Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Ġonca açılmış degüldür nālişinden bülbülüñ
Vehm idüben çāk olupdur zehresi şāḫ-ı gülüñ
Ṣanma kim mül üzre berg-i gül dökilmiş dōstum
Mest olup şevḳüñle beñzi gül gül olmışdur mülüñ
Zīver ü zerden aña barmaḳ ḥesābın virdiler
Ey gül-i ter ol sebebdendür perīşān sünbülüñ
Fitne ide ḳorḳaram çoḳ başlu bir fettāndur ol
Yine ne söyler ḳulaġuña egilmiş kākülüñ
Ṭarf-ı gülşen pür-benefşe oldı ṣanma Ca‘ferā
Dāmen-i gülzārı ṭutmış dūd-ı āhı bülbülüñ
Günümüz Türkçesiyle
1. Gonca açılmış değildir; gül dalının bülbülün iniltisinden korkup ödü patlamıştır.
2. Dostum, şarabın üstüne gül yaprağı dökülmüş sanma; şarap senin şevkinle sarhoş olup benzi gül gül olmuştur.
3. Ona süsten ve altından parmak hesabı verdiler; ey taze gül, senin sümbülünün perişan olması bu yüzdendir. (Beytin ilk mısraının anlamı tam açık değildir.)
4. Korkarım fitne çıkaracak; o çok başlı bir fettandır. Kulağına eğilmiş kâkülün yine ne söylüyor?
5. Ey Ca'fer, gül bahçesinin kenarı menekşeyle dolmuş sanma; bülbülün ahının dumanı gül bahçesinin eteğini tutmuştur.
Edebî ve Tarihî Yorum
Sanma
Gazelin üç beyti aynı kalıpla kurulur: "sanma", yani "öyle sanma, asıl sebep şudur". Görünen bir olay reddedilir ve yerine şiirsel bir sebep konur; buna divan şiirinde hüsn-i talil denir. Matlada gonca açılmamıştır; gül dalının ödü, bülbülün iniltisinden korkup patlamıştır. "Zehre", öt kesesidir ve "ödü patlamak" bugün de çok korkmak anlamında kullanılır. Goncanın yarılması, korkudan patlayan bir öde benzetilir. İkinci beyitte şarabın üstüne dökülen gül yaprakları da gül yaprağı değildir; şarap sevgilinin şevkiyle sarhoş olmuş, yüzü gül gül kızarmıştır.
Mahlas beyti aynı kalıpla kapanır. Gül bahçesinin kenarındaki koyu menekşeler menekşe değildir; bülbülün ahından çıkan duman bahçenin eteğine yapışmıştır. Menekşenin koyu moru, dumanın rengine benzetilir. Kafiye kelimeleri "-ül" ile biter ve hepsine "-üñ" eki eklenir: bülbülüñ, gülüñ, mülüñ, sünbülüñ, kākülüñ.
Kulağa Eğilen Kâkül
Dördüncü beyit küçük bir dedikodu sahnesidir. Sevgilinin alnından kulağına doğru inen kâkülü, onun kulağına eğilmiş bir fısıldayıcı gibidir. Kâkül birçok kıvrımdan oluştuğu için "çok başlı"dır; çok başlı bir fitneci de pek çok yerden fitne çıkarabilir. Âşık, bu fısıltının sevgiliyi kendisine karşı kışkırtmasından korkar. "Kulağına eğilmek", bugün de gizlice bir şey söylemek, akıl vermek anlamında kullanılır. Paris nüshası burada "fettāndur ol" yerine "fettān durur" der.
Üçüncü beytin ilk mısraı kapalıdır. "Barmaḳ ḥesābı", parmakla sayılan hesaptır; ama sevgiliye süsten ve altından nasıl bir parmak hesabı verildiği ve bunun sümbül saçın dağınıklığıyla bağı kesin olarak anlaşılmıyor. Belki saç kıvrımları parmaklara, sayılan süsler de bu parmaklarla tutulan bir hesaba benzetilmiştir; ama bu yalnızca bir okuma denemesidir. Nazmî bu gazele mecmuasında yer açmamıştır.
Kaynakça
- İsmail E. Erünsal (hzl.), Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 401-402, gazel no. 102. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211662/taci-zade-cafer-celebi-divani.html
- İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 102 (nüsha farkları). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182
Çevrimiçi kaynaklar






