Âşık Paşa, asıl adıyla Alâeddin Ali, XIV. yüzyılın ilk yarısında yaşamış bir mutasavvıf şairdir ve Türk edebiyatında adı, on bin beyti aşan Garibnâme mesnevisiyle anılır. Babaî hareketinin kurucusu Baba İlyâs-ı Horasânî'nin torunu, Muhlis Paşa'nın oğludur. Amasya ile bağı ise kaynaklar arasında tartışmalıdır. Hüseyin Hüsameddin Yasar Amasya Tarihi'nde onu Amasya'da doğmuş sayar, şehirdeki Mesudiye Hankahı'nda yıllarca şeyhlik ettiğini yazar ve "Anadolu'da sırf Türk diliyle ilk şiir söyleyen Amasyalı Babazâde Âşık Paşa'dır" der. TDV İslâm Ansiklopedisi ise oğlu Elvan Çelebi'nin yazdığı menkıbelere dayanarak onu 1272'de Kırşehir'de doğmuş, Kırşehir'de yetişmiş ve orada ölmüş bir şeyh olarak tanıtır. Bu sayfada iki görüş yan yana verilmiş, hangi bilginin hangi kaynağa dayandığı ayrı ayrı gösterilmiştir. Hüsameddin'in kendi maddesi sitedeki Hüsameddin ansiklopedisi bölümünde de okunabilir; şairin Amasya'nın edebî hayatındaki yeri için Amasya Divan Şairleri ve Edebî Muhiti yazısına bakılabilir.

Hüsameddin'in Maddesi

Hüsameddin, Amasya Tarihi'nin on birinci cildinde Âşık Paşa'ya "Âşık Ali Paşa-Mevlânâ Alâeddîn" başlıklı ayrı bir madde ayırır. Maddenin özgün metni şöyledir:

Amasya civârında İlyâs köyünde medfûn olan Baba İlyâs Horasânîzâde Muhliseddîn Mûsâ Paşa'nın mahdûmudur. 670'de Amasya'da doğdu. Asrı ulemâsından ve hâssaten Babâiyye Tarîkatı'nın pîri olan olan Şemseddîn Ahmed Baba'dan ulûm-ı edebiyye, şer'iyye ve sûfîyyeyi ahz ederek 708'de şeyhinin vefâtıyla Amasya'da Mes'ûdiye zâviyesi şeyhi oldu. 711'de itmâm etdiği "Maârifnâme"si sonunda "Ali Âşık Baba" imzâsı görüldü. Amasya'da on beş yıl kadar zikir ve ibâdet, te'lîf-i âsâr-ı vahdet ile iştigâl ederek be-nâm oldu. 723'de Sivas vâlisi olan Emîr Çobanzâde Timurtaş Bey'in da'veti üzerine Sivas'a gidip vâlî-i müşârün-ileyhin mu'tekad ve müsteşârı oldu. 727'de Sultân Ebû Saîd Bahadır Hân'ın havfından Timurtaş Bey'le beraber Mısır'a gitdi. Orada Timurtaş'ın katli üzerine bu da diğer refîkleriyle beraber İskenderiye Kalesi'nde hapsedildi. 732'de Melik Nasır Muhammed'in mazhar-ı afvı olduğundan rüfekâsıyla birlikte avdet etdi. Fakat yolda hasta olup Kırşehir'e vüsûlünde tedâvî edilmek üzere orada kaldığı esnâda 733 recebinde vefât etdi. Fâzıl, gâyet edîb, natûk, kâmil, müteşerri olduğuna "Maârifnâme"si şâhiddir. Şâir olup Divân-ı eş'ârı vardır. Muahharan Kırşehir'de üzerine muazzam bir türbe yapılmıştır. Nazmen "Etvâr-ı Mülûk"u da terceme etmişdir. Mazınne-i kirâmdan bir pîr-i muhterem idi.

