Özgün Metin

Pâdişâhdan gerek 'atâ vü kerem
Meskeni dahı ola bâg-ı İrem
Harc ola milk ü mâl hazîneler
Sormaya kimseneye n'oldı direm
Bu hisâl cümle Âl-i 'Osmân'da
Mahsûsdur bu âle saña direm

Günümüz Türkçesiyle

1. Padişahtan bağış ve kerem gerekir; meskeni de İrem bağı olsun.

2. Mülk, mal ve hazineler harcansın; kimseye "dirhem ne oldu" diye sormasın.

3. Sana derim ki bu hasletlerin hepsi Osmanoğullarında, bu hanedana mahsustur.

Edebî ve Tarihî Yorum

Amasya'dan Elbistan'a

Kosova'dan dönen Murad, yüz yirminci bâbda Edirne'de tahtına oturur ve Halil Paşa'ya der: kızını çeyizleyip evlendirmiştir; şimdi oğlu Mehmed'i evlendirmek ister ve Dulkadıroğlu Süleyman Beg'in kızını almak istemektedir, çünkü "ol Türkmân bizüm-ile hayli togruluk ider." Halil Paşa onaylar. Yazar şunu kaydeder: "Hemân-dem Amasiyye'den Hızır Aga'nuñ hatunın göndürdiler." Hızır Ağa'nın hatunu Elbistan'a, Süleyman Beg'e varır. Süleyman Beg'in beş kızı vardır; beşini de getirtir. Hatun kızları görünce beğendiğinin elinden tutar ve iki gözünden öper; sonra hünkâra gelip Süleyman Beg'in itaatini ve kızın güzelliğini, huyunu anlatır. Murad kabul eder; Hızır Beg'in hatunu ile Rum ayanının hatunları yeniden gönderilir, gelin Edirne'ye getirilir. Hünkâr gelinin çeyizini görünce "Benüm töremde bu degüldür, hem azdur" der ve kendisi padişahlara layık bir çeyiz hazırlar; düğün yapılır, çevre padişahları davet edilir, ulemaya ve fukaraya sayısız ihsan dağıtılır.

Amasyalı Bir Hatunun Görevi

Bu bâbda Amasya, sarayın en hassas işlerinden birinde görünür: şehzade için gelin seçmek. Hızır Ağa'nın ailesi Amasya'da oturmaktadır; eserin ilerideki bir bâbında yer alan "Âsâr-ı Hızır Agaoglı Muhammed Paşa: Amasiyye'de bir 'imâret yapdı" kaydı da bu ailenin Amasya'daki yerini gösterir. Gelin seçimi için Amasya'dan bir hatunun gönderilmesi, şehrin Osmanlı hanedanı ile Rum ve Dulkadır bölgesi arasındaki ilişkilerdeki aracı konumunu da yansıtır. Beyitlerde ise düğünün asıl erdemi cömertliktir: padişahtan bağış ve kerem beklenir, malı hazineyi harcamalı ve "dirhem ne oldu" diye sormamalıdır. Üçüncü beyit bu hasletin Osmanoğullarına mahsus olduğunu söyler. Kafiye "-em" sesi üzerine kurulur: kerem, İrem, direm, direm.

Kaynakça

  • Âşık Paşazade, Osmanoğulları'nın Tarihi, haz. Kemal Yavuz, M. A. Yekta Saraç, İstanbul: K Kitaplığı, 2003, s. 482 (çeviriyazı metin, bâb 120).