Özgün Metin

Dırakola mutî' oldı bu hana
Dilemez kim boyana kendü kana
Ezel itdügi bedbahtlıga peşîmân
Özin mücrim bilüp geldi dîvâna
Suçın 'afv itdi anuñ bil Murâd Han
Mutî' ider cihânı bu yigâne

Günümüz Türkçesiyle

1. Drakul bu hana itaat etti; kendi kanına boyanmak istemez.

2. Ezelden yaptığı bedbahtlığa pişman, kendini suçlu bilip divana geldi.

3. Bil ki Murad Han onun suçunu affetti; bu eşsiz (han) dünyayı itaat ettirir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Dırakola

Murad kardeşiyle hesaplaşmak için İznik'e geldiğinde Eflakoğlu Dırakola, yani Drakul, yerinde durmamıştır; doksan ikinci bâb onun yaptıklarını anlatır. Drakul Silistre'den geçip çok yağma eder; gaziler de eksik kalmaz, çok kâfir kırarlar, ama bu kâfirlerin nifakı bitmez. Murad haberi alınca şöyle der: "Hele şimdi sefere gideyorurın. Ol mel'ûn her ne iş iderse yanına kalmaya." Kulu Firuz'a gazilerle fırsat buldukça geçip vilayeti vurmasını, ilini yakıp yıkmasını ve halkını esir etmesini emreder. Murad İsfendiyar seferinden dönünce Drakul kapıya gelir, iki oğlunu getirip hizmete bırakır, kendisi hünkârdan hil'at ve burma dülbend giyer ve harac vermeye razı olur.

Pişman Bir Bey

Drakul'un itaati ilk beyitte bir deyimle başlar: "Dilemez kim boyana kendü kana", yani kendi kanına boyanmak istemez; bu canlı söz hem savaştan kaçınmayı hem de canını kurtarma isteğini anlatır. İkinci beyit onu yaptığına pişman ve suçunu bilen biri olarak divana getirir. Üçüncü beyitte Murad onun suçunu affeder ve dünyayı itaat ettiren "yigâne", eşsiz bir hükümdar olarak anılır. Drakul'un oğullarını kapıya rehin olarak bırakması, ileride, Fatih döneminde, Eflak beylerinin Osmanlı sarayında yetişmesiyle sonuçlanacak bir uygulamanın erken bir örneğidir; eser yüz otuz altıncı bâbda Kazıklı Voyvoda'yı ve kardeşini anlatırken bu aileye geri dönecektir. Kafiye sözleri "-âna" sesinde birleşir: hana, kana, dîvâna, yigâne.

Kaynakça

  • Âşık Paşazade, Osmanoğulları'nın Tarihi, haz. Kemal Yavuz, M. A. Yekta Saraç, İstanbul: K Kitaplığı, 2003, s. 444 (çeviriyazı metin, bâb 92).