Özgün Metin
Yine bir dahı nakş bagladı 'aklı
Getürdi fikrine hem niçe naklı
Aradan götürür mihr ü mahabbet
Düze bir dahı düzen boza şekli
Kıyar işi vü dostı kardaşına
Dimez Hak'dan ne ola baña bezli
Günâh didükleri gelmez ögine
İdinür hôş temessük hâl-i cehli
Nizâm-ı 'âleme dir bu sebebdür
Kabâhat görmez özine o fi'li
Nazar itseñ bu fi'lüñ fâ'iline
Ezelden şöyle yazmış bunı Mevlî
Cihân müzd ü günâh-ılan yapıldı
İkisinüñ dahı ehli tapıldı
Kuruldı bu cihân hayme-i hâlî
Yine tizcek o haymeler dürüldi
Velî hayme kuran kāyimmakāmdur
Hezârân hayme kuruldı bozuldı
Bu eyvân kim görürsin iy karındaş
Kamu bir sâni'üñ sun'ı göründi
Günümüz Türkçesiyle
1. Akıl yine bir nakış bağladı; düşüncesine nice nakil getirdi.
2. Sevgiyi ve muhabbeti aradan kaldırır; bir düzen daha kurup şekli bozsun.
3. İşine ve dostu kardeşine kıyar; "Hak'tan bana ne bedel olacak" demez.
4. Günah denen şey aklına gelmez; cehalet hâlini hoş bir dayanak edinir.
5. "Âlemin nizamına bu sebeptir" der; o fiili kendine kabahat görmez.
6. Bu fiilin failine bakarsan, Mevla bunu ezelden böyle yazmış.
7. Dünya sevap ve günahla yapıldı; ikisinin de ehli bulundu.
8. Bu dünya boş bir çadır olarak kuruldu; o çadırlar yine çabucak dürüldü.
9. Ama çadırı kuran (Tanrı) yerini tutandır; binlerce çadır kuruldu, bozuldu.
10. Ey kardeş, gördüğün bu eyvan, hepsi bir yaratıcının sanatı olarak göründü.
Edebî ve Tarihî Yorum
"Beni Karındaşuma İltme"
Edirne'den çıkan Murad dokuzuncu günde İznik'tedir; seksen dokuzuncu bâb böyle başlar. Küçük Mustafa o sırada hamamdadır. Köse Mihaloğlu Mehmed Beg askerle hisarı kuşatır ve yalı kapısına sürer; şehir halkı kapıyı açar. Mihaloğlu içeri girince kapının iç yanında hazır bekleyen Taceddinoğlu onu mızrakla atından düşürür ve yattığı yerde yüreğinden bir daha vurur; Mihaloğlu'nun kulları da Taceddinoğlu'nu parça parça eder. Bu karışıklıkta Şarabdar İlyas Mustafa'yı kucağına alır. Mustafa sorar: "Hay lala, beni niçün tutarsın?" Lala "Seni karındaşuña iledürin" der. Mustafa yalvarır: "Beni karındaşuma iltme kim karındaşum baña kıyar." Lala susar ve onu hünkâra götürür; Murad onu görür görmez cellada buyurur. Mustafa Bursa'ya, babasının yanına gönderilir ve şeriata göre defnedilir.
Nizâm-ı Âlem
Eserin kardeş katli üzerine söylediği en uzun ve en düşündürücü söz on beyit tutar. İlk beş beyit kardeşine kıyan bir aklın portresini çizer: sevgiyi aradan kaldırır, yeni bir düzen kurmak için eski şekli bozar, günahı düşünmez, cehaletini bir dayanak edinir. Beşinci beyit, Osmanlı siyasetinin bu konudaki gerekçesini açıkça anar: "Nizâm-ı 'âleme dir bu sebebdür", yani bunu âlemin düzeni için yaptığını söyler ve fiili kendine kabahat görmez. Yazar bu gerekçeyi aktarır ama sahiplenmez. Altıncı beyitten sonra bakış değişir: failin arkasında ezelî bir yazı vardır; dünya sevap ve günahla yapılmıştır ve ikisinin de ehli vardır. Son üç beyit dünyayı kurulup bozulan çadırlara benzetir; çadırı kuran ise yerinde durandır. Böylece yazar, bir yandan kardeş katlini açıkça kınar, öte yandan onu da kendine özgü bir ilahî düzenin içinde görür. İki ayrı kafiye dizisi vardır: ilk altı beyit "-klı/-kli/-zli/-'li" sesleriyle, son dört beyit "-ldı/-ldi" ile kurulur.
Kaynakça
- Âşık Paşazade, Osmanoğulları'nın Tarihi, haz. Kemal Yavuz, M. A. Yekta Saraç, İstanbul: K Kitaplığı, 2003, s. 440-441 (çeviriyazı metin, bâb 89).






