Ali Bâkî Gül, XX. yüzyılın ilk yarısında yaşamış Alevî-Bektaşî bir halk ve tekke şairidir. Merzifon'un Harız, bugünkü adıyla Gümüştepe köyünde imamlık yapmış, şiirlerini Arap harfli defterlere yazmış ve 1956'da bu köyde ölmüştür. Amasya ile bağı doğum yeri bakımından tartışmalıdır. Şairin oğlu Muhsin Gül'den bilgi derleyen Yusuf Turan Günaydın onun 1897'de Harız'da doğduğunu yazar ve bugünkü çalışmalar çoğunlukla bu görüşü kabul eder. Öte yandan bazı antolojiler onu Nevşehir'in Hacıbektaş ilçesinde, bir başka kaynak da Mersin'in Tarsus ilçesinde doğmuş gösterir. Hayatının büyük bölümünü Harız'da geçirdiği, burada öldüğü ve gömüldüğü konusunda ise kaynaklar birleşir. Bu sayfada şairin hayatı ve eserleri anlatılmış, doğum yeri konusundaki farklı görüşler ayrı bir bölümde, hangi kaynağa dayandıkları belirtilerek verilmiştir.

Hayatı

Ali Bâkî, Hasan Kaplan ile Büşra Esmer'in Günaydın'a dayanarak verdiği bilgiye göre 7 Ocak 1897'de doğdu. Annesi Hatice Hanım o on iki yaşındayken öldü. Babası, Alevî-Bektaşî çevrede tanınmış bir isim olan ve "Pervane" mahlasıyla şiir yazan Yusuf Sıdkî Baba'dır. Sıdkî Baba, Hacıbektaş Dergâhı'na Feyzullah Efendi'nin postnişinliği döneminde bağlanmış, onun teşvikiyle dergâhın medresesinde okumuş, dinî ilimlerle birlikte Bektaşîlik terbiyesi almıştı. Ali Bâkî'nin öğrenimi hakkında bilinenler azdır; asıl hocası babası olmuş, otuz bir yıl boyunca onun yanında yetişmiştir. Babasının bazı yolculuklarına katılmış, sık sık gidip geldiği Hacıbektaş Dergâhı'nda bilgisini ve görgüsünü artırmıştır. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'nde ise onun öğrenimini, babasının da hoca olduğu Hacı Bektaş Tekkesi'nde yaptığı ve Bektaşî tarikatına bağlandığı yazılıdır. Telli sazlardan çöğür ve cura, yaylı sazlardan keman çalardı; şiir dersini de babasından almıştı.

Şiire on yedi yaşında başladığı anlatılır. Oğlu Muhsin Gül'ün aktardığına göre genç Ali Bâkî, Çelebi Cemaleddin Efendi ile birlikte Sivas'ta bulunan babasını ziyarete gitmiş, orada Çelebi Efendi ona babası gibi deyiş yazıp yazmadığını sormuştur. Ali Bâkî "himmet buyurursanız yazarım" deyince Çelebi Efendi "himmet gayretin altındadır, sen gayret et" diye karşılık vermiş ve onu yazmaya teşvik etmiştir. Kısa süre sonra yazdığı deyişi, babasının yanında göstermeye utandığı için onun odadan çıktığı bir anda Çelebi Efendi'ye sunmuş; Çelebi Efendi şiiri okuyunca içeri giren Sıdkî Baba'ya gülerek "Sıdkı, oğlun seni geçecek" demiştir. İlk şiirlerinde "Bâkî" mahlasını kullanmış, XVI. yüzyılın büyük şairi Bâkî ile karıştırılabileceği düşüncesiyle sonradan "Ali Bâkî" mahlasını almıştır.

Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'ne göre şair Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda evlenmiş, 1925'te tekkelerin kapatılması üzerine babasıyla birlikte Harız köyüne yerleşmiş, babasının ölümünden sonra uzun yıllar bu köyün imamlığını yapmıştır. Kaplan ve Esmer de onun babası gibi Harız'da imamlık yaptığını yazar. İmamlığın yanında askerde öğrendiği terzilik ve marangozlukla geçinmiş, İkinci Dünya Savaşı yıllarında halka sivil savunma kursu vermekle görevlendirilmiştir. Şiir defterine düştüğü bir nota göre 1945'te koruma askerliğine çağrılmış, 1 Ağustos 1945'te İmret köyündeki yedinci postayı teslim almış ve orada üç ay telefon başında rapor yazmıştır. Aynı köyden dede soyundan gelen Safiye Hanım ile evlenmiş, bu evlilikten Cemile, Hatice ve Zeynep adlı kızları, Muhsin, Cemil, Hadi ve Hulusi adlı oğulları olmuştur. 1955'te hastalanınca Adana'da görevli olan oğlu Muhsin Gül'ün yanına gitmiş, tedaviden sonra köyüne dönmüştür. Ölümünden yirmi iki gün önce bütün işlerini bırakıp kalan zamanını okuyup yazarak geçirmek istediği, son şiirinin 2 Aralık 1956 tarihini taşıdığı kaydedilir. 24 Aralık 1956'da Harız'da öldü ve köyün yukarısında, Göğce Dede denilen ziyaretgâhın avlusuna gömüldü.

Amasya ile Bağı: Kaynakların Durumu ve Tartışma

Ali Bâkî Gül'ün doğum yeri hakkında üç ayrı görüş vardır. Harız görüşü Yusuf Turan Günaydın'ın 2008'de yayımlanan "Amasyalı Bir Bektaşî Şairi Ali Bâkî Gül ve Balık Destanı" adlı makalesine dayanır. Günaydın, bilgilerini şairin oğlu Muhsin Gül'den derlemiştir ve bu yüzden Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü maddesinin yazarı Şebnem Şerife Ördek de, Kaplan ile Esmer de doğum yerinin Merzifon'un Harız köyü olduğunu kabul eder. Hacıbektaş görüşü Asım Bezirci'nin Türk Halk Şiiri (1993) ve İsmail Özmen'in Alevi-Bektaşi Şiirleri Antolojisi (1998) adlı eserlerinde yer alır. Tarsus görüşü ise Emir Kalkan'ın XX. Yüzyıl Türk Halk Şairleri (1991) adlı kitabına dayanır.

Bu görüşlerin her birinin bir açıklaması bulunabilir. Şairin babası Hacıbektaş Dergâhı'nda yetişmiş ve orada hocalık yapmış biri olduğu için ailenin bir dönem Hacıbektaş'ta yaşamış olması ve şairin oraya bağlanması doğaldır; Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'nün Bezirci'ye dayanarak verdiği, ailenin 1925'te tekkelerin kapatılması üzerine Harız'a yerleştiği bilgisi de bu görüşü destekler gibidir. Bu değerlendirme bizimdir. Buna karşılık Kaplan ile Esmer'in Altınok ve Günaydın'a dayanarak anlattığı hayat hikâyesi, şairin ömrünü doğduğu Harız köyünde geçirdiğini söyler. Ali Bâkî'nin Millî Kütüphane'deki şiir defterinin içindekiler bölümünün sonunda kendini "Merzifon'un Harız köyünden Sıdkî Hâce-zâde Ali Bâkî Gül" diye tanıtması da Harız ile bağını kendi kalemiyle gösteren bir belgedir; ancak bu ifade doğum yerinden çok yaşadığı ve mensup olduğu köyü bildirir. Tarsus görüşünün dayanağı kaynaklarda açıklanmamıştır.

Kaynaklar başka ayrıntılarda da ayrılır. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü Bezirci'ye dayanarak şairin oğlu Hamdullah Gül'ün de kendisi gibi şair olduğunu yazar; Kaplan ile Esmer'in Altınok'tan aktardığı çocuklar listesinde ise bu ad geçmez. Mahlas konusunda da iki anlatım vardır: Altınok'a göre şair mahlasını kendisi değiştirmiş, Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'ne göre "Ali Bâkî" mahlası ona babası tarafından verilmiştir. Bu farklar, şairin hayatı hakkında bilinenlerin büyük ölçüde aile hatırasına ve antolojilerdeki kısa notlara dayandığını gösterir. Sonuçta Ali Bâkî Gül'ün Amasya ile bağı, hayatının çoğunu Merzifon'un Harız köyünde geçirmesi, orada imamlık yapması, ölmesi ve gömülmesiyle kesindir; Amasyalı olarak doğduğu ise ailenin aktardığı ve bugün en çok kabul gören, ama başka kaynaklarca paylaşılmayan bir bilgidir.

Şiiri ve Eserleri

Telif notu: Ali Bâkî Gül 24 Aralık 1956'da öldüğü için şiirleri, ölümünden sonraki 70 yıl boyunca, yani 2026 yılının sonuna kadar telif koruması altındadır. Bu nedenle şiirleri sitemizde ayrı sayfalar hâlinde yayımlanamamakta; aşağıda yalnız kısa bir alıntı verilmektedir. Koruma süresi dolduğunda şiirleri de öteki şairlerde olduğu gibi her biri ayrı sayfada yayımlanacaktır.

Ali Bâkî'nin şiirlerinin çoğu tekke edebiyatının genel özelliklerini ve simgelerini taşır; dinî ve tasavvufî yönleri ağır basar. Bunların yanında âşık tarzında yazdığı şiirler de başarılı bulunur. Çay ve sigara tiryakisi olduğu için semaver methiyeleri ve sigaranın zararlarını anlatan öğüt ve taşlamaları vardır; içtiği Köylü ve Ulus sigaralarının kâğıtlarına bile şiir yazdığı anlatılır. Yaşadığı yılların toplumsal sıkıntıları da şiirine girmiştir: çay, kahve, şeker ve gaz kıtlığı, karaborsa, ekin alımlarındaki usulsüzlükler, yolsuzluk ve rüşvet olayları, deprem ve sel felaketleri üzerine çok sayıda destan yazmıştır. Söyleyişi içten ve yalındır, yabancı kelimelere az yer verir.

Bugüne kadar tespit edilen iki eseri Divan-ı Ali Bâkî ile Yeni Doğan Mevlid-i Şerif'tir. Divanını Baki Yaşa Altınok, farklı şiir defterlerindeki şiirleri bir araya getirerek Sıdkî Baba'nın Oğlu Ali Bâkî Gül Baba Dîvânı adıyla yayımlamıştır (Ankara 2017). 1951'de yazılan mevlidi Sedat Kardaş bir incelemeyle tanıtmıştır. Altınok farklı defterlerde başka manzumelerin de bulunduğunu bildirir: "Cenab-ı Hakk'ın Ruhlar ile Tekellümü ve Ruhların Ahd ü Misâkı", "Dört Kapı Kırk Makam", "Hacı Bektaş Velî'nin Osman Gazi'ye Himmeti", "Çelebi Cemalettin ve Veliyeddin Efendilerin Vatana Hizmetleri", "Ehl-i Beyt Sevgisi" ve "Cem İbadeti" bunlardandır.

Millî Kütüphane'de 06 Mil Yz A 5302 numarada kayıtlı, şairin kendi el yazısıyla ta‘lik hatla yazılmış 132 sayfalık bir şiir defteri daha vardır. Defterde mevlid, mi‘râciye, Hazreti Yûsuf hikâyesi, Ashâb-ı Fîl ve Ashâb-ı Kehf kıssaları, düvazdeh imam, babası Sıdkî Hoca'nın hayatı ve Şeyh Feyzullah Efendi'nin huzurunda söylediği deyişler gibi manzumeler yer alır. Bunlardan "Kıssa-i Ashâb-ı Kehf", Kaplan ile Esmer tarafından 2023'te tam metniyle yayımlanmıştır. Hece ölçüsünün on birli kalıbıyla yazılmış, 140 beyitlik bu mesnevi, Cumhuriyet döneminde Arap harfleriyle kaleme alınmış olması bakımından dikkat çekicidir. Şair kıssanın geçtiği şehri Tarsus olarak tanıtır:

Bir şehir var aña derlerdi Efsûs
Şimdi maʿlûm söylenir aña Ṭarsûs

Günümüz Türkçesiyle: Bir şehir vardı, ona Efsus derlerdi; şimdi bilindiği gibi ona Tarsus denir. Mesnevinin sonunda şair, okura namaz kılmayı, gaflete düşmemeyi ve bir mürşide bağlanmayı öğütler, mahlasını da kendini örnek göstererek söyler:

ʿAlî Bâḳî gibi ġaflet çulunu
Bürünüp şaşırma Ḥaḳḳıñ yolunu

Günümüz Türkçesiyle: Ali Bâkî gibi gaflet örtüsüne bürünüp Hakk'ın yolunu şaşırma. Şair 1956'da öldüğü için şiirleri henüz telif koruması altındadır; bu nedenle burada yalnız bu iki beyit örnek olarak verilmiş, şiirlerine ayrı sayfa açılmamıştır. Şiirlerinin tamamı için Altınok'un divan neşrine ve Kaplan ile Esmer'in makalesine başvurulabilir.

Kronoloji

1897: Günaydın'a göre 7 Ocak'ta Merzifon'un Harız (Gümüştepe) köyünde doğar; kimi kaynaklara göre doğum yeri Hacıbektaş ya da Tarsus'tur.

1925: Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'ne göre tekkelerin kapatılması üzerine babasıyla Harız'a yerleşir.

1945: Koruma askerliğine çağrılır; 1 Ağustos'ta İmret köyündeki yedinci postayı teslim alır.

1951: Yeni Doğan Mevlid-i Şerif'i yazar.

1955: Hastalanarak tedavi için Adana'ya, oğlu Muhsin Gül'ün yanına gider.

1956: Son şiirini 2 Aralık'ta yazar; 24 Aralık'ta Harız'da ölür ve Göğce Dede ziyaretgâhına gömülür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Baki Yaşa Altınok, Sıdkî Baba'nın Oğlu Ali Bâkî Gül Baba Dîvânı, Ankara: Helke Yayıncılık, 2017 (Kaplan-Esmer 2023 aktarımıyla).

Akademik çalışmalar

  • Hasan Kaplan, Büşra Esmer, "Cumhuriyet Devrinde Arap Harfleriyle Yazılmış Bir Mesnevi: Ali Baki Gül'ün Ashâb-ı Kehf Kıssası", Hikmet-Akademik Edebiyat Dergisi, 9(19), 2023, s. 52-97. https://doi.org/10.28981/hikmet.1327818
  • Yusuf Turan Günaydın, "Amasyalı Bir Bektaşî Şairi Ali Bâkî Gül ve Balık Destanı", Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, 45, 2008, s. 155-164 (Kaplan-Esmer 2023 ve Ördek aktarımıyla).
  • Sedat Kardaş, "1951 Yılında Yazılmış Bir Mevlid: Ali Bakî'nin Yeni Tulû'ât-ı Mevlûdü'n-Nebî'si", Anemon Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 6(4), 2018, s. 503-510 (Kaplan-Esmer 2023 aktarımıyla).

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar