Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Ġazab idüp derisin yüzdi ṣabā ġoncalaruñ
Öykünürler dehenine diyü sen sīm-berüñ
Ney-şekerde nite yir yir girih olurdı eger
İşi baġlanmamış olaydı lebüñden şekerüñ
Ḳocmaḳ ol mūy miyānı ulu ni‘metdür ulu
İştihāsı n’ola ger ḳıl ḳapar ise kemerüñ
Urdı letler saçınuñ nekheti müşk-i Ḫutene
Deriye ṣarduġını ṭañlamañuz nāfelerüñ
Vakṭ ola seni der-āgūş ide bir gün Ca‘fer
Çünki var ḳavse daḫi gelmesi geh geh ḳamerüñ

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey gümüş göğüslü, goncalar senin ağzına öykünüyor diye saba rüzgârı öfkelenip onların derisini yüzdü.

2. Şekerin işi senin dudağın yüzünden bağlanmış olmasaydı şeker kamışında nasıl yer yer düğüm olurdu?

3. O kıl gibi beli kucaklamak büyük bir nimettir, pek büyük; kemerin iştahı kıl kaparsa şaşılır mı?

4. Saçının kokusu Hoten miskini dövdü; misk göbeklerinin deriye sarılmasına şaşmayın.

5. Bir gün Ca'fer'in seni kucaklayacağı vakit gelir; çünkü ayın da ara sıra Yay burcuna gelmesi vardır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Kemerin İştahı

Üçüncü beyit, divan şiirinde sevgilinin belinin kıl kadar ince olduğu mazmununu bir sofra şakasına çevirir. O kıl gibi beli kucaklamak "ulu ni‘met"tir; "ni‘met" kelimesi hem lütuf hem yiyecek, sofra nimeti anlamına gelir. Beli saran kemer de bu nimete iştahlıdır ve yemeğin içinden "kıl kapar": yemekten kıl çıkması nahoş bir şeydir, ama burada kemerin kaptığı kıl sevgilinin belinin kendisidir. Gündelik bir sofra tecrübesi, ince bel mazmununun içine yerleştirilmiştir.

Gazelin öteki beyitleri de birer sebep uydurmasıdır. Matlada goncalar sevgilinin küçük ağzına öykündükleri için saba rüzgârı onlara öfkelenmiş ve derilerini yüzmüştür; goncanın açılması, derisinin yüzülmesi olarak görülür. İkinci beyitte şeker kamışındaki boğumlar, şekerin işinin sevgilinin dudağı yüzünden "bağlanmasının", yani tıkanıp yürümemesinin düğümleridir. Dördüncü beyitte sevgilinin saçının kokusu Hoten miskini dövmüştür; misk göbeklerinin deriye sarılı olması, dövülmüş birinin yarasının sarılması gibidir. Misk, misk ceylanının göbeğinde deri bir kese içinde bulunur.

Ay ile Yay Burcu

Mahlas beyti bir yıldız bilgisine dayanır. "Ḳavs" hem yay ve kavis hem de on iki burçtan biri olan Yay burcudur. Ay gökte dolaşırken ara sıra Yay burcuna girer; âşığın kavis gibi açılmış kolları da bir yaydır ve ay yüzlü sevgili bir gün o kavsin içine girecektir. Gökteki düzenli bir olay, âşığın umudunun dayanağı olur.

Nazmî'de gazelin zemini Ulvî'nin "Yüzüñüñ tâbı virür nûrını şems ü kamerüñ / Sözüñüñ sûzı virür ta‘mını şehd ü şekerüñ" matlalı gazelidir; Câfer Çelebi'nin şiiri Sultan Bayezid'in naziresinden sonra gelir, ardından Mestî ve Mesîhî yer alır. Nazmî matlaın sonunu "gonçelerüñ" diye verir; gazelin kafiyesi "-erüñ" olduğu için (sīm-berüñ, şekerüñ, kemerüñ, nāfelerüñ, ḳamerüñ) bu okuyuş KTB'deki "ġoncalaruñ" biçiminden daha uyumludur. KTB baskısında gazelin numarası "104=105" diye basılmıştır. Nüshalara gelince, Hâlet Efendi nüshası matlada "Ġażab" yerine "Ḫışm" ve "derisin yüzdi" yerine "yüzdi derisin", Hâlet Efendi ve Ayasofya nüshaları üçüncü beyitte "ni‘metdür" yerine "devletdür" okur; Paris nüshası dördüncü beytin ikinci mısraını atlar.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

  • İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 104 (nüsha farkları). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182

Resmî kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar