Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Var ṭabībā fāriġ ol baña ṭabīb-i cān gerek
Ḳo beden tedbīrini dil derdine dermān gerek
Özge şerbet fikrin itme ‘āşıḳ-ı dil-ḫastaya
Yā şarāb-ı rūḥ-perver yā leb-i cānān gerek
Ḳan yudarsam cām-ı la‘lüñden n’ola kim ‘āşıḳa
Mey ciger ḳanı ṣürāḥī dil piyāle cān gerek
Didüm ölsem bari yār ile raḳībi görmesem
Didiler cāndan ḳażā ṣavulmaġa ḳurbān gerek
Derd-i dil bī-ḥad belā kūtehligidür ‘ömrümüñ
Çekmege bu derdi Ca‘fer ‘ömr-i bī-pāyān gerek
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey hekim, git, uğraşma; bana can hekimi gerek. Bedenin tedbirini bırak; gönül derdine derman gerek.
2. Gönlü hasta âşık için başka şerbet düşünme; ya ruhu besleyen şarap ya da sevgilinin dudağı gerek.
3. Senin yakut kadehinden kan yudumlasam şaşılır mı? Âşığa şarap olarak ciğer kanı, sürahi olarak gönül, kadeh olarak can gerek.
4. "Bari ölsem de sevgiliyi rakiple görmesem" dedim; dediler ki: "Kazadan sakınmak için candan bir kurban gerek."
5. Gönül derdi sınırsız; bela, ömrümün kısalığıdır. Ey Ca'fer, bu derdi çekmek için sonsuz bir ömür gerek.
Edebî ve Tarihî Yorum
Hekime Yol Vermek
Gazel bir hasta ile hekimin konuşmasıyla açılır. Âşık hekimi geri çevirir: onun bildiği beden tedbiridir, oysa âşığın hastalığı gönüldedir ve ona bir "ṭabīb-i cān", yani can hekimi gerekir. İkinci beyit hekimlik dilini sürdürür. Eski tıpta hastaya ilaç olarak çeşitli şerbetler verilirdi; âşık bu şerbetleri istemez, kendi hastalığı için yalnız iki ilaç tanır: ruhu besleyen şarap ya da sevgilinin dudağı. Redif olan "gerek"in önünde "-ān" kafiyesi vardır: cān, dermān, cānān, cān, ḳurbān, bī-pāyān.
Üçüncü beyit bir içki takımını âşığın bedeninden kurar. Şarap ciğer kanı, sürahi gönül, kadeh de candır; âşık sevgilinin yakut kadehinden kan yudumlarsa şaşılmaz, çünkü onun meclisinin bütün araçları kendi bedenidir. Kahire ile Paris nüshaları bu beyitte "yudarsam" yerine "yutarsam" okur.
Kazaya Kurban
Dördüncü beyit, beladan korunmak için kurban kesme geleneğine dayanır. Kazanın, yani beklenmedik bir felaketin uzaklaştırılması için kurban kesilmesi ve sadaka verilmesi halk arasında yaygın bir uygulamaydı. Âşık sevgiliyi rakiple görmektense ölmeyi diler; ona verilen cevap bu dileği hem destekler hem de alaya alır: kazadan sakınmak için candan bir kurban gerekir. Âşığın ölümü, kendisini daha büyük bir beladan, sevgiliyi rakiple görmekten koruyacak kurbandır.
Mahlas beyti iki sınırı karşılaştırır. Gönül derdi "bī-ḥad", yani sınırsızdır; asıl bela ise ömrün kısalığıdır. Böyle sınırsız bir derdi çekmek için sonsuz bir ömür, "‘ömr-i bī-pāyān", gerekir. Âşık ölümden değil, derdini sonuna kadar çekememekten şikâyet eder. Paris nüshası bu beyitte "Derd-i dil bī-ḥad belā" yerine "Derd-i dil ile belā" okur. Nazmî'nin mecmuasında gazelin yeri yoktur.
Kaynakça
- İsmail E. Erünsal (hzl.), Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 401, gazel no. 101. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211662/taci-zade-cafer-celebi-divani.html
- İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 101 (nüsha farkları). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182
Çevrimiçi kaynaklar






