Ahmed Nedîm, Lâle Devri'nin (1718-1730) en tanınmış şairi ve klasik Türk şiirinin büyük adlarından biridir. İstanbul'da doğmuş, bütün hayatını İstanbul'da geçirmiş ve 1730'daki Patrona Halil İsyanı sırasında yine İstanbul'da ölmüştür. Amasya ile bağı baba tarafından gelir: dedesi, Sultan İbrâhim devrinin kazaskerlerinden Merzifonlu Mustafa Muslihuddin Efendi'dir. Bu köken, Nedîm üzerine en kapsamlı çalışmayı yapan Muhsin Macit'in TDV İslâm Ansiklopedisi ve Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü maddelerinde ve divan neşrinde kabul edilir. Hüseyin Hüsameddin Yasar ise Amasya Tarihi'nde bunun ötesine geçerek Nedîm'in soyunu Merzifonlu Ahî Toy ailesine bağlar, onu bir yerde "Merzifonîzâde" diye anar ve bazı Amasya ve Merzifon ulemasıyla akrabalık ya da dostluk ilişkisi kurar. Bu ayrıntılar yalnız Hüsameddin'de bulunur ve kendi içinde de tam olarak örtüşmez. Nedîm'in Amasya'yı ya da Merzifon'u gördüğüne dair bir kayıt da yoktur; bağın tartışmalı sayılması bu yüzdendir.

Hüsameddin'in Kayıtları

Hüsameddin'in eserinde Nedîm adına ayrı bir madde yoktur. Şairin adı başka kişilerin maddelerinde, dört yerde geçer. İlki, Merzifonlu Ebu's-Su'ûd Efendi'nin maddesinin sonunda verilen soy zinciridir:

Ebu's-Su'ûd Efendi-Bedreddînzâde Merzifonludur. Sultân Fâtih devrinde kâtib-i sultânî ve re'isü'l-küttâb-ı divânî olan Ahmed Çelebi bin Ahi Toy ibn-i Ahmed el-Merzifonî ahfâdından Ahmed Efendi bin Bedreddîn Mahmûd Çelebi bin kâtib-i sultânî Ahmed Çelebi mahdûmudur. [...] Mahdûmları el-Hâc Mehmed, Receb Efendilerdir. Hacı Efendizâde Emîrî Receb Efendi meşâhîr-i şu'arâ ve ulemâdan olup İstanbul'da vefât etdi. Receb Efendi kibâr-ı mevâli-i devriyyeden olup mahdûmu Mehmed Efendi de kudâtdandır. Bunun oğulları Receb, Musliheddîn Mustafa, İbrâhim Efendilerdir. Bunlara "Recebzâde" dendi. Kaz'asker Musliheddîn Mustafa Efendizâde kudâttan Mehmed Efendi mahdûmu Nedîm Ahmed Efendi şâir-i meşhûrdur.

Günümüz Türkçesiyle: Bedreddinzâde Ebu's-Su'ûd Efendi Merzifonludur. Fatih devrinde padişah kâtibi ve divan reisülküttabı olan Merzifonlu Ahî Toy oğlu Ahmed Çelebi'nin soyundan gelir. Oğulları Hacı Mehmed ve Receb efendilerdir. Hacı Efendizâde Emîrî Receb Efendi ünlü şair ve âlimlerdendi, İstanbul'da öldü. Receb Efendi büyük mollalardandı, oğlu Mehmed Efendi de kadıydı. Mehmed Efendi'nin oğulları Receb, Musliheddin Mustafa ve İbrâhim efendilerdir; bunlara "Recebzâde" denmiştir. Kazasker Musliheddin Mustafa Efendi'nin oğlu kadı Mehmed Efendi'nin oğlu Nedîm Ahmed Efendi, ünlü şairdir.

İkinci kayıt, aynı ailenin atası Bedreddin Mahmud Çelebi'nin maddesindedir:

Bedreddîn Mahmûd Çelebi-Ahî Toyzâde Merzifonludur. Fâtîh Sultân Mehmed Hân devrinde reîsü'l-küttâb olan Mevlânâ Ahmed Çelebi bin Ahî Toy'un mahdûmudur. [...] 924'de vefât etdi. [...] Mahdûmu Ebû's-Su'ûd Efendi kibâr-ı ulemâdan idi. Bunun mahdûmu Mehmed Efendi kudâttan ve bunun mahdûmu Receb Ümîdî Efendi de şu'arâdan idi. Bunlara Bedreddînzâdeler dendi. Bu sülâleden Rûmeli Kazaskeri mülâkkab Musliheddîn Mustafa Efendi pek meşhûr idi. Şâ'ir-i meşhûr Nedim Ahmed Efendi bunun hafîdidir.

Günümüz Türkçesiyle: Ahî Toyzâde Bedreddin Mahmud Çelebi Merzifonludur. Fatih devrinde reisülküttap olan Ahî Toy oğlu Mevlânâ Ahmed Çelebi'nin oğludur ve 924 (1518) yılında ölmüştür. Oğlu Ebu's-Su'ûd Efendi büyük âlimlerdendi. Onun oğlu Mehmed Efendi kadı, Mehmed Efendi'nin oğlu Receb Ümîdî Efendi de şairdi. Bunlara Bedreddinzâdeler denmiştir. Bu soydan gelen ve lakaplı olarak tanınan Rumeli Kazaskeri Musliheddin Mustafa Efendi çok meşhurdu. Ünlü şair Nedîm Ahmed Efendi onun torunudur.

Üçüncü kayıt, Merzifon müftüsü ve şair Eşref Abdurrahman Efendi'nin maddesindedir:

Eşref Abdurrahman Efendi-Abdîzâde Merzifonludur. Oranın ulemâsından Mustafa Efendi bin Mehmed Efendi bin Abdî Efendi'nin mahdûmu ve şâir-i meşhûr Nedim Ahmed Efendi'nin pederi akrâbasından olup Merzifon'da Gelgiras hatîbi İbrâhim Efendi'den mukaddimât-ı ulûmu görüp Amasya'ya geldi. [...] 1136'da Merzifon Müftüsü olup 1143'de İstanbul'a gitdi. [...] 1151'de dâr-ı bekâya irtihâl etdi.

Günümüz Türkçesiyle: Abdîzâde Eşref Abdurrahman Efendi Merzifonludur. Merzifon ulemasından Abdî Efendi oğlu Mehmed Efendi oğlu Mustafa Efendi'nin oğludur ve ünlü şair Nedîm Ahmed Efendi'nin babasının akrabalarındandır. Merzifon'da Gelgiras hatibi İbrâhim Efendi'den ilk ilimleri okuduktan sonra Amasya'ya gelmiştir. 1136 (1723-24) yılında Merzifon müftüsü olmuş, 1143 (1730-31) yılında İstanbul'a gitmiş, 1151 (1738-39) yılında ölmüştür.

Dördüncü kayıt, Amasyalı âlim Sarı Ahmedzâde Sabrî Mehmed Efendi'nin maddesindedir. Hüsameddin, 1121 (1709) yılından sonra İstanbul'a gidip müderris ve kadı olan Sabrî'nin hayatını anlatırken şöyle der:

1143 vak'asında Merzifonîzâde Ahmed Nedîm Efendi'nin refiklerinden olduğu münâsebetle korkusundan kaçıp Amasya'ya geldi.

Günümüz Türkçesiyle: 1143 (1730) olayında Merzifonîzâde Ahmed Nedîm Efendi'nin arkadaşlarından olduğu için korkusundan kaçıp Amasya'ya geldi. Hüsameddin'e göre Sabrî bir süre inzivada yaşamış, sonra Trabzon ve Tokat kadılıklarında bulunmuş ve 1158 (1745) yılında Amasya'da ölmüştür.

