Âşıkpaşazâde, ilk Osmanlı tarihlerinden Tevârîh-i Âl-i Osmân'ın yazarıdır. Asıl adı kaynaklarda Derviş Ahmed ya da Pîr Ahmed Çelebi diye geçer; şiirlerinde "Âşıkî" mahlasını kullanmış, ama daha çok büyük dedesi Âşık Paşa'ya nispetle Âşıkpaşazâde diye tanınmıştır. Amasya sancağındaki Elvan Çelebi köyünde, dedelerinin zaviyesinin bulunduğu yerde doğmuş, Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'a göre Amasya'da yetişmiştir. Ömrünün sonunu İstanbul'da, kendi kurduğu zaviyede geçirmiş, seksen beş yaşını geçtikten sonra tarihini tamamlamıştır. Hüsameddin onu "şâir, müverrih bir zât" diye tanıtır ve şiirlerinin ve ilâhilerinin de bulunduğunu söyler. Bugün Âşıkî'nin şiiri dendiğinde elimizde olan, tarihinin içine serpiştirdiği manzum parçalardır.

Hüsameddin'in Kaydı

Amasya Tarihi'nin yedinci cildinde Pîr Ahmed adlı Amasyalılar sıralanırken Âşıkpaşazâde şöyle anılır:

Pîr Ahmed Çelebi-Âşık Paşazâde Amasya civârında Elvân Çelebi Tekkesi şeyhi Yahyâ Çelebi bin Süleyman Çelebi bin Abdurrahmân Çelebi bin Elvân Çelebi bin Alâeddîn Alî Âşık Paşa bin Muhlis Paşa bin Baba İlyâs Horasânî mahdûmudur. Âşıkî diye mahlas kabûl etmişdir. Elvân Çelebi nâhiyesinde doğdu. Amasya'da Gümüşlüzâde Pîr Abdurrahmân Çelebi'nin hücre-i terbiyesinde büyüdü. Ulemâ ve meşâyîhden ulûm ü me'ârif tahsîl edib sonra Saraclar şeyhi Pîr Sun'ullâh Halvetî'ye hizmet ederek halîfesi oldu. Pîr-i müşârün-ileyhin irtihâlinden sonra Hicâz'a gidip hâcc etdi. On yıl Mekke-i Mükerreme'de ve on yıl da Medîne-i Münevvere'de mücâveret ve Hicâz meşâyihinin enfâs-ı mübârekesinden istifâza ederek 867'de İstanbul'a geldi. Tarîk-i sûfiyyede kemâli zâhir olup Haydar civârında ba'zı ahbâbı kendisine bir hâne ve zâviye yaptırdı. 870 tarihinden i'tibâren hânesinde ikâmet ve zâviyesinde zikr ü tevhîde muvâzabet etdi. Ba'dehû erbâb-ı hayrın yardımıyla güzel ve kargir bir câmii şerîf yaptırdı. Zâviyesinde yıllarca inzivâ edib Sultân Bâyezîd-i Sânî asrında fevkalâde iştihâr etdi. Zâviyesi erkân-ı devletin ziyâret-gâhı olup 908'de dâr-ı kudse intikâl eyledi. Âlim, zâhid, halûk, âbid, Halvetî-meşreb, ehl-i kemâl idi. Mahdûmu Derviş Mehmed Çelebi kendisinden evvel vefât etdi. İki kızı olup birinci dâmâdı eş-Şeyh Abdullâtîf Çelebi sağlığında zâviyesi şeyhi olmuşdu. Vefâtında ikinci dâmâdı es-Seyyid eş-Şeyh Velâyet Çelebi yerine şeyh oldu. Pîr Ahmed Çelebi, şâir, müverrih bir zât olduğundan eş'âr ve ilâhiyyâtı bir de Birinci Sultân Osmân'dan i'tibâren Fâtîh Sultân Mehmed Hân'ın irtihâline kadar "Vakâyi-i Târihiyye"yi Türk diliyle yazmış olduğu tarihi vardır. Vefâtında doksan yaşına varmış bir pîr idi. İkametgâhı ceddi Âşık Paşa adıyla el-yevm meşhûrdur. Zâviyesi ittisâlindeki türbesinde medfûndur.

Bugün anlaşılacak biçimde söylenirse: Amasya yakınlarındaki Elvan Çelebi Tekkesi şeyhi Yahyâ Çelebi'nin oğludur; soyu Süleyman Çelebi, Abdurrahman Çelebi, Elvan Çelebi, Alâeddîn Ali Âşık Paşa ve Muhlis Paşa üzerinden Baba İlyas-ı Horasânî'ye çıkar. "Âşıkî" mahlasını almıştır. Elvan Çelebi nahiyesinde doğdu; Amasya'da Gümüşlüzâde Pîr Abdurrahman Çelebi'nin terbiyesinde büyüdü. Âlimlerden ve şeyhlerden ilim ve irfan edindi, sonra Saraçlar şeyhi Pîr Sun'ullah Halvetî'nin hizmetine girip halifesi oldu. Şeyhinin ölümünden sonra Hicaz'a gidip hacı oldu; on yıl Mekke'de, on yıl Medine'de kalıp Hicaz şeyhlerinin feyzinden yararlandıktan sonra 867'de İstanbul'a geldi. Tasavvuf yolundaki olgunluğu ortaya çıkınca Haydar semtinde bazı dostları ona bir ev ve zaviye yaptırdılar. 870'ten itibaren evinde oturup zaviyesinde zikre devam etti. Sonra hayır sahiplerinin yardımıyla güzel, kârgir bir cami yaptırdı. Zaviyesinde yıllarca inzivaya çekilip II. Bayezid devrinde çok ün kazandı; zaviyesi devlet ileri gelenlerinin ziyaret yeri oldu. 908'de öldü. Âlim, zahit, güzel huylu, âbid, Halvetî meşrepli, kemal ehli bir zattı. Oğlu Derviş Mehmed Çelebi kendisinden önce öldü. İki kızı vardı; birinci damadı Şeyh Abdüllatîf Çelebi o hayattayken zaviyenin şeyhi olmuştu, ölümünde ikinci damadı Seyyid Şeyh Velâyet Çelebi yerine geçti. Pîr Ahmed Çelebi şair ve tarihçi olduğu için şiirleri ve ilâhileri, bir de I. Osman'dan Fatih Sultan Mehmed'in ölümüne kadar olan olayları Türkçe yazdığı tarihi vardır. Öldüğünde doksan yaşına varmış bir ihtiyardı. Oturduğu yer bugün dedesi Âşık Paşa'nın adıyla anılır; zaviyesinin yanındaki türbesinde gömülüdür.

Hayatı ve Kaynakların Farkları

Âşıkpaşazâde'nin hayatı hakkında bilinenlerin çoğu, kendi tarihinde anlattıklarına dayanır. Abdülkadir Özcan'ın TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddesine göre, eserdeki bir ifadeye dayanarak 803 (1400) yılı dolaylarında doğduğu kabul edilir. Emine Sonnur Özcan ise eserin iki ayrı ipucu verdiğini gösterir: biri onun 816 (1413) yılında Geyve'de on üç yaşında bulunduğunu söyleyen kaydı, öteki II. Bayezid'in Boğdan seferine çıktığı 889 (1484) yılında seksen altı yaşında olduğunu söyleyen beytidir. İkincisi doğum tarihini 1398'e götürür.

TDV'nin anlattığı hayat, Hüsameddin'inkinden epey farklıdır. Ansiklopediye göre Âşıkpaşazâde küçük yaştan tekke çevresinde yetişmiş, çok gezmiş, gençliğinde Geyve'de Yahşi Fakih'in evinde kalmış, Fetret devrinin bazı olaylarına ve II. Murad ile Düzmece Mustafa arasındaki mücadeleye tanık olmuştur. Konya'da Sadreddin Konevî Zaviyesi'nde misafir kalmış ve Zeyniyye tarikatını Anadolu'ya getiren Şeyh Abdüllatîf el-Kudsî'den el almıştır. 1437'de hacca gitmiş, dönüşte Mısır'a uğramış, Üsküp'te Paşa Yiğitoğlu İshak Bey'in himayesinde kalmış, II. Murad'ın bazı seferlerine katılmış, 1457'de Edirne'deki şehzade sünneti şenliklerinde Fatih'ten ihsan görmüştür. 874'te (1469-70) kızı Râbia'yı müridi Şeyh Seyyid Velâyet'le evlendirmiştir. 1484'te tarihini tamamladığında seksen beş yaşlarındaydı ve bu tarihten sonra öldüğü kabul edilir; mezarı muhtemelen İstanbul'da Haydar mahallesinde, büyük dedesi adına yaptırdığı caminin hazîresindedir.

İki anlatı birkaç noktada birbirini tutmaz. Hüsameddin onun şeyhini Saraçlar şeyhi Pîr Sun'ullah Halvetî olarak verir; TDV ise Zeyniyye şeyhi Abdüllatîf el-Kudsî'den söz eder. Hüsameddin'in Hicaz'da geçirildiğini söylediği yirmi yıl ve 867'de İstanbul'a geliş, TDV'nin 1437 haccı ve ardından gelen Rumeli ve Edirne yıllarıyla uyuşmaz. Hüsameddin ölüm tarihini 908 (1502-03), yaşını doksan olarak verir; bu da doğumu 818 dolayına, yani TDV'nin verdiği tarihten on beş yıl kadar sonraya götürür. Damatlarından Seyyid Velâyet'in adı iki kaynakta ortaktır. Hüsameddin bilgilerinin kaynağını göstermez. Eserin kendisine dayanan TDV'nin kronolojisi daha sağlam görünür; Hüsameddin'in kaydı, ailenin ve Amasya'nın hatırasında kalanları yansıtıyor olabilir.

Amasya ile Bağı

Âşıkpaşazâde'nin Amasya ile bağı iki yerden gelir. Birincisi doğum yeridir: Elvan Çelebi köyü, onun zamanında Amasya sancağına bağlıydı. Bu köy, ailenin atası Elvan Çelebi'nin zaviyesinin bulunduğu yerdir; kaynaklar, yazarın doğum yerini "Amasya sancağı" sınırlarındaki Mecitözü kazasına bağlı Elvan Çelebi köyü olarak verir. İkincisi, Hüsameddin'in kaydettiği Amasya yıllarıdır. Ona göre Âşıkpaşazâde Amasya'da, Halvetî şeyhi Gümüşlüzâde Pîr Abdurrahman Çelebi'nin yanında yetişmiştir. Bu bilgi TDV maddesinde geçmez. Ailenin ve Âşık Paşa'nın şehirle bağı üzerine tartışmanın yeri, Âşık Paşa'nın kendi sayfasıdır.

Tevârîh-i Âl-i Osmân

Âşıkpaşazâde'yi tanınır kılan, hayatının sonlarına doğru yazdığı Osmanlı tarihidir. TDV'ye göre eserin Yıldırım Bayezid devrine kadar gelen kısmı Yahşi Fakih'in menâkıbnâmesinden, 1391 Macar savaşı Kara Timurtaş'ın oğlu Umur Bey'den, 1402 Ankara Savaşı da bu savaşta solak olarak bulunan birinden nakledilmiş; II. Murad ve Fatih dönemleri yazarın kendi gözlemlerine dayanır. Eser bablar hâlinde ve yer yer soru-cevap biçiminde düzenlenmiştir. Dili, devrinin konuşma diline yakın ve sadedir; orta tabakanın ve askerî zümrelerin okuması için bir halk destanı havasında yazılmıştır. Ondan fazla yazma nüshası bulunur; Âlî Bey (İstanbul 1332), Friedrich Giese (Leipzig 1929) ve Nihal Atsız (İstanbul 1949) tarafından yayımlanmıştır. Neşrî'nin Cihannümâ'sına kaynak olmuştur.

Hüsameddin, tarihin I. Osman'dan Fatih'in ölümüne kadar olan olayları anlattığını söyler. TDV, eserin çeşitli yazmalarında bitiş tarihinin farklı olduğunu ve yazarın yaşı düşünülürse 166. babdan sonraki kısımların başkaları tarafından eklenmiş olabileceğini belirtir.

