Sıdkı Mustafa Paşa'nın adı, Divan-ı Hümayun kâtiplerinin başı olarak dört ayrı dönemde karşımıza çıkar. XVII. yüzyılın ortasında Osmanlı merkez bürokrasisinin en üst kademelerine yükselmiş bu Amasyalı kâtip, devlet adamlığının yanında hattat ve şairdir. Amasya'nın Fethiye Mahallesi'nde, kadılar yetiştirmiş bir ailede doğmuş, Divan-ı Hümayun kaleminde yetişmiş, iki kez de nişancılık yapmış, Tımışvar valiliğine gönderilmiş ve vezir rütbesi almıştır. 1073 (1662) yılının Muharrem ayında ölmüştür. Kaynaklar onun bir şiir divanı olduğunu söyler; Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar Amasya Tarihi'nde ondan kaside, gazel parçaları ve bir tercî-i bend olmak üzere yedi parça aktarır. Doğduğu mahallenin camisini onaran da odur; bu yönüne Fethiye Mahallesi ve Fethiye Camii yazılarında da değinilmiştir. Hüsameddin'in uzun maddesinin tam metni Sıdkı Mustafa Paşa-Kadızâde sayfasındadır.

Ailesi ve Yetişmesi

Hüsameddin'e göre Sıdkı Mustafa, Fethiye Mahallesi'nden ve "kadılar zümresinden" Ahmed Efendi'nin oğlu, Amasya kadısı Mustafa Efendi'nin torunudur. "Kadızâde" lakabı bu soydan gelir. İlmi, edebiyatı ve güzel yazıyı, Hüsameddin'in "fâzıl-ı meşhûr" diye andığı amcası Küçük Mehmed Ali Efendi'nin yanında öğrenmiştir. Bir süre ders okuttuktan sonra yol değiştirmiş, Amasyalı Hâce Ahmed Paşa'nın divan kâtibi olarak kalem hayatına girmiş, oradan Divan-ı Hümayun kalemine geçmiştir.

Hüsameddin aynı ciltte, Amasyalı Siyâmî Ali Efendi'nin "Kadızâde Küçük Mehmed Efendi"nin dersinde öğrenimini tamamladığını yazar. Adların ve lakabın benzerliği, Siyâmî'nin hocasının Sıdkı'nın amcası olabileceğini düşündürür; Hüsameddin bu iki kaydı birbirine bağlamaz ve bu, metinden çıkarılan bir ihtimaldir.

Kalemde Yükseliş

Mehmed Süreyya'nın Sicill-i Osmânî'sinden aktarılan kayda göre Sıdkı, 1030'da (1621) Sadrazam Hüseyin Paşa'nın tezkirecisi, 1038'de (1628-29) defter emini olmuştur. Hüsameddin'in anlatısı ise onu Lâdikli Bayram Paşa'nın yanında gösterir: Sıdkı, Bayram Paşa'nın tezkirecisi olmuş ve onun sadaretinde 1047'de (1637-38) reisülküttap, yani Divan-ı Hümayun kâtiplerinin başı olmuştur. Hüsameddin'in dördüncü ciltteki olaylar kronolojisi tarihi biraz değiştirir: orada Bayram Paşa'nın 1048 Rebiülâhirinde (1638) Bağdat seferi yolunda ölümü üzerine sadrazam olan Tayyar Mehmed Paşa'nın döneminde "meşâhir-i şuarâ ve Dîvân-ı Hümâyûn küttâbından Amasyalı Sıdkı Mustafa Efendi"nin reisülküttap olduğu yazılıdır.

Sultan İbrahim'in tahta çıkışından kısa süre sonra Sıdkı, Sadrazam Kara Mustafa Paşa'nın kendinden önceki sadrazamların adamlarına beslediği düşmanlık yüzünden 1050 Muharreminde (1640) azledilip Amasya'ya gönderilmiştir. Kara Mustafa Paşa'nın idamı üzerine 1053 Zilkadesinde (1644) İstanbul'a dönmüş, padişahın musahibi Yusuf Paşa'ya sunduğu bir kasideyle ona yaklaşmış, onun tezkirecisi olmuş ve 1054'te ölen Hasan Hükmî Efendi'nin yerine ikinci kez reisülküttap olmuştur. Hüsameddin'in bir dipnotu, aktardığı kaside beyitlerinin "Kaptan Yusuf Paşa"ya sunulan kasidelerden olduğunu söyler.

Sonraki yıllar, sadrazamların hızla değiştiği bir dönemin iniş çıkışlarını izler. 1057 Şabanında (1647) Hezarpare Ahmed Paşa'nın sadaretinde nişancı, 1058 Recebinde (1648) Sultan İbrahim'in tahttan indirilip IV. Mehmed'in tahta çıktığı olaylar sırasında üçüncü kez reisülküttap olmuştur. 1060 Şabanında (1650) Kara Murad Paşa'nın azliyle görevden ayrılmış, 1062 Recebinde (1652) Tarhuncu Ahmed Paşa'nın teklifiyle dördüncü kez reisülküttaplığa getirilmiştir. 1063 Rebiülâhirinde (1653) Tarhuncu öldürülünce yine açıkta kalmış, 1064'te Süleymaniye vakıflarının mütevellisi olmuştur.

İbşir Mustafa Paşa sadrazam olarak İstanbul'a geldiğinde, onun kethüdası Amasyalı Sâlih Ağa ile eskiden beri tanışıklığı Sıdkı'ya yeni bir kapı açmıştır. 1065 Cemâziyelevvelinde (1655) Rumeli beylerbeyiliği payesiyle nişancı olmuştur. Hüsameddin'in kronolojisi bu atamanın arka planındaki sertliği de kaydeder: Sıdkı'nın selefi Mevkûfâtî Bağdadî Mehmed Efendi, İbşir Paşa'nın gazabına uğrayıp öldürülmüş ve malları müsadere edilmiştir. Birkaç ay sonra İbşir Paşa öldürülüp yerine gelen Kara Murad Paşa da azledilince Sıdkı istifa ederek çekilmiştir.

Tımışvar ve Son Yılları

Sadrazam Malatyalı Süleyman Paşa'nın teklifiyle Sıdkı, bugünkü Romanya'da bulunan Tımışvar eyaletinin valiliğine gönderilmiş, Hüsameddin'e göre 1066 Rebiülevvelinde (1655-56) vezirlik rütbesi almıştır. Aynı yılın Zilkadesinde sadarete gelen Köprülü Mehmed Paşa, azilli günlerinde kendisine iyilik ve yardımda bulunmuş eski bir dosttu; Sıdkı bu yüzden yerinde kalmıştır. Ama eniştesi Can Arslan Paşa'nın 1069'da (1658-59) Abaza Hasan Paşa isyanına katılıp Köprülü'ye karşı çıkması onu sarsmıştır. Hüsameddin'e göre Sıdkı, Köprülü'nün isyanı bastırıp Macaristan seferine çıktığı sırada hizmet etmiş ve makamını korumuştur.

Orhan Kılıç'ın Budin ve Tımışvar paşaları üzerine çalışması, Sadık Müfit Bilge'ye dayanarak Sıdkî Mustafa Paşa'nın Tımışvar'daki görevini Mart 1657 ile Mart 1658 arasına yerleştirir ve rütbesini de vezir yerine mîrimîran, yani beylerbeyi olarak gösterir. Bu tarihler Hüsameddin'in anlatısından daha kısa bir valiliğe işaret eder ve onun Köprülü seferi sırasında hâlâ Tımışvar'da bulunduğu bilgisiyle uzlaşmaz. Hangi anlatının doğru olduğu bu çalışmada belirlenemedi.

Hüsameddin'e göre Sıdkı, 1072 Rebiülevvelinde (1661) Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa sadrazam olunca istifa edip İstanbul'a gelmiş, kubbe veziri olarak 1073 Muharreminde (Ağustos 1662) ölmüştür. Ölüm yeri konusunda başka bir rivayet de vardır. Hüsameddin'in dipnotta aktardığı Müstakimzâde Süleyman Sâdeddîn'in Tuhfetü'l-hattâtîn'i, iki kez reisülküttap olan ve Muharrem 1073'te Tımışvar'da ölen bir "Ahmed Sıdkı"dan söz eder. Hüsameddin bu kaydın oğul Ahmed'e değil, babası Sıdkı Paşa'ya ait olduğunu düşünür ve Müstakimzâde'nin iki kişiyi karıştırdığını söyler. Mehmed Şeyhî'nin Vekâyiu'l-fuzalâ'sından yaptığı alıntıda da azlinden sonra 1073 Muharreminde öldüğü yazılıdır; Şeyhî'nin metnindeki "1047'de vezaret" ifadesi ise Hüsameddin'in aktarımında bir ünlem işaretiyle işaretlenmiştir.

Amasya ile Bağı

Sıdkı Mustafa, memleketiyle bağını hiç koparmamıştır. Azledildiği 1640'ta Amasya'ya gönderilmiş, Hüsameddin'in birinci cildine göre 1057 (1647) depreminde hasar gören Fethiye Camii'ni kız kardeşi Âyşe Hanım ile birlikte onarmış ve vakıflarını mülk ve nakit olarak düzenlemiştir. Orada Âyşe Hanım'ın kocası "Cân Mîrzâ Paşa" diye anılır; on birinci ciltte eniştesi olarak geçen Can Arslan Paşa ile aynı kişi olup olmadığı açık değildir. Şer'iyye sicillerinde görüldüğüne göre caminin yanına bir mektep yaptırmış, camiye bir vaaz görevi koymuş ve vakfettiği paranın geliriyle görevliler tayin etmiştir. Hüsameddin'in dördüncü cildi de onu, İstanbul'da Amasyalıları koruyup yükselten devlet adamları arasında sayar ve aynı ciltte, hem hattat hem şair hem âlim olan iki Amasyalı vezirden biri olarak anar.