Hayatı

Nedîm'in adı Ahmed'dir ve muhtemelen 1092 (1681) yılında İstanbul'da doğmuştur. Babası kadı Mehmed Efendi, annesi İstanbul'un fethinden beri devlet hizmetinde bulunan Karaçelebizâdeler ailesinden Sâliha Hatun'dur. Dedesi Mustafa Muslihuddin Efendi, ulema ve yeniçeriler arasındaki çekişmeler ve bazı alışkanlıkları yüzünden çirkin lakaplarla anılmış, "Mülakkab Mustafa" diye tanınmıştır; Sultan İbrâhim'in tahttan indirildiği 18 Receb 1058 (8 Ağustos 1648) günü Sultanahmet Camii önünde linç edilerek öldürülmüştür. Bu lakaptan ötürü Osmanzâde Tâib gibi bazı şairler Nedîm'den "Mülakkabzâde" diye söz etmiştir. Aile çevresinde iyi bir eğitim gören Nedîm, dönemin ilimleri yanında Arapça ve Farsçayı bu dillerde şiir yazacak kadar öğrenmiş, Şeyhülislâm Ebezâde Abdullah Efendi'nin de bulunduğu bir heyetin imtihanını kazanarak hariç medresesi müderrisliğini elde etmiştir. Ebezâde'nin görev yılları bu imtihanı 1707-1713 arasına yerleştirir.

Nedîm, III. Ahmed devrinin başlarında şiirleriyle tanınmaya başladı; bilinen ilk tarih manzumesi 1114 (1702-03) yılına aittir. Nevşehirli Damad İbrâhim Paşa'nın 1718'de sadrazam olmasıyla başlayan dönemde paşanın hemen her işi için kıta ve kasideler yazdı, kütüphanesinin hâfız-ı kütüblüğünü yaptı ve paşanın kurdurduğu tercüme heyetlerinde görev aldı. Müneccimbaşı Ahmed Efendi'nin (ö. 1702) Arapça Câmiu'd-düvel'ini on yıl süren bir çalışmayla Sahâifü'l-ahbâr adıyla Türkçeye çevirdi; çeviri 1285 (1868) yılında İstanbul'da basılmıştır. 1136 (1724) ramazanından itibaren düzene konan huzur derslerinde, Çelebizâde Âsım'ın ifadesiyle, "kârî-i ders" olarak bulundu. Meslek hayatında da hızla ilerledi: Mahmud Paşa Mahkemesi nâibliğinden sonra 1726'da Molla Kırımî, 1728'de Nişancı Paşa-yı Atîk medreselerinde ders verdi, 1729'da Sahn müderrisliğine yükseldi.

Sekban Ali Paşa Medresesi'nde müderrisken 12 Rebîülevvel 1143 (25 Eylül 1730) günü Patrona Halil İsyanı patlak verdi. Nedîm'in ölümü hakkında farklı rivayetler vardır. Eski kaynaklar onun isyanı izleyen günlerde vehim hastalığından ya da içki düşkünlüğünden gelen titremeden öldüğünü yazar; Müstakimzâde Süleyman Sâdeddin ise korkudan evinin damına çıktığını ve oradan düşerek öldüğünü söyler. Ali Canip Yöntem'in bulup yayımladığı ve İsmail E. Erünsal'ın ayrıntılı olarak incelediği tereke kayıtları 15 Rebîülâhir 1143 (28 Ekim 1730) tarihini taşır ve şairin isyan sırasında öldüğünü doğrular. Bu kayıtlara göre Beşiktaş'ta Tekerlek Mustafa Mahallesi'nde oturan Nedîm'den geriye eşi Ümmügülsüm Hanım ile kızı Lübâbe kalmıştır. Kabri Üsküdar'da Karacaahmet Mezarlığı'nın Miskinler kısmındadır.

Amasya ile Bağı

Bağın kesin olan kısmı, Nedîm'in baba tarafından Merzifonlu bir ailenin torunu olmasıdır. Muhsin Macit TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki ve Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'ndeki maddelerinde ve divan neşrinin girişinde dedeyi "Merzifonlu Mustafa Muslihuddin Efendi" olarak verir. Hüsameddin ise bu bilgiden bağımsız olarak Amasya ve Merzifon ulemasının kayıtları içinde aynı kişiyi "Rumeli Kazaskeri mülakkab Musliheddin Mustafa Efendi" diye anar; "mülakkab" sıfatı, onun Nedîm'in dedesi "Mülakkab Mustafa" ile aynı kişi olduğunu gösterir. Merzifon, Nedîm'in yaşadığı dönemde Amasya sancağına bağlı bir kasabaydı ve bugün Amasya'nın ilçesidir. Edebiyat tarihi literatürü ile Hüsameddin'in yerel kayıtları bu noktada birleştiği için bağın bu kısmı doğrulanmış sayılabilir.

Tartışmalı olan kısım bunun ötesidir. Ailenin Fatih devri reisülküttabı Ahî Toy oğlu Ahmed Çelebi'ye ve Bedreddinzâdelere uzanan soyu yalnız Hüsameddin'de geçer. Hüsameddin'in iki maddesi bu soyu aynı biçimde de vermez: Ebu's-Su'ûd Efendi maddesinde zincir Ebu's-Su'ûd Efendi, Receb Efendi, kadı Mehmed Efendi ve Musliheddin Mustafa diye ilerlerken Bedreddin Mahmud Çelebi maddesinde Ebu's-Su'ûd Efendi'nin oğlu Mehmed Efendi, onun oğlu Receb Ümîdî Efendi olarak görünür; ilk maddede iki ayrı Receb Efendi anıldığı için hangisinin Nedîm'in atası olduğu da metinden açıkça anlaşılmaz. Eşref Abdurrahman Efendi ile akrabalık ve Sabrî Mehmed Efendi ile dostluk da başka bir kaynakta doğrulanmamıştır. Hüsameddin'in kullandığı "Merzifonîzâde" adı, Nedîm'in çağdaşlarının kullandığı "Mülakkabzâde" lakabına karşılık Hüsameddin'e özgü görünür.

Nedîm'in kendisi Amasya'yla ya da Merzifon'la bir ilişki kurmamıştır. Kaynaklarda onun hayatı boyunca İstanbul dışına çıktığına dair bir kayıt bulunmaz. Macit'in bütün nüshaları karşılaştırarak hazırladığı divan metninde Amasya ve Merzifon adları şiirlerde geçmez; bu tespit, neşrin e-kitap metni üzerinde yaptığımız taramaya dayanır. Şairin bir kasidesinde atalarının Fatih devrinden beri saraya hizmet etmekle övündüğü görülür, ama bu övgünün anne tarafındaki Karaçelebizâdeler'e mi baba tarafındaki Merzifonlu aileye mi işaret ettiği metinden çıkmaz. Nedîm bu bakımdan Amasya'da yetişmiş bir şair sayılamaz; o, Merzifon kökenli bir ailenin İstanbul'da doğup büyüyen torunudur. Amasya ile bağının değeri, Hüsameddin'in onu Merzifon ulemasının soy kütükleri içinde anması ve 1730 isyanının yankısının Sabrî Mehmed Efendi'nin kaçışıyla Amasya'ya kadar ulaşmasıdır.

Şiiri

Nedîm, kasidede Nef'î'nin, gazelde Nâbî'nin hikemî tarzının etkili olduğu bir ortamda yetişti ve kısa sürede "Nedîmâne" denilen kendine özgü bir tarz kurdu. Macit bu tarzın esasını söyleyiş mükemmelliği, yerlilik arzusu ve şuh eda olarak tanımlar. Konuşma dilinden gelen deyişleri kullanmadaki ustalığı, kafiye ve redifteki başarısı ve aruzun mûsikisini yakalaması şiirlerini bestelenmeye elverişli kılmıştır; şarkı ve gazelleri yaşadığı dönemden başlayarak çokça bestelenmiştir. Divan şiirinde soyut kalan sevgili onun şiirinde sokağa, mesire yerine, Sâdâbâd'a iner; İstanbul'un bahçeleri, eğlenceleri ve gündelik hayatı şiirin malzemesi olur.

Divanın bilinen en eski tarihli nüshası 1149 (1736) yılında istinsah edilmiştir ve Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi'ndedir. Macit yurt içinde ve dışında altmışın üzerinde nüsha bulunduğunu belirtir. Divan eski harflerle üç kez basılmış, Abdülbaki Gölpınarlı tarafından 1951'de yeni harflerle yayımlanmış, Muhsin Macit de bütün nüshaları değerlendirerek 1994'te tenkitli metnini hazırlamıştır. Bu neşirde kırk iki kaside, seksen yedi kıta, yüz altmış dört gazel, otuz üç murabba, iki koşma, on bir rubai ve çok sayıda başka nazım biçimi yer alır; TDV maddesinde aynı yazar sayıları kırk dört kaside, seksen sekiz kıta ve yüz altmış altı gazel olarak verir. Divanda beş Arapça ve otuz dokuz Farsça şiir de bulunur.

