Özgün Metin
Vezin: Mefʿûlü mefâʿilün feʿûlün. Kalıp tarafımızdan belirlenmiştir; aracı kaynakta bazı mısralar kalıba tam oturmaz.
'Ömrüm ki bu dem irişdi hadde
Heştâd u şeş bu yıl u sedde
Gördüm bu cihân gazâsını çok
Gelmez hisâba anılmazı yok
Devrümde olanı defter itdüm
Oğuz'dan olan Gök Alp'a gitdüm
Yazdum menâkıb-ı Âl-i 'Osmân
Guzât-ı kâmil ü han u sultân
Didüm ki diyem neseb ü neslin
Kim añlayasın bu hanlar aslın
Neden oldı anı beyân ideyüm
Bu gâzileri ki 'âyân ideyüm
Günümüz Türkçesiyle
1. Ömrüm şu anda sınırına ulaştı: bu yıl seksen altı yaşındayım. (Mısra sonundaki "sedde" kelimesinin aracı kaynakta açıklaması yoktur; Farsça "yüzyıl" anlamındaki "sede" olabilir.)
2. Bu dünyanın gazasını çok gördüm; hesaba sığmaz, aralarında anılmaya değmeyeni yoktur.
3. Kendi zamanımda olanları deftere geçirdim; soyu Oğuz'dan gelen Gök Alp'a kadar geri gittim.
4. Osmanoğulları'nın menkıbelerini yazdım: kusursuz gaziler, hanlar ve sultanlar.
5. Bu hanların aslını anlayasın diye soylarını ve nesillerini anlatayım dedim.
6. Neden ortaya çıktığını açıklayayım, bu gazileri apaçık göstereyim.
Edebî ve Tarihî Yorum
Yaşını Söyleyen Tarihçi
Mesnevinin ilk mısraı, yazarın biyografisi için kullanılan nadir tanıklıklardan biridir. "Heştâd u şeş", Farsça seksen altıdır. Emine Sonnur Özcan, bu beyti II. Bayezid'in Boğdan seferine çıktığı 889 (1484) yılına bağlar ve buradan Âşıkpaşazâde'nin doğumunu 1398'e götürür; ona göre bu tarih, eserdeki başka bir kayda dayanan 1400'e göre, yazarın Geyve'de tarih rivayetlerini dinlediği yıllar için daha makul bir yaş verir. Böylece mısra, hem şiirin hem de eserin ne zaman yazıldığını gösteren bir tarih kaydına dönüşür. Kaynakta açıklaması bulunmayan "sedde" kelimesi okunuşu belirsiz bırakır. "Yüz" demek olan Farsça "sad"dan gelen "sede" (yüzyıl) olarak okunursa mısra "bu yıl ve bu yüzyılda seksen altı" diye anlaşılır; bu okuma kesin değildir.
Bir Eserin Kendi Tanıtımı
Geri kalan beyitler, yazarın kendi işini anlattığı bir tanıtma parçasıdır. İhtiyar tarihçi önce tanıklığını öne sürer: dünyanın gazalarını çok görmüştür ve onları saymakla bitmez. Sonra yöntemini söyler: kendi devrinde olanları deftere geçirmiş, Osmanoğulları'nın soyunu Oğuz'dan gelen Gök Alp'a kadar geri götürmüştür. Dördüncü beyitte eserin adı neredeyse olduğu gibi geçer: "menâkıb-ı Âl-i 'Osmân". Özcan, eserin "Hâzâ menâkıb u tevârîh-i Âl-i 'Osmân" sözüyle başladığını belirtir ve bu beyitlerde okurun zihninde hanlar ve sultanlardan oluşan kusursuz bir gaziler topluluğu imgesi kurulduğunu söyler. "Guzât-ı kâmil ü han u sultân" mısraı tam olarak bunu yapar: sultanlar önce gazidir.
Şiirin dili tarihin nesrindeki gibi sadedir; süs yerine sayım, tanıklık ve amaç bildirimi öne çıkar. İçeriği bakımından parça, bütün esere yazılmış manzum bir önsöz gibi okunabilir.
Metin Üzerine
Metin, Özcan'ın makalesinden alınmıştır; Özcan onu Kemal Yavuz ile M. A. Yekta Saraç'ın 2003 tarihli neşrinin 320. sayfasından aktarır. Makalede beyitler iki sütun hâlinde dizilmiştir. İlk dört satırda sol ve sağ sütun bir beytin iki mısraını oluşturur; son iki satırda ise sütunlar kafiyeyle uyuşmaz. Burada son iki beyit kafiyelerine göre eşlenmiştir ("neslin / aslın", "ideyüm / ideyüm"). Sıra ve okuyuş, neşrin kendisi görülemediği için doğrulanamamıştır. Doğum tarihi üzerine tartışmanın bütünü ve yazarın hayatı için bkz. Âşıkî (Âşıkpaşazâde).
Kaynakça
- Emine Sonnur Özcan, "Âşıkpaşazâde Târihi'nde Osmanlı Hâkimiyet Söylemi ve Terminolojisi", OTAM, sy. 38, 2015, s. 141-156 (s. 143-146). https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2160438
- Âşık Paşazade, Osmanoğulları'nın Tarihi, haz. Kemal Yavuz, M. A. Yekta Saraç, İstanbul: K Kitaplığı, 2003, s. 320 (Özcan'ın aktarımından).
Çevrimiçi kaynaklar






