Özgün Metin

Vezin: Mefâʿîlün mefâʿîlün feʿûlün. Kaynakta vezin belirtilmez; bu kalıp metinden çıkarılmıştır ve birkaç hecede imale gerektirir.

Kuşandı dîn kılıcın bile 'Osmân
Ki ikrâr itdüre her dile 'Osmân
İde İslâm'ı izhâr 'âlem içre
İde rûşen cihânda nûrı 'Osmân
Çü küfr ü zulmeti Rûm'ı alupdur
Diler kim 'âlemi nûr ide 'Osman
Açıldı fursat-ı İslâm kapusı
O kilde kim miftâh oldı 'Osmân
Muhammed ümmetinüñ serveridür
Olupdur mu'cize mazharı 'Osmân

Günümüz Türkçesiyle

1. Osman din kılıcını beline kuşandı; her dile (dini) ikrar ettirsin diye.

2. İslam'ı dünyanın içinde açığa çıkarsın, Osman'ın nuru cihanı aydınlatsın diye.

3. Küfür ve karanlık Rum'u kaplamış olduğundan Osman âlemi nura boğmak ister.

4. İslam fırsatının kapısı açıldı; o kilide Osman anahtar oldu. ("Kilde" kelimesi aracı kaynakta bu biçimdedir; "kilide" okunmuştur.)

5. O, Muhammed ümmetinin önderidir; Osman bir mucizenin göründüğü yer olmuştur.

Edebî ve Tarihî Yorum

Anahtar ve Kapı

Parçanın merkezinde dördüncü beyitteki imge durur: İslam'ın kapısı açılmıştır ve o kapının kilidine anahtar olan Osman'dır. Emine Sonnur Özcan bu beyitleri, Âşıkpaşazâde'nin gaza kavramını bir hâkimiyet söylemine çevirdiği yer olarak okur. Ona göre yazar o ana kadar gazayı Ertuğrul ve oğullarının Anadolu'ya tutunmasının bir aracı olarak anlatmış, Osman'ın beyliğe seçilmesiyle birlikte ise Osman'ın gazalarını doğrudan "İslam kapısının anahtarı" olarak sunmaya başlamıştır. Kılıç kuşanmak, nur saçmak ve kapıyı açmak, beyitlerde birbirini izleyen üç ayrı adım gibidir: önce silah, sonra ışık, sonra fetih.

Üçüncü beyitte Rum, yani Anadolu, "küfr ü zulmet" ile, inkâr ve karanlıkla kaplı bir ülke olarak gösterilir; Osman'ın isteği âlemi nura boğmaktır. Işık ile karanlık karşıtlığı ikinci beyitteki "nûr-ı 'Osmân" sözüyle bağlanır. Son beyit Osman'ı Hz. Muhammed'in ümmetinin önderi ve bir mucizenin tecelli ettiği kişi olarak anar; bu, bir uç beyini dinî bir göreve atanmış biri olarak gösteren menâkıbnâme dilinin tipik bir ifadesidir.

Redif ve Biçim

Beş beytin hepsinde ikinci mısra "'Osmân" sözüyle biter; ilk beyitte birinci mısra da aynı redifle kapanır. Redifin bir özel ad olması, parçanın bir övgü manzumesi olduğunu açıkça gösterir. Üçüncü beyitte ad, aracı kaynakta uzatma işaretsiz "'Osman" biçiminde yazılmıştır; burada da olduğu gibi bırakılmıştır.

Bağlam, Aidiyet ve Metin

Parçadan hemen önce, Özcan'ın aktardığı kadarıyla, Ertuğrul Gazi'nin Rum'a gelişi anlatılır: Ertuğrul, oğlu Saru Yatı'yı Selçuklu sultanı Alâeddin'e gönderip gaza edecekleri bir yurt ister; sultan da Söğüt'ü yurt, Domaniç'i ve "Ermeni Beli"nin dağını yaylak olarak verir. Ertuğrul'dan sonra beyliğe oğlu Osman seçilir ve manzume bu seçimin ardından gelir. Parçanın Âşıkpaşazâde'ye mi, onun yararlandığı bir kaynağa mı ait olduğu aracı kaynakta tartışılmaz; aynı redifle giden yapısı, Ahmedî'nin mesnevi biçimindeki İskendernâme bölümünden alınmadığını düşündürür, ama bu bir çıkarımdır. Özcan beyitleri 2003 tarihli Yavuz-Saraç neşrinin 323. sayfasından alıntılar ve sol sütuna üç, sağ sütuna iki beyit yerleştirir; burada beyitler satır satır okunmuş, sıra bu yüzden neşirdekinden farklı olabilir. Şairin hayatı Âşıkî (Âşıkpaşazâde) başlıklı sayfada anlatılmıştır.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

Kitaplar

  • Âşık Paşazade, Osmanoğulları'nın Tarihi, haz. Kemal Yavuz, M. A. Yekta Saraç, İstanbul: K Kitaplığı, 2003, s. 323 (Özcan'ın aktarımından).

Çevrimiçi kaynaklar