Şiiri

Hüsameddin'in andığı "eş'âr ve ilâhiyyât", yani ayrı şiirler ve ilâhiler için bugün bilinen bir divan ya da mecmua kaydına rastlanmadı; taranan tezkirelerde de Âşıkî mahlaslı bir madde bulunamadı. Âşıkî'nin şiirinden elimizde olan, tarihin nesir anlatısının arasına yerleştirdiği manzum parçalardır. TDV, bu parçaların bir kısmının Ahmedî'nin İskendernâme'sinden alındığını ve edebî bir değeri olmadığını söyler. Emine Sonnur Özcan ise aynı beyitleri başka bir gözle okur: ona göre Osmanlı hâkimiyetini anlatan kavramlar, eserde büyük ölçüde yazarın manzum mısraları arasında yer alır; "Âl-i Osmân" ve "gazâ" kavramları da çoğunlukla bu manzum satırlarda geçer.

Tarihteki manzum parçaların hepsi, Kemal Yavuz ile M. A. Yekta Saraç'ın neşrine göre bu kategoride ayrı sayfalar olarak verilmiştir: dört mesnevi parçası ve iki yüze yakın manzume. Bunların ilki yazarın kendi yaşını söylediği mesnevi parçasıdır ve aidiyeti en açık olanıdır: "Ömrüm ki bu dem irişdi hadde / Heştâd u şeş bu yıl u sedde", yani ömrüm bu yıl seksen altıya ulaştı (Mesnevi 1). Öteki dördü Osmanlı beyliğinin kuruluş anlatısına bağlıdır: Osman Gazi'nin beyliğe seçilişinden sonra onu İslam kapısının anahtarı olarak öven "'Osmân" redifli manzume (Manzume 1), rüyası ve Şeyh Edebâlî'nin yorumunun ardından "oğlum" diye seslenen "senüñdür" redifli manzume (Manzume 2), İnegöl'ün fethini müjdeleyen üç beyit (Manzume 3) ve Karacahisar'da okunan ilk hutbe vesilesiyle söylenen ikinci "'Osmân" redifli manzume (Manzume 4). Hangi parçaların Âşıkî'nin kendisine, hangilerinin Ahmedî'ye ya da başka şairlere ait olduğu her parçanın sayfasında ayrıca ele alınmıştır; eserin son bâbları ile ek kısmındaki parçalar neşre göre büyük ihtimalle sonraki kalemlerin eklemesidir.

Ailesi

Hüsameddin'e göre oğlu Derviş Mehmed Çelebi babasından önce ölmüştür. İki kızından birinin eşi Şeyh Abdüllatîf Çelebi, Âşıkpaşazâde hayattayken zaviyenin şeyhi olmuş; onun ölümünden sonra yerine öteki damat Seyyid Velâyet Çelebi geçmiştir. Hüsameddin, Abdüllatîf Çelebi'nin Âşıkpaşazâde'nin kardeşi Mehmed Çelebi'nin oğlu olduğunu da ekler. TDV, Seyyid Velâyet'in Âşıkpaşazâde'nin müridi olduğunu ve 874'te kızı Râbia ile evlendiğini kaydeder. Elvan Çelebi soyunun öteki üyeleri de Âşık Paşa'nın biyografisinde sayılmıştır.

Kronoloji

1398-1400 dolayı: Elvan Çelebi köyünde doğar (eserdeki iki ayrı ipucuna göre; Hüsameddin'in verdiği ölüm yaşı 818 dolayını gösterir).

816 (1413): Geyve'de Yahşi Fakih'in evinde bulunur.

1437: Hacca gider (TDV).

1457: Edirne'deki şehzade sünneti şenliklerine katılır.

874 (1469-70): Kızı Râbia'yı Seyyid Velâyet ile evlendirir.

889 (1484): Seksen altı yaşında olduğunu söyler; tarihini bu yıllarda tamamlar.

908 (1502-03): Hüsameddin'e göre ölür; TDV ölümünü 1484'ten sonraya koyar.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar