Talik hattatlığıyla da anılan Siyâmî Ali Efendi, XVII. yüzyılın ortasında Amasya medreselerinde müderrislik, ardından kadılık etmiş bir âlim ve şairdir. Gazi Oruç Bey'in oğludur ve 1067 (1656-57) yılında ölmüştür. Amasyalı şairleri toplayan Abdî Efendi'nin tezkiresinde onun ayrıntılı bir biyografisi ve şiirleri bulunuyordu; ama tezkire yanmış, Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar da Amasya Tarihi'ne ancak hafızasında kalanları yazabilmiştir. Bugün bilinen tek şiiri, Hüsameddin'in sonradan eline geçen bir şiir mecmuasında bulduğu bir nazire gazeldir. Hüsameddin'in birkaç cümlelik maddesi Siyâmî Ali Efendi-Oruçoğlu başlığıyla sitede yer alır.
Hüsameddin'in Kaydı
Madde, on birinci cildin "sin" harfli adları arasında yer alır:
Amasya'da Bâyezîd Paşa Mahallesi'nde çeşmesi olan Gâzi Oruç Bey'in mahdûmudur. Fâzıl-ı meşhûr Kadızâde Küçük Mehmed Efendi'nin dersinde ikmâl-i tahsîl edib tedrîs-i ulûma başladı. Amasya medreselerine müderris ve ba'dehû kadı olup 1067'de vefât etdi. Âlim, kâmil, şâir, ta'lik-nüvîs bir zât idi. Abdî Efendi "Tezkîre"sinde mufassal tercemesi ve eş'ârı vardı. Hayfâ ki yandı. Hâtıramda bu kadarı kalabildi. Yakın vakitlerde muhterem kardaşım Kilisli Ahmed Rıf'at Bey'in bana lutf etdiği eş'âr mecmu'asında Amasyalı Hızır Efendizâde Mehmed Efendi'nin bir gazeline şu nazîresi görüldü.
Günümüz Türkçesiyle: Amasya'da Bayezid Paşa Mahallesi'nde çeşmesi bulunan Gazi Oruç Bey'in oğludur. Ünlü âlim Kadızâde Küçük Mehmed Efendi'nin dersinde öğrenimini tamamlayıp ders okutmaya başladı. Amasya medreselerinde müderris, sonra kadı oldu ve 1067'de öldü. Âlim, olgun, şair ve talik yazı ustası bir zattı. Abdî Efendi'nin tezkiresinde ayrıntılı biyografisi ve şiirleri vardı; yazık ki yandı. Hatırımda bu kadarı kalabildi. Yakın zamanda saygıdeğer dostum Kilisli Ahmed Rif'at Bey'in bana armağan ettiği bir şiir mecmuasında, onun Amasyalı Hızır Efendizâde Mehmed Efendi'nin bir gazeline yazdığı şu nazire görüldü.
Hüsameddin gazelin altına düştüğü dipnotta, nazirenin yazıldığı asıl gazelin "aşağıda Muhyiddin Mehmed Efendi tercemesinde" yazılı olduğunu belirtir. Bu madde, Amasya Tarihi'nin bugün yayımlanmış ciltlerinde bulunamadı.
Hayatı
Siyâmî'nin hayatı hakkında bildiklerimiz Hüsameddin'in birkaç cümlesinden ibarettir ve bunların kaynağı da yazarın hafızasıdır. Babası Gazi Oruç Bey, "gazi" unvanından anlaşıldığına göre savaşlara katılmış bir askerdir ve Bayezid Paşa Mahallesi'nde bir çeşme yaptırmıştır. Oğul ise ilmiye yolunu seçmiş, Amasya'da yetişmiş, şehrin medreselerinde ders vermiş, ardından kadılığa geçmiştir. Görev yaptığı medreselerin ve kadılık ettiği yerlerin adları kaydedilmemiştir. Doğum tarihi bilinmez; 1067'deki ölümü Hüsameddin'in verdiği tek kesin tarihtir.