Ailesinin sonraki kuşağı da kalemde kalmıştır. Oğulları Ahmed ve Mehmed Emin Beylerden Mehmed Emin, Köprülü Mehmed Paşa'nın tezkirecisi, Ahmed ise Fâzıl Ahmed Paşa'nın sadaretinde reisülküttap olmuştur. Damadı Amasyalı Nişancı Müeyyedzâde Ca'fer Paşa'dır. Sicill-i Osmânî Sıdkı'ya İstanbul'da Kayalar'daki yalısının yanında bir mescit yaptırdığını yazar; Hüsameddin ise vakfiye kayıtlarına dayanarak mescidi oğul Ahmed Bey'in yaptırdığını gösterir. Hüsameddin ayrıca onun, ricalden Ebûbekir Sıdkı Efendi ve Mütercim Sıdkı Paşa ile karıştırılmaması gerektiğini vurgular.

Şiiri

Sıdkı'nın şairliği bütün kaynaklarda anılır. Mehmed Şeyhî onun "müretteb ve mükemmel bir dîvân-ı belâgat-unvânları", yani düzenlenmiş, eksiksiz ve belagatli bir divanı olduğunu söyler; Sicill-i Osmânî de "ulemâ ve şuarâdandır, divan-ı şiiri vardır" der. Zeynep Kayapınar'ın Hüsameddin'e dayanan Amasyalı müellifler dizini, bu divanın Mehtap Erdoğan tarafından Sıdkî Paşa Dîvân ve Berf ü Bahâr adıyla 2011'de yayımlandığını bildirir. Bu neşre ulaşamadık; bu yüzden içeriği ve Hüsameddin'in verdiği metinlerle ilişkisi burada değerlendirilmemiştir.

Hüsameddin'in aktardığı parçalar, şairin farklı yüzlerini gösterir. Kaptan Yusuf Paşa'ya sunulan kasidelerden üç beyit, devlet bahçesinde selvi boylu, irfan bostanında meyveli bir fidana benzetilen bir memduhu över. Ardından "Ve lehû" notlarıyla verilen beş kısa parça gelir: sevgilinin dudağını Cem'in kadehine, yanağını İskender'in aynasına benzeten bir beyit, gül mevsiminde kadeh ve ney sesini anan iki beyit, vefasız sevgiliye ümit bağlamayı öğütleyen üç beyitlik bir gazel başlangıcı, fani dünyada "bir iki gün" sahrada kadeh sürmeyi öneren bir matla ve şairin kendi mahlasını andığı bir makta. Son parça en uzunudur: Hüsameddin'e göre Sıdkı, Sadrazam Kara Mustafa Paşa'nın kibri ve kini yüzünden azledilip sürüldüğünde bir tercî-i bend yazmıştır. Her bendi "Tekebbürlük Hüdâya yaraşur sen Âdemîdensin / Vücûdun anla ey gâfil ki bir katre menîdensin" beytiyle biten bu beş bentlik şiir, büyüklük taslayan bir devlet adamına fani dünyanın büyük hükümdarlarını hatırlatır. Bu yedi parça, Sıdkı'nın kategorisinde her biri kendi sayfasında, beyit beyit aktarılarak yayımlanmıştır.

Kronoloji

1030 (1621): Sicill-i Osmânî'ye göre Sadrazam Hüseyin Paşa'nın tezkirecisi olur.

1038 (1628-29): Sicill-i Osmânî'ye göre defter emini olur.

1047-1048 (1637-38): İlk kez reisülküttap olur.

1050 Muharremi (1640): Azledilip Amasya'ya gönderilir.

1054 (1644-45): İkinci kez reisülküttap olur.

1057 (1647): Depremden zarar gören Fethiye Camii'ni onarır.

1057 Şabanı (1647): Nişancı olur.

1058 Recebi (1648): Üçüncü kez reisülküttap olur.

1062 Recebi (1652): Dördüncü kez reisülküttap olur.

1065 Cemâziyelevveli (1655): Rumeli beylerbeyiliği payesiyle ikinci kez nişancı olur.

1066 (1655-56): Hüsameddin'e göre Tımışvar valisi olarak vezirlik alır; Kılıç'a göre Tımışvar'daki görevi Mart 1657-Mart 1658 arasıdır.

1072 Rebiülevveli (1661): İstifa ederek İstanbul'a gelir.

1073 Muharremi (Ağustos 1662): Ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar