya'yı ele geçirmesi; Pir İlyas ve Amasya âlimleri imtihan edilir (İpek). Aynı yıl Pir İlyas'ın Şirvan'a gönderildiği de anlatılır (yerel metin).

1405: Timur'un ölümü.

1406 (H. 809): Pir İlyas Amasya'ya döner; Gümüşlüoğlu Tekkesi'nde irşada başlar (Özköse; Evliya biyografileri).

1412-1413 (H. 815): Yâkub Paşa Tekkesi, Müftü Gümüşlüzâde Abdurrahman Çelebi için kurulur; vakfiye Şubat 1413'te tescil edilir (TDV).

1410 / 1429 / 1433-34: Pir İlyas'ın ölümü için kaynaklarda verilen üç farklı tarih (H. 813, 833, 837).

1438: II. Murad'ın oğullarının Ramazan Bayramı'nda Amasya'daki Halvetî şeyhi Abdurrahman Çelebi'nin elini öpmeye gönderildiği anlatılır (Özköse).

1455 (H. 860): Sadreddin-i Hıyâvî'nin vefatı (TDV; Sarıkaya).

1482 (H. 887): Yukarı Pirler Türbesi'nin II. Bayezid tarafından yaptırıldığı yönündeki kitabe aktarımı; Valilik 1486 ve Gümüşlüzâde Ahmed Bey'i verir.

1485: II. Bayezid'in Çilehane tekkesini ve türbesini kargir olarak yeniden inşa ettirdiği bildirilir (Özköse).

1622 (H. 1031): Çilehane Tekkesi'nin mescit ve halvethane bölümünde medrese kurulur (TDV).

1894-1895: Çilehane Tekkesi'nin halkın gayretiyle yenilenmesi; 1895 depreminde Pirler Türbesi'nin hasar görmesi ve sonradan onarımı.

1925: Tekkelerin resmen kapatılması.

1938: Pirler'deki mezarlığın söktürülüp park hâline getirilmesi (Özköse).

1939 / 1967: Erzincan Depremi'nde Çilehane Tekkesi'nin zarar görmesi; 1967'de onarım (TDV).

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Hüseyin Hüsameddin Yasar, Amasya Tarihi (ikincil aktarımlarla: İpek, Özköse, Kızılkaya, Hakverdioğlu).
  • "Pir İlyas", Amasya (amasya-abdulhalim.blogspot.com); "Pîr İlyâs", Evliyalar Ansiklopedisi (ehlisunnetbuyukleri.com, evliyalarimiz.com, islamilimleri.com). amasya-abdulhalim.blogspot.com

Akademik çalışmalar

  • M. Baha Tanman, "Yâkub Paşa Tekkesi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 43, İstanbul 2013, s. 285-286 (islamansiklopedisi.org.tr). islamansiklopedisi.org.tr
  • Süleyman Uludağ, "Halvetiyye", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 15, İstanbul 1997 (islamansiklopedisi.org.tr). islamansiklopedisi.org.tr
  • "Mihrî Hatun", TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr).
  • İsmail İpek, "Amasya'da Halvetîlik ve Pir İlyas Şücâeddin'in Hayatı", Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu Bildiriler Kitabı I, Amasya 2017, s. 678-681.
  • Kadir Özköse, "Amasya'da Bulunan Halvetiyye Tekkeleri", Akademiar Dergisi, sayı 5, Aralık 2018, s. 91-118.
  • Müzekkir Kızılkaya, "Ümmî Şeyh Tâhirzâde ile Musa b. Tâhir Tokâdî Üzerine Bir İnceleme", Bozok Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı 20, 2021.
  • Fatih Sarıkaya, "Halvetiyye Tarikatının Kurucusu Meselesine Dair Yeni Bir Değerlendirme ve Revak Sultan", İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, c. 6, sayı 3, 2017, s. 2078-2095.
  • Gönül Ayan, "Mihrî Hatun ve Şiirleri", DergiPark.

Resmî kaynaklar

  • Abdülhamit Budak, Bir Şehir Bir Tarikat: Amasya ve Halvetilik, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, Amasya 2015 (Özköse aracılığıyla).

Diğer kaynaklar

  • Metin Hakverdioğlu, "Halvetilik ve Amasya", Türkiye Gazetesi, 20 Temmuz 2018 (molekuleredebiyat.com).
  • T.C. Amasya Valiliği, "Türbeler" (amasya.gov.tr); Vikipedi, "Pir Sücaeddin İlyas Türbesi".

Çevrimiçi kaynaklar