Hocası Kadızâde Küçük Mehmed Efendi, Hüsameddin'in aynı ciltte başka bir vesileyle andığı bir adı hatırlatır: Amasyalı devlet adamı ve şair Sıdkı Mustafa Paşa, ilim ve hattı "fâzıl-ı meşhûr" amcası Küçük Mehmed Ali Efendi'nin terbiyesinde öğrenmiştir ve kendisi de Kadızâde diye anılır. Aynı lakap, aynı "fâzıl-ı meşhûr" sıfatı ve aynı dönem, iki öğrencinin aynı hocadan okumuş olabileceğini düşündürür. Hüsameddin iki kaydı birbirine bağlamaz; bu bağ kesin değildir.
Kaybolan Tezkire
Siyâmî'nin asıl kaydı, XVII. yüzyılda Amasya şairlerinin biyografilerini toplayan Abdî Efendi'nin tezkiresindeydi. Hüsameddin bu eseri birçok maddede kaynak olarak anar ve yandığını, ondan ancak hatırladıklarını aktarabildiğini tekrar tekrar yazar. Siyâmî maddesindeki "Hayfâ ki yandı. Hâtıramda bu kadarı kalabildi" cümlesi bu kaybın en açık ifadelerinden biridir. Tezkire ve ondan izi kalan şairler sitede Abdî Efendi: Amasya Şairlerinin Kayıp Tezkiresi ve Şiirleri yazısında topluca ele alınmıştır; o yazıda Siyâmî de anılır, ama buradaki nazire tezkireden değil başka bir mecmuadan geldiği için orada verilmemiştir.
Şiiri
Siyâmî'nin bilinen tek şiiri, "diyemem" redifli beş beyitlik bir gazeldir. Hüsameddin onu, Kilisli Ahmed Rif'at Bey'in kendisine armağan ettiği bir şiir mecmuasında bulmuştur; mecmuanın adı ve bugün nerede olduğu belirtilmez. Şiir Amasyalı Hızır Efendizâde Mehmed Efendi'nin bir gazeline naziredir; asıl gazel bilinmediği için iki şiirin karşılaştırılması mümkün olmamıştır. Gazel, sevgiliye yapılan alışılmış benzetmeleri reddederek başlar ve son beyitlerinde cahile "bilgin" dememeyi, yoksulluğunu kimseye açmamayı söyleyen bir kanaat ve dürüstlük şiirine döner. Gazelin tam metni ve beyit beyit açıklaması ayrı sayfasında okunabilir.
Aynı Mahlaslı Bir Kadı
Hüsameddin'in kitabında, Siyâmî Ali Efendi'nin maddesinden hemen önce, aynı mahlası taşıyan başka bir âlimin kaydı vardır: "Siyâmî Efendi-Kâdı". Bu Siyâmî, Hüsameddin'in "Kedağra (Köprü)" diye andığı bugünkü Vezirköprü'dendir. Amasya'da okumuş, müderrislik etmiş, Köprü ve Merzifon gibi kasabalarda kadılık yapmış, Köprü'de bir medrese yaptırmış ve 999 (1591) depreminde ölmüştür. Hüsameddin onun şairliğinden söz etmez ve ondan bir şiir aktarmaz. İki kişi arasında yarım asırdan fazla zaman farkı vardır ve kaynak aralarında bir akrabalık kurmaz.
Kaynakça
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 11, s. 303-304 (e-kitap s. 452-453), "Siyâmî Ali Efendi-Oruçoğlu" maddesi ve 145. dipnot; aynı sayfada "Siyâmî Efendi-Kâdı" maddesi. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page452.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 11, s. 274 (e-kitap s. 442), "Sıdkı Mustafa Paşa-Kadızâde" maddesi. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page442.html
Çevrimiçi kaynaklar

