Özgün Metin

Vezin: Mefâʿîlün mefâʿîlün feʿûlün (ilk mısrada "Dir oglum" ulamayla okunur; kalıp tespiti bizimdir).

Dir oglum nusret ü fursat senüñdür
Hidâyet menzili ni'met senüñdür
Saña virildi baht düşmesün taht
Ezeli tâ ebed devlet senüñdür
Senüñ neslüñde 'âlem râhat ola
Du'âlar neslüñe erden senüñdür
Yana çıraklaruñuz 'âlem içre
Döşene sofralar da'vet senüñdür
İki cihânda hayırla añılmak
Nesâb u nesl-ile bürhân senüñdür
Çü Hak'dan irdi saña baht u devlet
Cihân içre olan devrân senüñdür
Süleymân-ı zamânuñ menba'ısın
Ki ins ü cinne hem fermân senüñdür

Günümüz Türkçesiyle

1. Der ki: Oğlum, zafer de fırsat da senindir; doğru yolun durağı da nimet de senindir.

2. Sana baht verildi, tahtın düşmesin; ezelden ebede kadar devlet senindir.

3. Senin neslinde dünya rahat bulsun; erenlerden nesline edilen dualar senindir.

4. Çerağlarınız dünyanın içinde yansın, sofralar kurulsun; davet senindir.

5. İki dünyada hayırla anılmak, soy ve nesil yoluyla gelen delil senindir.

6. Madem baht ve devlet sana Hak'tan ulaştı, dünyada dönen devran da senindir.

7. Sen zamanın Süleyman'ının kaynağısın; insanlara da cinlere de hüküm senindir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Rüyadan Sonra Bir Müjde

Bu manzumenin arkasında Âşıkpaşazâde'nin tarihindeki en bilinen sahnelerden biri, Osman Gazi'nin rüyası durur. Özcan'ın özetine göre Osman, o bölgede gazalarını sürdürdüğü günlerde bir gece rüyasında, zaman zaman yanına gidip geldiği Şeyh Edebâlî'nin koynundan bir ayın doğup kendi koynuna girdiğini ve girer girmez karnından gölgesi bütün âlemi tutan bir ağaç bittiğini görür. Sabah rüyasını şeyhe anlatır. Edebâlî rüyayı, Tanrı'nın Osman'a ve nesline padişahlık verdiğinin müjdesi olarak yorumlar ve kızı Malhun'u ona verir. Özcan'ın aktardığı nesir kısmında şeyh "Ogul 'Osman Gâzi, saña muştılık olsun" diye söze başlar. Manzumenin "Dir oglum" diye açılması, sözün yine Edebâlî'nin ağzından Osman'a yöneltildiğini düşündürür; bu, metinden çıkan bir okumadır ve aracı kaynak konuşanı adıyla belirtmez.

"Senüñdür" Redifi

Yedi beytin hepsi "senüñdür" redifiyle biter ve her beyitte Osman'a ait olan bir şey sayılır: zafer, fırsat, nimet, ezelden ebede devlet, dualar, davet, hayırla anılmak, devran ve son olarak insanlara ve cinlere geçen hüküm. Redifin bu ısrarı, parçayı bir müjdeden çok bir tapu senedine benzetir: dünya hâkimiyetinin sahibi bir bir kayda geçirilir. Özcan bu beyitlerde Osmanoğulları'nın seçilmişliğinin Tanrı'nın bir lütfu olarak sunulduğunu ve son beyitteki Süleyman benzetmesinin, peygamber Süleyman'ın insanlara ve cinlere hükmetmesini hatırlatarak bir cihan hâkimiyeti anlamı taşıdığını söyler.

Dördüncü beyit, bu soyut hâkimiyeti gündelik bir tabloya çevirir: çerağlar yanacak, sofralar kurulacaktır. Yanan çerağ ile kurulan sofra, bir tekkenin ve bir hanedanın ortak imgeleridir; dervişlerin şeyhinden duyduğu bir müjdenin, bir beylik hanedanının kuruluş efsanesine dönüştüğü yer burasıdır. Üçüncü beyitteki "erden" kelimesi "erenlerden" anlamında okunmuştur; bu okuma Edebâlî ile dervişler çevresinin anlatıdaki rolüne uyar; yine de başka bir okuma dışlanamaz.

Aidiyet ve Metin

Ahmedî'nin İskendernâme'sindeki Osmanlı tarihi bölümü bir mesnevidir, yani her beyit kendi içinde kafiyelenir. Âşıkpaşazâde bu eserden manzum parçalar almıştır, ama baştan sona aynı redifle giden bu parça o kalıba uymaz. Biçim farkı Ahmedî'yi dışarıda bırakır gibidir; kesin hüküm için neşrin kendisine bakmak gerekir. Elimizdeki metin, neşrin kendisinden değil, Özcan'ın makalesinden gelir; Özcan neşrin 326. sayfasını kaynak gösterir ve beyitleri iki sütuna dizer. Biz soldan sağa, yatay sırayı izledik; sütun sütun okunursa beyitlerin sırası değişir. Yazarın hayatı ve öteki manzum parçaları Âşıkî (Âşıkpaşazâde) sayfasında toplanmıştır.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

Kitaplar

  • Âşık Paşazade, Osmanoğulları'nın Tarihi, haz. Kemal Yavuz, M. A. Yekta Saraç, İstanbul: K Kitaplığı, 2003, s. 325-326 (Özcan'ın aktarımından).

Çevrimiçi kaynaklar