Nedîm'in etkisi birkaç kuşak sürmüştür. Sâlim tezkiresi onu daha hayattayken "tâze-zebân" diye nitelemiş, Râşid ve Âsım gibi vakanüvis şairler şiirlerine nazire yazmıştır. XVIII. yüzyılda Kâmî, Neylî, İzzet Ali Paşa ve Şeyh Galib, XIX. yüzyılda Enderunlu Vâsıf ve Leskofçalı Galib onun izinden gitmiştir. Nâmık Kemal Nedîm'i Türk dilinin en büyük şairi saymıştır. Nedîm'in büyük külliyatı içinde Amasya'yla ya da Merzifon'la ilgili bir şiir bulunmadığı için bu kategoride ayrıca şiir sayfası açılmamıştır.

Ailesi ve Çevresi

Nedîm'in ailesi iki köklü ilmiye ve kalemiye geleneğini birleştirir. Baba tarafı Merzifonlu bir kazasker ailesidir; dedenin 1648'de linç edilmesi aileyi derinden sarsmış, Nedîm'in hayatı boyunca taşıdığı korku hâlinin bu olayla ilişkili olabileceği ileri sürülmüştür. Anne tarafı İstanbul'un Karaçelebizâdeler ailesidir. Hamisi Damad İbrâhim Paşa, çevresi ise Lâle Devri'nin şair, âlim ve devlet adamlarıdır. Hüsameddin'e göre Merzifon müftüsü Eşref Abdurrahman Efendi babasının akrabası, Amasyalı Sabrî Mehmed Efendi de dostudur. Bu ulemanın yetiştiği çevre sitedeki Merzifon'da ilim ve eğitim tarihi yazısında, Amasya'nın şiir ortamı ise Amasya Divan Şairleri ve Edebî Muhiti yazısında ayrıca anlatılmıştır.

Nedîm ile karıştırılmaması gereken aynı adlı Amasyalılar da vardır. Hüsameddin, XIX. yüzyıl başında Tayyar Mahmud Paşa'ya divan kâtibi olarak İstanbul'a giden ve Sultan Bayezid Medresesi'nin kapıcılığını yapmış olan şair Mehmed Nedîm Efendi'yi anar. Yine onun eserinde "Dülgerzâde" lakabıyla tanınan Nedim Mehmed Efendi adlı bir kişi geçer. Bu kişilerin Ahmed Nedîm ile bir ilgisi yoktur.

Kronoloji

18 Receb 1058 (8 Ağustos 1648): Dedesi Kazasker Mustafa Muslihuddin Efendi, Sultan İbrâhim'in tahttan indirildiği gün linç edilir.

1092 (1681): Tahminî doğum yılı, İstanbul.

1114 (1702-03): Bilinen ilk tarih manzumesi.

1718: Damad İbrâhim Paşa sadrazam olur; Lâle Devri başlar.

1136 (1723-24): Akrabası Eşref Abdurrahman Efendi Merzifon müftüsü olur; aynı yıl ramazanından itibaren Nedîm huzur derslerinde bulunur.

1726-1729: Molla Kırımî, Nişancı Paşa-yı Atîk ve Sahn medreselerinde müderrislik.

12 Rebîülevvel 1143 (25 Eylül 1730): Patrona Halil İsyanı başlar; Nedîm isyan sırasında ölür.

15 Rebîülâhir 1143 (28 Ekim 1730): Terekesine dair kassam kaydı düzenlenir.

1149 (1736): Divanın bilinen en eski tarihli nüshası.

1158 (1745): Hüsameddin'e göre isyanda Nedîm'in arkadaşı olduğu için Amasya'ya kaçan Sabrî Mehmed Efendi Amasya'da ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Kitaplar

  • Muhsin Macit, "Nedîm, Ahmed", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, 19.09.2013 (güncelleme 12.12.2020). https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/nedim-ahmed
  • İsmail E. Erünsal, "Şâir Nedim'in Muhallefâtı", The Archival Sources of Turkish Literary History, Harvard University, 2008, s. 271-291 (Macit aktarımıyla).

Çevrimiçi kaynaklar