Özgün Metin

Gel imdi ey musavver gevher-i pâk
Ki senüñ-çün olupdur hıtta-i hâk
Senüñdür meydân-ı eflâk-i âlem
İriş meydânuna sen cüstü çâlâk
Sebük-bâr olıban atuña bin gel
Karaman saçmak ister başına hâk
Gel ahîr sen i yâr Sultân Muhammed
Karaman gözine bir kuhl-i gûr çek
Karamanoglı yumurda basupdı
Togurdı karga kuzgun hâr u hâşâk
Harâm-zâlar togurdı ad virdi
Degül bunlar o neseblerde gerçek
Kimine Germiyân Aydın Teke dir
Yalandur Menteşelü dişi irkek

Günümüz Türkçesiyle

1. Gel şimdi, ey arı bir cevherden yaratılmış (olan); bu toprak ülke senin için olmuştur.

2. Gök kubbenin meydanı senindir; çevik ve atik, sen meydanına eriş.

3. Yükünü hafifletip atına bin, gel; Karaman başına toprak saçmak ister.

4. Gel artık, ey dost Sultan Muhammed; Karaman'ın gözüne bir kabir sürmesi çek.

5. Karamanoğlu yumurta basmıştı; karga, kuzgun, diken ve çerçöp doğurdu.

6. Haramzadeler doğurup ad verdi; bunlar o soylarda gerçek değildir.

7. Kimine Germiyan, Aydın, Teke der; Menteşeli dişi erkek (hepsi) yalandır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Devr-i Sultân Muhammed

Büyük harflerle basılmış "DEVR-İ SULTAN MUHAMMED" başlığı Fatih devrini açar; manzume bu başlığın hemen altında, bu kez "Nazm" ibaresi olmadan yer alır. Önce kısa bir nesir bulunur: Murad'ın saltanatı otuz bir yıl sürmüştür; yazar "bu ben 'Âşıkî Dervîş Ahmed her birini gördüm ve bildüm" diyerek bu dönemin tanığı olduğunu söyler. Murad 855 yılı Muharrem ayının başında ölür, Mehmed aynı ayın on altısında, bir perşembe günü tahta oturur. Ardından gelen manzume, Fatih'i bir çağrıyla karşılar.

Bir Çağrı ve Bir Hiciv

İlk dört beyit Mehmed'e seslenir: o arı bir cevherden yaratılmıştır, toprak ülke onun içindir, göklerin meydanı onundur. Üçüncü beyitte konu birden Karaman'a döner: Karaman Mehmed'in başına toprak saçmak ister. Dördüncü beyitte Mehmed'den Karaman'ın gözüne "kuhl-i gûr", kabir sürmesi çekmesi istenir; yani onu kör etmesi, ölüme göndermesi. Son üç beyit, eserin en ağır hicivlerindendir. Karamanoğlu "yumurta basmış" ve ondan karga, kuzgun, diken ve çerçöp çıkmıştır; çocuklarına ad vermiştir ama bunlar o soydan gerçekten değildir. Son beyitte Germiyan, Aydın, Teke ve Menteşe soyları da yalanlanır. Bu, Âşıkpaşazâde'nin Osmanlı'ya rakip Anadolu beyliklerinin meşruiyetini soy üzerinden reddetmesinin açık bir örneğidir. Eserin başka bir yerinde, Karaman ili yağmalandığında nesebi belirsiz çocukların doğduğunu söylemesi de bu hicivle bağlantılıdır. Kafiye sözleri pâk, hâk, çâlâk, hâk, çek, hâşâk, gerçek ve irkek'tir; ses "-âk" ile "-ek" arasında gidip gelir.

Kaynakça

  • Âşık Paşazade, Osmanoğulları'nın Tarihi, haz. Kemal Yavuz, M. A. Yekta Saraç, İstanbul: K Kitaplığı, 2003, s. 483 (çeviriyazı metin, bâb 120).