Özgün Metin

Vezin: Mefâʿîlün mefâʿîlün feʿûlün. Aracı kaynakta vezin yoktur; kalıp bizim okumamızdır ve birkaç hece imaleyle okunur.

Okundı hutbe kim Gâzi 'Osmân
Ertoñrol oglı Gâzi han 'Osmân
Temerrüd ehli kâfirler kırandur
O mü'min leşkerine hân 'Osmân
Ki 'adli bezli hep tutdı cihânı
'Atâsı sâyesi ni'metlü 'Osmân
Harâb iden putı puthâneleri
'İmâret dîn-i İslâm itdi 'Osmân
Münâdîler nidâ ider salâdur
Sa'âdet bahş ider dir geldi 'Osmân
Kuruldı devleti çetri ezelden
Ebed bâki kalur bil nesli-i 'Osmân

Günümüz Türkçesiyle

1. Hutbe okundu: Gazi Osman adına, Ertuğrul oğlu Gazi Han Osman adına.

2. Osman, inatçı kâfirleri kıran ve o müminler ordusunun hanı olandır.

3. Adaleti ve cömertliği bütün cihanı tuttu; bağışı insanlara gölge olan, nimeti bol Osman.

4. Putları ve puthaneleri yıkan Osman, İslam dinini bayındır etti.

5. Münadiler salâ verip duyuruyor: "Mutluluk bağışlayan Osman geldi" diyorlar.

6. Devleti ve hükümdarlık çetri ezelden kurulmuştur; bil ki Osman'ın nesli ebede kadar kalacaktır.

Edebî ve Tarihî Yorum

İlk Hutbe

Cuma hutbesinde hükümdarın adının okunması, İslam dünyasında bağımsızlığın en açık işaretlerinden biriydi. Emine Sonnur Özcan, Âşıkpaşazâde'nin anlatısındaki bu anı şöyle aktarır: İnegöl'ün ve Karacahisar'ın alınmasından sonra halk, Karacahisar'da cuma namazı kılmak ve bir kadı istemek ister. Tursun Fakih, Selçuklu sultanından izin alınması gerektiğini hatırlatınca Osman Gazi itiraz eder: "Bu şehiri ben hôd kendü kılıcum-ıla aldum. Bunda Sultânuñ bunda ne dahlı var kim andan izin alam." Ona sultanlık veren Tanrı'nın kendisine de gaza ile hanlık verdiğini söyler. Halkın ileri gelenleri ikna olur, Tursun Fakih kadı ve hatip olur ve Özcan'ın belirttiğine göre cuma hutbesi ilk kez 699 (1299-1300) yılında Karacahisar'da Osman Gazi adına okunur. Manzume bu olayın şiirdeki karşılığıdır.

Bir Ad, Altı Beyit

Altı beytin her birinin ikinci mısraı "'Osmân" adıyla biter; matla beytinde ad iki kez tekrarlanır. Böylece şiirin kendisi bir hutbe gibi işler: her beyitte hükümdarın adı yeniden anılır. Beyitler bir hükümdar övgüsünün bütün sıfatlarını sırayla sayar: soy (Ertuğrul oğlu), savaş (kâfirleri kıran, müminler ordusunun hanı), adalet ve cömertlik, dinin yayılması (putları yıkan, İslam'ı bayındır eden), halkın sevinci (salâ veren münadiler) ve son olarak ebedî devlet. Özcan bu beyitlerde Osman Gazi'nin Gök Alp soyundan aldığı güçle ve topladığı mümin orduyla İslam'a karşı direnenleri kırarak yeryüzüne adaletini yaydığının ve bütün bunların ezelden ebede baki kalacak bir devletin ilanı anlamına geldiğinin anlatıldığını söyler.

Son beyitteki "çetr", hükümdarın başının üstünde tutulan saltanat şemsiyesidir; "ezel" ile "ebed" kelimeleri aynı beyitte karşılıklı kullanılarak devletin başlangıcı da sonu da zamanın dışına taşınır. Beşinci beyitteki "salâ", ezan dışında camilerde okunan ve halkı bir olaya çağıran duadır; münadilerin bu sesle Osman'ın gelişini duyurması, dinî ve siyasi ilanı tek bir sahnede birleştirir.

Metin ve Aidiyet

Neşir görülemediği için metin, Özcan'ın 340. sayfadan yaptığı alıntıya dayanır; makalede beyitler iki sütunda üçer üçer durur. Bu sayfadaki sıra iki sütunun yan yana okunmasından çıktı; neşirdeki dizilişle örtüşmeyebilir. Son mısradaki "nesli-i" yazımı makaledeki gibi bırakılmıştır. Parçayı Âşıkî'ye bağlayan, aynı redifli öteki manzumede olduğu gibi yalnız biçimidir; Ahmedî'den alınmış parçalar da barındıran bir eserde bu bir tahminden öteye geçmez. Hayatı ve kaynakların tartışması Âşıkî (Âşıkpaşazâde) sayfasındadır.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

Kitaplar

  • Âşık Paşazade, Osmanoğulları'nın Tarihi, haz. Kemal Yavuz, M. A. Yekta Saraç, İstanbul: K Kitaplığı, 2003, s. 339-340 (Özcan'ın aktarımından).

Çevrimiçi kaynaklar