Özgün Metin

Cihân nat'ına her kim nazar itdi
Hayâl oynamagına fikir itdi
Şehüñ öñine evvel sürdi baydak
Eli oyında göñlin hayrân itdi
Diledi baglaya fîlbend ü ferzin
Zi-ruhlar baglu kaldı tarh at itdi
Gözetdi mansıbalar ferzîn-ile
Felek tasına kim mühresin atdı
Bu nat'ı kim görürsin hôş döşenmiş
Hezârân şatranc-bâz geldi gitdi
Dilediler bu nat'ı zabt ideler
Cühûd-hânede anı şâh mât itdi
'Âşıkî yaz menâkıb-ı Âl-i 'Osmân
Ki bunlar her köyi bir Bagdad itdi
Gel iy 'âkil cihân alına kalma
Ki alı niçelere alın itdi

Günümüz Türkçesiyle

1. Dünyanın satranç tahtasına kim baktıysa, hayalin oyununu düşündü.

2. Şahın önüne önce piyadeyi sürdü; eli oyunda, gönlünü hayran etti.

3. Fili ve veziri bağlamak istedi; canlılar bağlı kaldı, (o) taşı attı.

4. Vezirle makamları gözetti; felek tasına zarını kim attı.

5. Güzelce döşenmiş gördüğün bu satranç tahtasına binlerce satranççı gelip gitti.

6. Bu tahtayı zapt etmek istediler; Yahudi hanede onu şah mat etti.

7. Âşıkî, Osmanoğullarının menkıbesini yaz; çünkü bunlar her köyü bir Bağdat etti.

8. Gel ey akıllı, dünyanın hilesine kalma; çünkü (o) hile nicelerini alt etti.

Edebî ve Tarihî Yorum

Hayırlı Âkıbet

Bir önceki manzumeden sonra yazar şöyle der: "Ve bu 'âlemde de maksûd olınan birkaç nesnedür: Ogul evermek ve kız çıkarmak ve dünyâdan âhirete yüz suyıla gitmekdür. İmdi bu nesne Sultân Murâd'a müyesser oldı." Murad oğlunu evlendirmiş, kız kardeşlerini çıkarmış, büyük düğünler yapmış, onları padişahzadelere vermiştir; âkıbeti de hayırlı olmuş, oğlu kendisinden sonra azametli bir padişah olmuştur. Bu cümlenin ardından satranç imgeleriyle kurulmuş uzun bir manzume gelir.

Dünya Satrancı

Sekiz beyitte bir satranç oyunu adım adım izlenir. "Nat'", satranç tahtasının serildiği deri örtüdür; "baydak" piyade, "fil" fil, "ferzîn" vezir, "şâh" şah, "mât" mattır. Oyuncu önce piyade sürer, sonra fili ve veziri bağlamak ister; ama "zi-ruhlar", yani canlılar, bağlı kalır. Dördüncü beyitte satrançtan tavlaya geçilir: felek tasına zar atılır. Beşinci beyitte binlerce oyuncunun bu tahtaya gelip gittiği söylenir; altıncı beyitte tahtayı zapt etmek isteyenler "Cühûd-hâne"de, yani sıkışık bir köşede, mat olur. Bu deyimin tam karşılığı neşirde açıklanmaz. Yedinci beyit satranç imgesinden çıkıp yazarın kendi işine döner: Osmanoğullarının menkıbesini yazmalıdır, çünkü onlar her köyü bir Bağdat etmiştir; yani gittikleri yeri bayındır kılmışlardır. Sekizinci beyitte "al", hile, kelimesi iki kez kullanılır: dünyanın hilesine kapılmamalı, çünkü o hile nicelerini alt etmiştir. Beyitler kendi içinde kafiyeli değildir, ama aynı fiil grubuyla ("itdi") ilerler; neşirde tek parça olarak verilmiştir.

Kaynakça

  • Âşık Paşazade, Osmanoğulları'nın Tarihi, haz. Kemal Yavuz, M. A. Yekta Saraç, İstanbul: K Kitaplığı, 2003, s. 482 (çeviriyazı metin, bâb 120).