Özgün Metin
Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün fe‘ūlün
Yüzüñe ṣalduġınca sāye zülfüñ
Niḳāb eyler bulutdan aya zülfüñ
Buñarı çeşmümüñ deryā olupdur
Neheng olmışdur ol deryāya zülfüñ
Ḳaşuñla oldı peyveste muṣāḥib
Niçün baş ḳoşdı ol kec-rāya zülfüñ
Ḳomayup bir dem elden leblerüñi
Düşürdi cānları sevdāya zülfüñ
‘Aceb mi Ca‘fere baş eġmez ise
Ki ḫurşīd iledür hem-sāye zülfüñ
Günümüz Türkçesiyle
1. Zülfün yüzüne gölge saldıkça aya buluttan bir peçe takar.
2. Gözümün pınarı deniz olmuştur; zülfün de o denizde bir timsah olmuştur.
3. Zülfün kaşınla bitişik bir sohbet arkadaşı oldu; o eğri yollu kaşla niçin baş başa verdi?
4. Zülfün dudaklarını bir an elden bırakmayıp canları sevdaya düşürdü.
5. Zülfün Ca'fer'e baş eğmezse şaşılır mı? Çünkü o, güneşle komşudur.
Edebî ve Tarihî Yorum
Güneşin Komşusu
Mahlas beyti "hem-sāye" kelimesi üzerine kurulmuştur. Kelime günlük kullanımda komşu demektir; ama kelimesi kelimesine "gölgesi bir olan, aynı gölgeyi paylaşan" anlamına gelir. Zülüf, sevgilinin güneş gibi yüzünün yanında durur; güneşle komşudur, onunla aynı yerde gölge salar. Böyle yüksek bir komşusu olan zülfün Ca'fer'e baş eğmemesi şaşırtıcı değildir. Matladaki "sāye" (gölge) kelimesi böylece son beyitte "hem-sāye" olarak geri döner ve gazel gölge ile başlayıp gölge ile biter.
Vezin kısadır; Mefā‘īlün Mefā‘īlün Fe‘ūlün kalıbı daha çok mesnevilerden tanınır. Redif "zülfüñ"dür ve her beyit sevgilinin zülfünü başka bir kılıkta gösterir: gölge, bulut, timsah, kaşın arkadaşı, canları sevdaya düşüren bir el. Kafiye "-āye" ile "-āya" arasında gidip gelir: sāye, aya, deryāya, kec-rāya, sevdāya, hem-sāye.
Gözyaşı Denizindeki Timsah
İkinci beyitte âşığın gözünden akan pınar bir deniz olmuştur; sevgilinin kara, kıvrımlı zülfü de bu denizde yüzen bir "neheng", yani timsah ya da deniz canavarıdır. Zülfün gözyaşı denizine yansıması, suyun içinde kıvrılan karanlık bir yaratık gibi görünür. Üçüncü beyitte zülüf kaşın yanına düşmüş, onunla bitişik bir sohbet arkadaşı olmuştur. Kaş eğridir ve "kec-rā", yani eğri yollu, yoldan çıkmış diye anılır; âşık, zülfün böyle biriyle "baş koşmasına", yani ortaklık kurmasına sitem eder.
Dördüncü beyitte "sevdā" kelimesi iki anlamıyla kullanılır: aşk tutkusu ve eski tıbbın kara safrası. Kara zülüf, dudakları bir an bile bırakmadığı için canları hem aşka hem de kara sevdaya düşürmüştür. Tezin gösterdiği tek ayrılık bir imla farkıdır: Paris ve Ayasofya nüshaları üçüncü beyitteki "kec-rāya" kelimesini başka türlü yazar. Nazmî'nin derlemesinde bu kısa gazel yoktur.
Kaynakça
- İsmail E. Erünsal (hzl.), Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 399-400, gazel no. 99. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211662/taci-zade-cafer-celebi-divani.html
- İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 99 (nüsha farkları). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182
Çevrimiçi kaynaklar