Günümüz Türkçesiyle: Amasya yakınlarındaki İlyas köyünde gömülü olan Baba İlyâs-ı Horasânî'nin oğlu Muhliseddin Mûsâ Paşa'nın oğludur. 670'te (1271-72) Amasya'da doğdu. Çağının âlimlerinden, özellikle Babaî tarikatının piri Şemseddin Ahmed Baba'dan edebî, dinî ve tasavvufî ilimleri öğrendi; 708'de (1308-09) şeyhi ölünce Amasya'daki Mesudiye zaviyesinin şeyhi oldu. 711'de (1311-12) tamamladığı Maârifnâme'nin sonunda "Ali Âşık Baba" imzası görüldü. Amasya'da on beş yıl kadar zikir, ibadet ve vahdet düşüncesine dair eserler yazmakla uğraşarak tanındı. 723'te (1323) Sivas valisi Emir Çobanoğlu Timurtaş Bey'in daveti üzerine Sivas'a gitti, onun güvendiği kişi ve danışmanı oldu. 727'de (1327) İlhanlı hükümdarı Ebû Saîd Bahadır Han'dan korktukları için Timurtaş Bey'le birlikte Mısır'a gitti. Orada Timurtaş öldürülünce o da öteki arkadaşlarıyla birlikte İskenderiye Kalesi'nde hapsedildi. 732'de (1332) Memlûk sultanı Nâsır Muhammed tarafından affedilince arkadaşlarıyla birlikte geri döndü. Ancak yolda hastalandı, Kırşehir'e varınca tedavi için orada kaldı ve 733 yılı Receb ayında (Mart 1333) öldü. Faziletli, çok edip, güzel konuşan, olgun ve şeriata bağlı olduğuna Maârifnâme'si tanıktır. Şairdi ve bir şiir divanı vardır. Sonradan Kırşehir'de üzerine büyük bir türbe yapılmıştır. Etvâr-ı Mülûk'u da manzum olarak tercüme etmiştir. Kerametine inanılan büyüklerden, saygıdeğer bir pirdi.

Hayatı

Âşık Paşa'nın hayatına dair bilinenlerin çoğu, oğlu Elvan Çelebi'nin Menâkıbü'l-kudsiyye adlı manzum menkıbe kitabına dayanır. TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddeyi yazan Günay Kut'a göre şair 670'te (1272) Kırşehir'de doğmuştur; asıl adı Ali, mahlası Âşık'tır. "Paşa" lakabının, babasının ilk oğlu olduğunu gösteren bir unvan olduğu belirtilir. Dedesi Baba İlyas Horasan'dan gelip Amasya'ya yerleşmiş, tarihlerde Baba Resul İsyanı diye anılan ayaklanmadan sonra yakalanıp Amasya Kalesi'ne kapatılmıştır. Babası Muhlis Paşa, menkıbeye göre bu ayaklanma sırasında kundakta bir bebekken kurtarılmış, Mısır'a götürülmüş ve yıllar sonra Anadolu'ya dönmüştür.

Âşık Paşa önce Şeyh Süleyman-ı Kırşehrî'den, sonra Baba İlyas'ın halifelerinden Şeyh Osman'dan ders almış, babasının vasiyeti üzerine Şeyh Osman'ın kızıyla evlenmiştir. Hüsameddin de Amasya Tarihi'nin ikinci cildinde onun Mevlânâ'nın terbiyesinden geçmiş "eş-Şeyh Süleyman el-Kırşehrî"den zahirî ve batınî ilimleri aldığını yazar; bu noktada iki anlatı birleşir. Hüsameddin'in on birinci ciltteki maddesinde ise hocası Babaî şeyhi Şemseddin Ahmed Baba'dır. Âşık Paşa daha sonra İlhanlıların Anadolu valisi Timurtaş'ın yanına girmiştir. TDV maddesi onu Timurtaş'ın veziri olarak anar ve bazı siyasi olaylara karıştığı için Mısır'a gittiğini, Amasya'ya dönerken Kırşehir'de hastalanıp 13 Safer 733'te (3 Kasım 1332) öldüğünü bildirir. Kırşehir'deki türbesi, vasiyeti üzerine şehrin kuzeydoğusundaki bir tepeye yapılmıştır.

