Müderrislik sırası bir türlü gelmeyince ilim yolunu bırakan Merzifonlu Ebussu'ûdzâde Receb Efendi, İstanbul'da Bezirgân Camii'nde imamlıkla yetindi ve 1019'da (1610-11) öldü; şiirlerinde "Ümîdî" mahlasını kullandı. Hakkındaki bilgiler iki çağdaş tezkireye, Kâfzâde Fâizî'nin Zübdetü'l-eş'âr'ı ile Riyâzî'nin Riyâzü'ş-şuarâ'sına dayanır; Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar Amasya Tarihi'nde ikisinden de alıntı yapar. Riyâzî, şairin en tanınmış gazelinin başka bir Ümîdî'nin adıyla dolaştığını ve aslında bu Receb Efendi'ye ait olduğunu söyler. Bezirgân Camii ve hocası Abdülkerîm Çelebi üzerine notlar, Hüsameddin'in maddesiyle birlikte Ümîdî Receb Efendi-Ebussu'ûdzâde sayfasında bulunur.

Hüsameddin'in Kaydı

Merzifonludur. Ulemâ-yı kudâtdan el-Hâc Mehmed Efendi bin Ebussu'ûd Efendi bin Ahmed Efendi bin Bedreddîn Mahmûd Çelebi bin Reîsülküttâb Ahmed Çelebi bin Ahî Toy el-Merzifonî mahdûmudur. Merzifon, Amasya ve İstanbul ulemâsından tahsîl-i ulûm ederek 98l senesinde Süleymaniye müderrisi iken vefât eden Şeyhülislâm Ebussu'ûd Efendizâde Abdülkerîm Çelebi bin Mehmed Meylî Efendi'den mülâzım ve ders-i âm olmuşdu. Mülâzemeti uzadığı halde müderrisliğe nâil olamadığına muğber olarak tarîk-i tedrîsden ferâgat edib İstanbul'da Bezirgân Câmii imâmı oldu. Vazîfe-i imâmete kanâat ve ihtiyâr-ı kûşe-i uzlet edib l0l9'da vefât etdi. Âlim, kânî, şâir idi. Mahdûmu Mehmed Efendi'dir.

Günümüz Türkçesiyle: Merzifonludur. Kadı ulemadan Hacı Mehmed Efendi'nin oğludur; soyu Ebussu'ûd Efendi, Ahmed Efendi, Bedreddin Mahmud Çelebi ve reisülküttap Ahmed Çelebi üzerinden Merzifonlu Ahî Toy'a çıkar. Merzifon, Amasya ve İstanbul âlimlerinden ilim tahsil ederek, 981'de (1573-74) Süleymaniye müderrisi iken ölen Şeyhülislâm Ebussuûd Efendi'nin torunu Abdülkerîm Çelebi'den mülâzım ve ders-i âm olmuştu. Mülâzımlığı uzadığı hâlde müderrisliğe ulaşamadığına gücenerek müderrislik yolundan vazgeçti ve İstanbul'da Bezirgân Camii'ne imam oldu. İmamlık görevine kanaat edip bir köşeye çekildi ve 1019'da (1610-11) öldü. Âlim, kanaatkâr ve şairdi. Oğlu Mehmed Efendi'dir.

Hüsameddin ardından iki tezkireyi aktarır. Kâfzâde Fâizî, Ümîdî'yi "İmâm-Merzifonî Receb Çelebi" diye tanıtır, İstanbul'da öldüğünü söyler, ölümüne düşürülmüş bir tarih mısraını ve iki gazelini verir. Riyâzî ise onu "Ümîdî-i diğer", yani öteki Ümîdî diye anar, Abdülkerîm Çelebi'nin mülâzımı olduktan sonra yoldan çekilip Bezirgân Camii imamlığıyla yetindiğini tekrarlar ve "padişahımız asrında olan şairlerdendir" der.

Hayatı

Ümîdî'nin doğum tarihi bilinmiyor. Hocası Abdülkerîm Çelebi 981'de öldüğüne göre mülâzımlığı bu tarihten önceye, yani Kanuni'nin son ya da II. Selim'in yıllarına düşer. Mülâzım, müderrislik sırası bekleyen medrese mezunudur; Ümîdî'nin beklediği yer hiç açılmamış, o da bunu kırgınlıkla karşılayıp kariyerini bırakmıştır. Hüsameddin'in "ihtiyâr-ı kûşe-i uzlet", yani bir köşeye çekilmeyi seçti sözü, hayatının geri kalanının sessiz bir imamlıkla geçtiğini anlatır.

Riyâzî'nin "padişahımız" sözünü Hüsameddin bir dipnotta tartışır. Riyâzî'nin ölüm yılını 1045 sanarak bu sözün IV. Murad'ı göstermesi gerektiğini, ama Ümîdî 1019'da öldüğüne göre I. Ahmed'in kastedilmiş olacağını yazar. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Riyâzî 1054'te (1644) ölmüştür, tezkiresini 1607-1610 yılları arasında yazmış ve I. Ahmed'e ithaf etmiştir. Böylece Hüsameddin'in vardığı sonuç doğrulanır: Riyâzî tezkiresini yazarken Ümîdî ya hayattaydı ya da yeni ölmüştü.

Kâfzâde'nin verdiği tarih mısraı şöyledir: "Nevmîd gitdi dehr-i fenâdan Ümîdî hây", yani "Ah, Ümîdî bu fâni dünyadan ümitsiz gitti". Mısra, şairin "ümitli" anlamına gelen mahlası ile "ümitsiz" anlamındaki "nevmîd" kelimesini karşı karşıya getirir. Hüsameddin ebced değerini göstermez. Kelimeler Osmanlı yazımında sık görülen biçimleriyle ("gitdi" kelimesi ye harfi olmadan) hesaplandığında mısraın tamamı 1019 eder; bu hesap bizimdir. Mısranın kimin olduğu bilinmiyor; Ümîdî'nin kendi şiiri değildir.

Amasya ile Bağı ve Ailesi

Ümîdî Merzifonludur ve öğreniminin bir bölümünü Amasya'da yapmıştır. Hüsameddin soyunu Fatih devrinin reisülküttabı Merzifonlu Ahî Toy oğlu Ahmed Çelebi'ye kadar çıkarır. Aynı aile Amasya Tarihi'nin başka iki maddesinde daha görünür. Bedreddin Mahmud Çelebi maddesinde "Receb Ümîdî Efendi de şu'arâdan idi" denir; ancak orada Ebussu'ûd Efendi doğrudan Bedreddin Mahmud'un oğlu olarak gösterilir ve araya giren Ahmed Efendi kuşağı atlanır. Merzifonlu Ebu's-Su'ûd Efendi'nin (ö. 967/1559-60) maddesinde ise oğulları Hacı Mehmed ile Receb Efendi sayılır ve "Hacı Efendizâde Emîrî Receb Efendi meşâhîr-i şu'arâ ve ulemâdan olup İstanbul'da vefât etdi" cümlesi gelir. Hacı Mehmed Efendi'nin oğlu, şair ve İstanbul'da ölmüş olan bu Receb'in Ümîdî olması çok muhtemeldir. Arap harfleriyle "Ümîdî" ile "Emîrî" yalnız bir harfte (dal ile re) ayrılır; "Emîrî" okuması bir okuma ya da dizgi hatası olabilir. Bu bir çıkarımdır.

Aynı maddeye göre Ümîdî'nin amcası Receb Efendi'nin torunu Kazasker Musliheddin Mustafa Efendi, Lâle Devri şairi Nedîm'in dedesidir. Hüsameddin'in bu soy kayıtlarındaki tutarsızlıklar Nedîm (Ahmed Nedîm) sayfasında ayrıca tartışılmıştır. Hüsameddin'in dipnotuna göre Ümîdî'nin oğlu Mehmed Efendi mevâlîdendi; mührü "Şod bende-i Mehmed Mehmed" mısraıydı ve bir kitabın kapağında 1021 (1612-13) tarihli, "fakir Muhammed bin Receb el-Merzifonî" adına bir sahiplik kaydı görülmüştür.

Şiiri

Ümîdî'nin divanından söz eden bir kayıt bulunmuyor. Kâfzâde'nin tezkiresi ondan iki gazel parçası verir: "Tîr-i müjesine dime dil mürgı urulmaz" ve "Nice aylar geçer bir gün kadem rencîde kılmazsın". Riyâzî, "Ümîdî-i sâbık", yani önceki Ümîdî adına yayılmış meşhur bir gazelin aslında bu Receb Efendi'ye ait olduğunu söyler; Hüsameddin de "Bu gazeli yukarıda yazıldı" diye ekler. Hangi gazelin kastedildiği tam açık değildir; Hüsameddin'in Kâfzâde'den ilk aktardığı gazel olması kuvvetle muhtemeldir. Riyâzî'nin "önceki Ümîdî" dediği şairin kim olduğu da belirtilmez. Kâfzâde'nin aktardığı iki gazel, şairin kategorisinde ayrı ayrı yayımlanmıştır.

Kronoloji

967 (1559-60): Dedesi Merzifonlu Ebu's-Su'ûd Efendi ölür.

981 (1573-74): Hocası Abdülkerîm Çelebi, Süleymaniye müderrisi iken ölür.

1607-1610: Riyâzî, Ümîdî'nin de yer aldığı tezkiresini yazar.

1019 (1610-11): Ümîdî İstanbul'da ölür.

1021 (1612-13): Oğlu Mehmed Efendi'nin bir kitaba düştüğü sahiplik kaydı.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar