Amasya'nın divan edebiyatındaki yeri, şehrin doğurduğu şairlerin sayısından çok, uzun süre bir şehzade sancağı olmasından doğan ortamla açıklanır. Osmanlı hanedanında bir şehzade sancağa çıktığında yanında lalası, hocaları, kâtipleri ve nedimleri giderdi. Bu küçük saray, taşrada bir devlet merkezi olduğu kadar bir ilim ve sanat meclisiydi de. Bir şairin kaside sunacağı, bir âlimin kitabını ithaf edeceği, bir hattatın öğrenci bulacağı yer, çoğu zaman şehzadenin konağı ya da onun çevresindeki ikinci derece hamilerin evleriydi. Amasya'da bu düzenin en parlak dönemi, II. Bayezid'in şehzadeliği yıllarına, bir de oğlu Şehzade Ahmed'in uzun valiliğine rastlar. Şehrin sonraki yüzyıllardaki şairleri ise bu birikimin ürünüdür.
Şehzade Sancağı ve Edebî Ortam
Şehzade sancaklarının edebiyata katkısı, hamilik düzeninin işleyişinden ayrı düşünülemez. Hamilik karşılıklı bir çıkar ilişkisiydi. Şair, kasidesini güçlü bir hamiye ulaştırmakla hem maddi bir karşılık hem de itibar kazanırdı. Hami ise çevresine bilgin ve sanatkâr topladığı ölçüde ilme ve sanata değer verdiğini göstermiş olurdu. Karşılık çoğu zaman cize denen para ya da hilat olarak, bazen de müderrislik, kâtiplik gibi bir görev olarak verilirdi. Sultanlardan vezirlere, hatta usta şairlerin kendilerine kadar bu düzenin her basamağında küçük meclisler kurulur, sultana ulaşamayan şairler bu ikinci derecedeki hamilerin çevresinde toplanırdı. Murat Ali Karavelioğlu'nun Müeyyedzâde Abdurrahman Çelebi'nin çevresini incelediği makalesinde belirttiği gibi, Osmanlı hanedanında şiir, hat ya da musikiyle uğraşmamış hükümdar neredeyse yoktur ve hükümdarın sanat ve ilim erbabına hakemlik edebilmesi için kendisinin de bunlardan pay sahibi olması beklenirdi.
Amasya, XV. yüzyılın ikinci yarısında bu düzenin en iyi işlediği şehirlerden biriydi. Fatih Sultan Mehmed'in oğlu Bayezid, kaynaklarda yedi sekiz yaşında olduğu belirtilen 1454-55 dolaylarında Amasya sancakbeyi olarak gönderildi ve sancaktan 1481'de, babasının ölümü üzerine ayrıldı. Bu süre kimi çalışmalarda yirmi altı, kimilerinde yirmi yedi yıl olarak anılır. Çandarlı İbrahim ve Yahya Paşa gibi deneyimli devlet adamları ona lala olarak verilmişti. Bayezid, Amasyalı hat ustası Şeyh Hamdullah'tan yazı dersleri aldı ve ondan icazet aldığı kaydedilir. Tahta çıkarken hocasını ailesiyle birlikte İstanbul'a çağırması, bu ilişkinin boyutunu gösterir. Karavelioğlu'na göre Amasya, bu yıllarda bir Rönesans yaşamaya başlamıştı. Şehirde imar çalışmaları hızlanırken şehzadenin çevresinde geniş bir ilim, edebiyat ve sanat halkası oluştu.
Bu halkanın yalnız şiirle sınırlı kalmadığını da eklemek gerekir. Aynı çevrede hat ve musiki de öğretiliyor, tarih ve hukuk konuşuluyordu. Amasya'da doğan ya da burada yetişen kişiler arasında Karavelioğlu'nun aktardığı bir sıralamada tarihçi Şükrullah, hattat Şeyh Hamdullah, edip Tâcî Bey ve Sa'dî Çelebi, şaire Mihrî Hatun ve Zeynep Hatun, ulema ve devlet adamlarından Müeyyedzâde Hâtemî, Zenbilli Ali Efendi ve hekim Sabuncuzâde Şerafeddin yer alır. Bu liste, edebî çevrenin şehrin genel ilim hayatından ayrı düşünülemeyeceğini gösterir.
II. Bayezid Dönemi Meclisi
Halûk İpekten'in tezkirelere dayanarak yaptığı tespite göre Bayezid'in şehzadeliği sırasında Amasya'daki edebî çevrede Müeyyedzâde Abdurrahman Çelebi, Tâcîzâde Câfer Çelebi, Mihrî Hatun, Sâfî (Cezerî Kasım Paşa), Sinoplu Seyfî, Amasyalı Âfitâbî ve Hâtemî gibi isimler bulunuyordu. Burada küçük bir düzeltme yapmak gerekir. Hâtemî, Müeyyedzâde Abdurrahman Çelebi'nin şiirlerinde kullandığı mahlastır. Yani bu iki ad aynı kişiyi gösterir ve listedeki sayı bir kişi eksiktir. Şehzade sarayında bulunduğu aktarılan şairler arasında ayrıca Çeşmî, Şermî, Figânî, Kâmî, Melîhî, Münîrî, Makâmî ve Zeynep Hatun'un adları da geçer. Ancak bunlardan Makâmî, Sehî ve Âşık Çelebi'ye göre Bayezid'in değil Şehzade Ahmed'in imamıdır; Çeşmî ve Kâmî de kaynaklarda daha çok Şehzade Ahmed'in meclisiyle birlikte anılır.
Bu çevrenin merkezinde şehzadenin kendisi vardı. Bayezid, Adlî mahlasıyla şiir yazdı ve bilinen tek eseri, beş yazma nüshası tespit edilmiş Türkçe divanıdır. Yavuz Bayram'ın karşılaştırmalı yayınında bu divanda 144 Türkçe gazel, bir murabba, bir kıt'a, bir nazım, dört matla ve iki müfred ile 14 Farsça gazel, bir kıt'a ve iki matla yer alır. Latîfî, onun gazel tarzında atalarını aştığını söyler ve bunu "tarz-ı gazelde âbâ-i kirâmına gâlib" sözleriyle ifade eder. Âşık Çelebi ise padişahın devlet işlerinden bunaldığında şiire sığındığını anlatır. Modern araştırmacılar ise Bayezid'i şiir bakımından Şeyhî, Ahmed Paşa ya da Necâtî ile aynı düzeye koymayı doğru bulmaz. Onun şiir tarihindeki önemi, divanından çok, şairlere gösterdiği yakın ilgiden ve Amasya, İstanbul, Edirne, Bursa, Manisa gibi şehirlerde şiire elverişli bir zemin oluşmasına katkısından gelir.
Bu ilgi, tahta çıktıktan sonra da sürdü. Mollâ Lutfî, Müeyyedzâde, İbn Kemal, İdris-i Bitlisî, Tâcîzâde Câfer Çelebi ve kardeşi Sa'dî Çelebi, Zenbilli Ali Efendi, Necâtî, Zâtî, Visâlî ve Firdevsî padişahın himaye ettiği isimler arasında sayılır. Bir inâmât defterindeki kayıtlar, şairlere, devlet adamlarına, din ve ilim erbabına yapılan yardımların boyutunu belgeler. Böylece Amasya'da başlayan ilişki ağı, padişahlık yıllarında İstanbul'a taşınmış oldu.
Müeyyedzâde Abdurrahman Çelebi
Amasya edebî çevresinin en iyi belgelenmiş simalarından biri Müeyyedzâde Abdurrahman Çelebi'dir. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Ocak 1456'da Amasya'da doğdu. Babası Alâeddin Ali Çelebi, Yâkut Paşa Zaviyesi şeyhiyken 1461'de Şehzade Bayezid'in nişancısı oldu. Bu sayede Abdurrahman daha gençliğinde şehzadenin yakınları arasına girdi. Ailenin kökeni İran'a, Kâzerûniyye tarikatının kurucusu Ebû İshak Kâzerûnî'ye dayandırılır. Müeyyedzâde, hat dersini Şeyh Hamdullah'tan aldı ve yazdıklarını üç dilde, Arapça, Farsça ve Türkçe şiirle tamamladı. Ancak divanı günümüze ulaşmamıştır, şiirleri yalnızca tezkirelerde kalan örneklerle bilinir.
Müeyyedzâde'nin Amasya yıllarına dair en dikkat çekici anlatı, onun sürgününü açıklayan hikâyedir. Kaynaklara göre kendisini çekemeyenler, Şehzade Bayezid'i içkiye ve eğlenceye alıştırdığı iddiasıyla onu Fatih'e şikâyet ettiler. Padişah, şehzadenin hasekisi Hacı Mahmud'la birlikte onun idamı için ferman çıkardı. Ferman Amasya'ya ulaşmadan durumu öğrenen Şehzade Bayezid, yakınlarını memleket dışına çıkardı. Müeyyedzâde önce Halep'e gitti, ardından Şîraz'a geçerek Celâleddin ed-Devvânî'den ders aldı ve orada Hâfız-ı Acem ile dostluk kurdu. TDV firarı 1479'a tarihler. Şîraz'da kaldığı süre kimi kaynaklarda dört, kimilerinde yedi yıl olarak geçer. Bayezid'in tahta geçmesi üzerine Ekim 1483'te Amasya'ya döndü, kısa süre sonra İstanbul'a gelerek Kalenderhâne Medresesi'nde müderrisliğe başladı. Sonraki yıllarda Sahn-ı Seman müderrisi, Edirne kadısı, Anadolu kazaskeri (1501) ve Rumeli kazaskeri oldu.
Karavelioğlu'nun makalesinde Kınalızâde Hasan Çelebi'den aktarılan bir anlatı, bu Amasya meclislerinin havasını da verir. Buna göre şehzade Bayezid, hasekisi Hacı Mahmud ve Müeyyedzâde, geceleri bir araya gelir, sohbet ve şarap meclisleri kurardı. Bu anlatı edebî bir abartı taşıyabilir, ama dönemin meclis kültürüne dair bir fikir verir. Bir başka dikkat çekici ayrıntı, Müeyyedzâde'nin Amasya'da bulunduğu sırada Mihrî Hatun'la gönül ilişkisi olduğu söylentisidir. TDV, kaynakların çoğunda bunun temiz bir sevgiye dayandığını ve Mihrî'nin daha çok Sinanpaşazâde İskender Çelebi'ye ilgi duyduğunu belirtir.
Müeyyedzâde'nin asıl önemi, İstanbul'daki konağında ve makamında kurduğu çevredir. Konağı ulemanın kaynağı, şairlerin toplandığı mecma ve zarif kişilerin buluşma yeri olarak anılırdı. Kemalpaşazâde, Ebüssuûd Efendi, Hâfız-ı Acem, Zâtî ve Necâtî onun himayesinden yararlanan isimler arasında sayılır. Kemalpaşazâde'nin Osmanlı tarihini onun etkisi ve II. Bayezid'in emriyle yazdığı aktarılır. Bu hamiliğin en çarpıcı belgesi Necâtî Bey'in divanıdır. Şehzade Mahmud'un ölümüyle hamisiz kalan Necâtî, divanını Müeyyedzâde adına tertip etti ve girişte ona uzun uzun övgü yazdı. Divanda ona yazılmış yirmi sekiz beyitlik bir kaside de bulunur. Zâtî ise Anadolu kazaskeri Müeyyedzâde ile nişancı Câfer Çelebi'nin ihsanları sayesinde geçindiği için ayrıca bir mansıp istemediğini söyler.
Müeyyedzâde himaye etmenin yanında bilgi de biriktiren biriydi. Kaynaklarda yedi bin ciltlik bir kitaplığı olduğu söylenir. TDV, bu sayıyı dönemin şartlarına göre abartılı bulur, ancak Yavuz Sultan Selim'in emriyle ölümünden sonra yapılan sayımda 2112 kitabın tespit edildiğini ve değerli olanların padişahın özel kitaplığına alınmış olabileceğini ekler. Kitaplığın içeriği tefsirden felsefeye, hukuktan astronomiye, müzikten tıbba kadar uzanır. Tezkire anlatılarında muamma çözmedeki ustalığı, bir dostlar sofrasında on altı satırlık bir mektubu her satırı sin harfiyle başlayıp nun harfiyle bitecek biçimde yazdığı rivayeti de aktarılır. İsimleri ancak rivayetlerden gelen bu ayrıntılar, kişinin çağdaşları arasındaki imajını gösterir. Yavuz Sultan Selim'in onun için "Ne yazık ki son zamanına yetiştik" dediği Âşık Çelebi'den nakledilir.
Müeyyedzâde'nin hayatının sonu, dönemin siyasetinin sertliğini yansıtır. II. Bayezid'in saltanatının son yıllarında Şehzade Selim yanlısı yeniçeriler, Şehzade Ahmed'i destekleyen devlet adamlarına saldırdı. Eylül 1511'de Müeyyedzâde'nin konağı, Tâcîzâde Câfer Çelebi'nin konağıyla birlikte yağmalandı ve Rumeli kazaskerliğinden azledildi. Selim tahta çıkınca yeniden göreve getirildi ve Çaldıran Seferi'ne katıldı, ancak dönüşte ikinci kez azledildi. Kısa süre sonra, 13 Eylül 1516'da vefat etti ve Eyüp Sultan Türbesi çevresine gömüldü.
Tâcîzâde Câfer Çelebi ve Nişancı Ailesi
Amasya'nın bir başka önemli kalem ailesi Tâcî Bey'in ailesidir. Tâcî Bey, Latîfî ve Âşık Çelebi'ye göre şair, münşî ve hattattı. Amasya'da Şehzade Bayezid'in defterdarı olarak görev yaptı ve 1485'te öldü. Oğlu Câfer Çelebi, TDV'ye göre Ağustos 1452'de Amasya'da doğdu, ilk eğitimini şehirde aldı, Bursa'da öğrenimini tamamlayarak medrese ve kadılık görevlerinde bulundu. 1497'de Divan-ı Hümayun nişancısı oldu ve divan kitabetinin gelişmesinde çığır açtığı belirtilir. Modon ve Koron seferine (1500) katıldı ve Modon'un fethini ayrıntılı biçimde anlatan bir kasideyi divanına aldı.
Câfer Çelebi'nin şiirinde Ahmed Paşa'nın etkisi görülür. Divanında en çok ona nazire yazmıştır, ayrıca Necâtî ve Şeyhî'den etkilenmiştir. Kendisine nazire yazanlar arasında Basîrî, Nihâlî, Mesîhî, Revânî, İshak Çelebi, Kemalpaşazâde, Zâtî ve Amrî anılır. Edirneli Nazmî'nin Mecmau'n-nezâir'inde Câfer Çelebi'ye yazılan nazire sayısı 146'dır ve bu rakam, onun çağdaş şairler üzerindeki etkisinin ölçüsünü verir. Kardeşi Sa'dî Çelebi ise Münşeât'ıyla bilinir. II. Bayezid'in son yıllarında Câfer Çelebi, Şehzade Ahmed'in tahta geçmesini destekleyen bir kaside yazdı ve 1511'de yeniçeri saldırısında zor kurtuldu. Yavuz Sultan Selim döneminde yeniden nişancı oldu, Çaldıran Seferi'ne katıldı, Şah İsmail'e giden mektupları kaleme aldı. Şubat 1515'te Amasya'da kışlayan ordudaki yeniçeri ayaklanması sırasında evi yakıldı. Padişah İstanbul'da yaptığı soruşturmada onu sorumlular arasında gördü ve Câfer Çelebi 18 Ağustos 1515'te idam edildi. Tezkireler, Selim'in bu idamdan büyük pişmanlık duyduğunu aktarır.
Mihrî Hatun ve Kadın Şairler
Amasya edebî çevresinin en bilinen simalarından biri Mihrî Hatun'dur. Kendisine ayrı bir yazı ayrılmış olduğu için burada çevre içindeki yerini kısaca anmak yeterlidir. TEİS maddesine göre Amasya'da doğdu, babası Belâyî mahlasıyla şiir yazan Kadı Hasan Amasyevî'dir. Doğumu 1455-61 arasına yerleştirilir. Önce II. Bayezid'in, ardından Şehzade Ahmed'in meclislerinde bulundu, divanındaki kasidelerin çoğunu Ahmed'e sundu. Beş kez toplam 13.000 akçe inam aldığı kaydedilmiştir ve bu kayıt, 1512-13'te hayatta olduğunu gösterir. Yaygın biçimde 1506 olarak verilen ölüm tarihinin yanlış olduğu böylece ortaya çıkmıştır. Karavelioğlu, Müeyyedzâde'nin Zeynep Hatun'un son yıllarına yetiştiğini ve Mihrî'yle pek çok şiir meclisinde bulunduğunu aktarır. Zeynep Hatun'un adı da Amasya'nın şaireleri arasında anılır.
Bu kadınlar, Amasya'nın şairler topluluğunun yalnızca erkeklerden oluşmadığını gösterir. Hüseyin Hüsameddin Yasar'ın Amasya Tarihi'nde Mihrî Hatun'un öğrencisi olarak İğnecizâde Sâfiye Hatun'dan ve XVI. yüzyıl şaireleri arasında Şeyhzâde Hubbî Ayşe Hatun'dan söz edilir. Bu kayıtlar tek kaynaktan gelir ve ayrıntıları ayrıca doğrulanmış değildir.
Şehzade Ahmed Dönemi
Bayezid 1481'de İstanbul'a giderken büyük oğlu Ahmed'i Amasya'da vali olarak bıraktı. Ahmed, kaynaklara göre Amasya'da en uzun süre sancakbeyliği yapan şehzadedir, bu süre yaklaşık otuz yıldır. Babası gibi şair ve bilginlere sarayını açtı. Mihrî Hatun onun meclisinin tanınmış ismiydi. Yasar'ın Amasya Tarihi'nde Ahmed'in İranlı âlimlere, özellikle seyyitlere eğilimli olduğu, hekimi Kutb-ı Şirvânî ile nişancısı Ahmed-i Câmî'nin onun gözünde İran edebiyatını ve devlet adamlarını yücelttiği yazılır. Aynı eserde, Figânî adlı şairin Amasya'daki bazı Şiîlerin iftirası üzerine Ahmed tarafından idam edildiği anlatılır. Bu iki bilgi tek kaynaktan gelir ve başka çalışmalarla desteklenmesi gerekir.
Ahmed'in saltanat mücadelesi Amasya'yı edebî çevre olmaktan çok siyasi bir sahneye çevirdi. Şahkulu isyanı sırasında Amasya çevresinde ciddi karışıklık yaşandı. Ahmed, babasının tahttan çekilme düşüncesi sırasında Murad'ı Amasya'da bırakarak İstanbul'a gitti, ancak başarılı olamadı. 1514'te Yenişehir'de kardeşi Selim'e yenildi ve ortadan kaldırıldı. Böylece Amasya'daki ilk büyük edebî dönem de kapanmış oldu. Şehzade Korkut da Amasya doğumludur ve Harîmî mahlasıyla şiirler yazmıştır. Müeyyedzâde, kelam konulu bir risalesini başına eklediği Arapça bir kasideyle Korkut'a göndermiştir.
Şehzade Mustafa ve Sonraki Şehzadeler
XVI. yüzyılda Amasya'nın edebî hayatındaki en dikkat çekici figür Kanuni Sultan Süleyman'ın büyük oğlu Şehzade Mustafa'dır. TEİS'e göre Mustafa, Manisa'daki sekiz yıllık valiliğinden sonra 1541'de Amasya'ya gönderildi. Muhlisî mahlasıyla şiirler yazdı. Amasya'da geniş bir edebî çevresi vardı ve Şikârî, Senâyî, Sürûrî Efendi, Kara Fazlî, Zârî ve Zamânî çevresindeki şairler arasında sayılır. Kaynaklar şehzadenin şiirinin çok iyi olmadığını belirtir. 6 Ekim 1553'te Konya Ereğlisi yakınlarında babasının otağında öldürülünce çevresindeki ve uzaktaki şairlerin birçoğu mersiye yazdı. Fünûnî, Rahmî, Edirneli Nazmî, Müdâmî, Sâmî, Kara Fazlî, Nisâyî, Şeyh Ahmed Efendi, Selîmî ve Kadîrî bu şairlerdendir, en ünlü mersiye ise Taşlıcalı Yahya Bey'e aittir. Mersiyenin ilk beyti şöyledir: "Meded meded bu cihânın yıkıldı bir yanı, / Ecel celâlileri aldı Mustafa Han'ı." Şehzadenin ölümünden sonra Amasya yakınlarından geçen Avusturyalı gezgin Hans Dernschwam, halkın üzgün ve kızgın olduğunu, herkesin Mustafa'yı övdüğünü yazar.
Kanuni'nin başka bir oğlu Şehzade Bayezid 1558'de Amasya sancakbeyi oldu. Şâhî mahlasıyla şiir yazdığı, İran'a iltica ettikten sonraki şiirlerinde pişmanlık ve hasretin izlerinin görüldüğü aktarılır. Bayezid, 1559'da Konya yakınlarında kardeşi Selim'e yenilince Amasya'ya çekildi, ardından Safevi Şahı Tahmasb'a sığındı ve 1562'de Kazvin'de idam edildi. Amasya'ya görevlendirilen son şehzade, II. Selim'in 1566'da gönderdiği yirmi bir yaşındaki oğlu Murad oldu. Bir buçuk yıl kadar kaldıktan sonra Manisa'ya tayin edilmesiyle Amasya'nın şehzade sancağı olma dönemi kapandı. Kaynaklar bunda İstanbul'a yakın sancakların öneminin artmasının ve Amasya'nın başkentten uzaklığının rol oynadığını belirtir. Tarihî kayıtlardan on iki şehzadenin Amasya'ya "çelebi sultan" olarak atandığı, bunlardan altısının sonradan padişah olduğu anlaşılmaktadır.
Meclislerin İşleyişi ve Şairin Yetişmesi
Bu meclislerin nasıl işlediğine dair doğrudan Amasya'ya ait ayrıntılar azdır, ancak dönemin genel meclis âdâbı iyi bilinir. Şairler bir araya gelir, yeni gazel ve kasideleri okur, bir beyit üzerine nazire yazarak sanatlarını yarıştırırdı. Gelibolulu Mustafa Âlî'nin Mevâ'idü'n-nefâ'is adlı eseri bu meclislerin kurallarını ayrıntılı anlatır. Karavelioğlu, meclislere ve sohbet âdabına uymayan şairlerin, çelebi unvanı taşıyor olsalar bile gözden düştüğünü, aralarında İshak Çelebi ve Nihâlî Câfer Çelebi'nin de bulunduğunu belirtir. Meclis, bir yarışma sahnesi olduğu kadar bir terbiye okuluydu da.
Amasya şairlerinin nazire geleneğine katıldığını gösteren kayıtlar da vardır. Âfitâbî'nin zemin şiirlerine Revânî ve Zâtî nazire yazmış, Sâfî'nin ise on sekiz zemin şiiri tespit edilmiştir. Bu bilgiler, Amasya şairlerinin İstanbul'daki divan şiiri dolaşımının içinde yer aldığını gösterir.
Hâmilik, şairin yetişmesinde de belirleyiciydi. Karavelioğlu'nun aktardığı Kınalızâde anlatısına göre, aklı pek yerinde olmayan, Işık denen abdal tâifesinden Kasım adında biri Müeyyedzâde'ye yıllarca hizmet eder, sonunda bir müderrislik ister. Müeyyedzâde, Işık tâifesine medrese verilmeyeceğini, müderrisin ilmi sağlam olması gerektiğini söyleyince Kasım, bu vasıflara ancak üstadının sahip olabileceğini söyler. Müeyyedzâde bu cevaptan memnun kalır ve ona istediğini verir. Bu anekdot, hamilik ilişkisinin parayla sınırlı kalmayıp bir terbiye ve iltifat dili de içerdiğini gösterir.
Sonraki Yüzyıllar
Şehzade sancağı dönemi kapandıktan sonra da Amasya'nın şiir geleneği sürdü. Hüseyin Hüsameddin Yasar'ın Amasya Tarihi, şehrin şairlerine dair en kapsamlı derlemelerden biridir. Eser yaklaşık beş yüz şairin adını anar, 283 şairin hayatını ayrıntılı verir, 181 şairin ise yalnızca adını zikreder. Yasar, tezkire yazarı Abdî Efendi'nin Amasya şairlerine dair eserinden ve Şeyh Alizâde Hafız Ahmed Rüştü Efendi'nin zeylinden yararlanmıştır. Bu iki eser sonradan kaybolduğu için Yasar'ın aktarımları ayrıca değer taşır. Eserdeki bütün isimlerin Amasya'da doğup yaşamadığı, kimilerinin başka şehirlerde ömür sürüp Amasya'yla yalnızca bağ kurduğu da unutulmamalıdır.
Yasar'ın kitabında Yavuz Sultan Selim'in Selimî, II. Bayezid'in Adlî mahlaslı birer şair olarak anılması, Nedim'in Merzifonlu ataları, Kemalpaşazâde'nin Amasyalı sayılması gibi ilginç iddialar da yer alır. Bunların her biri ayrıca doğrulanmaya muhtaçtır. Nitekim Kemalpaşazâde kimi çevrelerde Tokatlı, kimilerinde Edirneli sanılır ve Yasar da bu tartışmayı kendi anlatısında anar. Kesin olan, Amasya'nın şairini yetiştirmekle kalmayıp İstanbul'a taşıdığı ve devlet kademelerine yerleştirdiğidir. Mihrî Hatun gibi bazı isimlerin ayrı yazılarda ele alınması da bundandır, çünkü Amasya'dan çıkan her ad kendi başına geniş bir inceleme konusudur. Kadı Burhaneddin gibi daha erken dönemin şair devlet adamları da bu zincirin başka bir halkasında durur.
Kronoloji
1440: Şehzade Alâeddin, on beş yaşında Amasya sancakbeyi olur.
1454-55: Şehzade Bayezid, yedi sekiz yaşlarında Amasya sancakbeyliğine gönderilir.
1461: Alâeddin Ali Çelebi, Şehzade Bayezid'in nişancısı olur.
1479: Müeyyedzâde Abdurrahman Çelebi, idam fermanından kurtulmak için Halep'e kaçar.
1481: Bayezid tahta çıkmak üzere Amasya'dan ayrılır, oğlu Ahmed'i yerine bırakır.
1483: Müeyyedzâde, Amasya'ya ve sonra İstanbul'a döner.
1497: Tâcîzâde Câfer Çelebi nişancı olur.
1511: Yeniçeri ayaklanmasında Müeyyedzâde ve Câfer Çelebi'nin konakları yağmalanır.
1514: Şehzade Ahmed, Yenişehir'de kardeşi Selim'e yenilir.
1515: Câfer Çelebi idam edilir.
1516: Müeyyedzâde Abdurrahman Çelebi vefat eder.
1541: Şehzade Mustafa Amasya'ya gönderilir.
1553: Şehzade Mustafa öldürülür.
1558: Şehzade Bayezid Amasya sancakbeyi olur.
1566: Hüsameddin'e göre Şehzade Murad (sonra III. Murad) Amasya valisi olur; TDV İslâm Ansiklopedisi ise onu bu yıllarda aralıksız Saruhan'da (Manisa) gösterir. Kayıt tartışmalıdır, ayrıntısı III. Murad (Murâdî) sayfasındadır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- "Amasya Tarihi'nde Şairler" (Hüseyin Hüsameddin Yasar'ın eserine dair inceleme), Amasya Üniversitesi, Sosyal Bilimler Araştırmaları 11 (2024): https://www.amasya.edu.tr/media/4nvlf0bx/sosyal-bilimler-arastirmalari-11.pdf
Akademik çalışmalar
- Murat Ali Karavelioğlu, "Kazasker Müeyyedzâde Abdurrahman Çelebi'nin Edebî Muhiti", Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi 44 (2020): https://dergipark.org.tr/tr/pub/tkidergi/article/1305412
- Selim Özcan, "Amasya'da Sancak Beyliği Yapan Şehzadeler Döneminde Amasya Şehri", Amasya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 5: https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/19685
- Hasan Aksoy, "Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi", TDV İslâm Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/mueyyedzade-abdurrahman-efendi
- İsmail E. Erünsal, "Tâcîzâde Câfer Çelebi", TDV İslâm Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/tacizade-cafer-celebi
Diğer kaynaklar
- "Adlî, Sultân Bâyezîd-i Velî bin Fâtih Sultân Mehmed", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü: https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/adli-sultan-bayezidi-veli-bin-fatih
- "Hâtemî, Müeyyed-zâde Abdurrahmân Çelebi", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü: https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/hatemi-mueyyedzade-abdurrahman
- "Mihrî, Mihrî Hâtun", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü: https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/mihri-hatun
- "Muhlisî, Şehzâde Mustafâ", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü: https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/muhlisi-sehzade-mustafa-kanuni
Çevrimiçi kaynaklar
- https://dergipark.org.tr/tr/pub/tkidergi/article/1305412
- https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/19685
- https://islamansiklopedisi.org.tr/mueyyedzade-abdurrahman-efendi
- https://islamansiklopedisi.org.tr/tacizade-cafer-celebi
- https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/adli-sultan-bayezidi-veli-bin-fatih
- https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/muhlisi-sehzade-mustafa-kanuni