Hüsameddin bu dönemi daha ayrıntılı anlatır. Timurtaş 1327'de İlhanlı hükümdarına karşı ayaklanıp Mısır'a sığınınca Âşık Paşa da onunla gitmiş, Timurtaş Memlûkler tarafından öldürülünce arkadaşlarıyla birlikte İskenderiye Kalesi'ne hapsedilmiştir. Hüsameddin'in sekizinci cildinde, Amasya valilerinden Gümüşlüzâde Tâceddin Mahmud Bey'in maddesi aynı hapsi anlatır ve iki adamın 732'de serbest bırakıldığını yazar. İkinci ciltte ise Karamanoğlu Yahşi Bey'in 727'de Amasya'yı aldıktan sonra Timurtaş'ın iki danışmanını, Gümüşlüzâde Tâceddin Mahmud ile "Babazâde Alâeddin Ali Âşık Paşa"yı Mısır'a gönderdiği anlatılır. Ölüm tarihinde iki kaynak aynı yılı verir, ayı farklıdır: Hüsameddin 733 yılının Receb ayını, TDV aynı yılın Safer ayını gösterir. Ölüm yerinin Kırşehir olduğunda ise bütün kaynaklar birleşir.

Amasya ile Bağı ve Tartışma

Âşık Paşa'nın Amasya ile bağı tartışmalıdır ve bu tartışmanın iki tarafı açıkça ayrılmalıdır. Hüsameddin'in görüşü şudur: Âşık Paşa 670'te Amasya'da doğmuş, Amasya'daki Mesudiye zaviyesinin şeyhi olmuş, şehirde on beş yıl kadar kalmış, oradan Sivas'a Timurtaş'ın yanına gitmiştir. Tarihçi bu görüşü eserinin birçok yerinde tekrarlar. Birinci cildin şairler bahsinde onu Anadolu'da Türkçe ilk şiir söyleyen kişi olarak anar ve açtığı çığırın Amasyalılar tarafından sürdürüldüğünü söyler; aynı ciltte Mesudiye Hankahı'nda "Muhlis Babazâde Alâeddin Ali Âşık Paşa" şeyh olduğu için şehirde Babaî yolunun Mevlevîliğe üstün geldiğini yazar. İkinci ciltte Muhlis Paşa'nın Mısır'ın Kûs şehrinde ölmesi üzerine oğulları Ali Âşık Paşa, Gıyâseddin Mahmud ve Oğuz Çelebi'nin 709'da Amasya'ya, "vatanlarına" döndüklerini kaydeder.

Karşı görüş bugünkü ansiklopedi ve araştırmalardadır. TDV maddesi Âşık Paşa'nın Kırşehir'de doğup yetiştiğini, tasavvufî kişiliğinin Kırşehir'in canlı derviş ve fütüvvet çevresinde biçimlendiğini söyler; maddenin ikinci bölümünü yazan Ahmet Yaşar Ocak da onun Kırşehir'de hatırı sayılır bir mürit topluluğu edindiğini belirtir. Bu maddelerde Âşık Paşa'nın Amasya'da doğduğundan ya da Mesudiye Hankahı'nda şeyhlik yaptığından söz edilmez. Sitedeki Hüsameddin araştırmalarında da aynı ayrılık not edilmiştir. Bugünkü bilgimizle Âşık Paşa'nın Amasya'da doğduğunu gösteren, Hüsameddin dışında bir kaynak bilinmemektedir.

Hüsameddin'in anlatısında iç çelişkiler de vardır. On birinci ciltteki maddesine göre şeyhi Ahmed Baba 708'de ölmüş ve Âşık Paşa o yıl Mesudiye şeyhi olmuştur; altıncı ciltteki Ahmed Baba maddesinde ise Ahmed Baba 711 Zilkadesinde ölür ve yerine Âşık Paşa geçer. Timurtaş'ın yanına gidiş on birinci ciltte 723'e, yedinci ciltte Ahî Ahmed Baba Nahcuvânî'nin maddesinde 721'e konur. Hüsameddin'in "Maârifnâme" adını verdiği ve 711'de tamamlandığını söylediği eser de TDV maddesindeki eser listesinde yoktur. TDV, Âşık Paşa'nın en önemli eseri Garibnâme'nin 730'da (1330) yazıldığını bildirir. "Maârifnâme"nin Garibnâme'nin bir başka adı mı, yoksa ayrı bir eser mi olduğu kaynaklarda açıklanmaz.

Öte yandan ailenin Amasya bölgesiyle bağı tartışmasızdır ve Hüsameddin'in görüşünü anlamayı kolaylaştırır. Baba İlyas'ın Amasya yakınlarına yerleştiği ve mezarının Amasya civarındaki İlyas köyünde olduğu bilinir. Ahmet Yaşar Ocak'a göre Âşık Paşa'nın oğlu Elvan Çelebi, Kırşehir'i bırakıp sülalenin kurucusunun yurdu olan Çorum ile Amasya arasındaki Mecitözü bölgesine yerleşmiştir. Elvan Çelebi'nin soyundan gelenler de sonraki yüzyıllarda Amasya'da şeyh, kadı, defterdar ve hattat olarak yetişmiştir. Hüsameddin'in Âşık Paşa'yı Amasyalı sayması, büyük ölçüde bu aile geleneğinin ve şehirdeki Babaî hatırasının ürünü olarak görülebilir; bu bir çıkarımdır.

Şiiri ve Eserleri

Âşık Paşa'nın asıl eseri Garibnâme'dir. TDV'ye göre 730'da (1330) yazılan, yaklaşık on iki bin beyitlik ve on bölümden oluşan bu mesnevi aruzun "fâilâtün fâilâtün fâilün" kalıbıyla kaleme alınmıştır. Dinî, tasavvufî ve öğretici bir eserdir ve halkı eğitmek amacıyla Türkçe yazılmıştır. Sade dili sayesinde yüzyıllar boyunca geniş bir okur kitlesine ulaşmış, kütüphanelerde pek çok nüshası kalmıştır. Hüsameddin'in "Anadolu'da sırf Türk diliyle ilk şiir" sözü de bu eserin Türkçeyi bilinçli olarak seçmiş olmasıyla ilgilidir; ancak tarihçi kendi maddesinde Garibnâme adını hiç anmaz.

TDV maddesi Garibnâme dışında Âşık Paşa'ya ait ya da ona atfedilen küçük eserler sayar: 161 beyitlik Fakrnâme, otuz bir beyitlik Vasf-ı Hâl, elli dokuz beyitlik Hikâye, aidiyeti şüpheli bir Kimya Risâlesi ve yine şüpheli Risâle fî beyâni's-semâ. Hüsameddin ise "Maârifnâme"den, bir şiir divanından ve Etvâr-ı Mülûk adlı bir eserin manzum tercümesinden söz eder; bu son eser bugünkü ansiklopedi maddesinde anılmaz. Şairin Garibnâme'deki gazelleri dışında nazire mecmualarında bulunan altmış yedi şiiri, TDV'nin bildirdiğine göre Sadettin Nüzhet Ergun ve Abdülbâki Gölpınarlı tarafından yayımlanmıştır.

Âşık Paşa'nın şiirleri bugüne ulaşmıştır, ama bunların hiçbiri kaynaklarda Amasya'yla ilişkilendirilmez ve Hüsameddin de eserinde şairden bir beyit aktarmaz. Bu yüzden bu kategoride ayrı şiir sayfası açılmamıştır. Şiirlerini okumak isteyenler için başlıca neşirler şunlardır: Sadettin Nüzhet Ergun'un Türk Şairleri (I, s. 129-144); Abdülbâki Gölpınarlı'nın "Aşık Paşa'nın Şiirleri" makalesi (Türkiyat Mecmuası, V, 1936, s. 87-100) ve Yunus Emre ve Tasavvuf kitabı (İstanbul 1961, s. 295-346); Agâh Sırrı Levend'in Fakrnâme ile Vasf-ı Hâl'i yayımladığı makale (TDAY Belleten, 1953, s. 205-253) ve Hikâye ile Kimya Risâlesi'ni yayımladığı makale (TDAY Belleten, 1954, s. 265-276).

Ailesi ve Soyu

Hüsameddin'e göre Âşık Paşa'nın kardeşleri Gıyâseddin Mahmud ve Oğuz Çelebi'dir; Oğuz Han Bey adıyla ayrı bir maddesi bulunan Oğuz Çelebi'nin torunları da Amasya ümerası arasında görünür. Oğlu Elvan Çelebi, babasının hayatını anlatan Menâkıbü'l-kudsiyye'nin yazarıdır ve adını taşıyan Elvan Çelebi zaviyesi Amasya ile Çorum arasında kalmıştır. Hüsameddin, Âşık Paşa'nın bir oğlu olarak Süleyman Çelebi'yi de anar ve Mevlid sahibi Süleyman Çelebi'nin "herhalde" onun oğlu olması gerektiğini, çünkü Mevlid'in dilinin Âşık Paşa'nınkine çok benzediğini söyler. Bu, kaynakla desteklenmeyen bir tahmindir ve tarihçinin kendisi de kesin konuşmaz.

Ailenin en tanınmış ismi, Osmanlı tarihçisi Âşıkpaşazâde Ahmed Çelebi'dir. Hüsameddin onu yedinci ciltte "Pîr Ahmed Çelebi-Âşık Paşazâde" başlığıyla anlatır: Elvan Çelebi'nin torununun torunudur, Elvan Çelebi nahiyesinde doğmuş, Amasya'da yetişmiş, sonra İstanbul'a yerleşmiş ve Osmanlı tarihini Türkçe yazmıştır; İstanbul'da oturduğu yer "ceddi Âşık Paşa adıyla" anılır. Elvan Çelebi soyundan gelen Nefîszâdeler ve Âşıkpaşazâde Tâceddin Mahmud Çelebi gibi şeyhler de XV ve XVI. yüzyıl Amasya'sında tanınmış kişilerdir. Hüsameddin'in Âşık Paşa'yı Amasyalı sayan tutumu, belgelenmiş bu aile bağıyla birlikte değerlendirilmelidir.

Kronoloji

670 (1271-72): TDV'ye göre Kırşehir'de, Hüsameddin'e göre Amasya'da doğar.

708 ya da 711 (1308-1312): Hüsameddin'e göre Amasya'daki Mesudiye zaviyesinin şeyhi olur.

721 ya da 723 (1321-1323): Hüsameddin'e göre Timurtaş'ın yanına Sivas'a gider.

727 (1327): Timurtaş'la birlikte Mısır'a gider; Timurtaş'ın öldürülmesinden sonra İskenderiye'de hapsedilir.

730 (1330): TDV'ye göre Garibnâme'yi yazar.

733 (1332-33): Dönüş yolunda Kırşehir'de ölür; TDV'ye göre 13 Safer (3 Kasım 1332), Hüsameddin'e göre Receb ayında.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Kitaplar

  • Sadettin Nüzhet Ergun, Türk Şairleri, I, s. 129-144 (TDV maddesindeki künyeyle).
  • Abdülbâki Gölpınarlı, "Aşık Paşa'nın Şiirleri", Türkiyat Mecmuası, V, 1936, s. 87-100; a.mlf., Yunus Emre ve Tasavvuf, İstanbul 1961, s. 295-346 (TDV maddesindeki künyeyle).