Özgün Metin

Cihanı ma'mûr iden 'adl-i hanlar
Ve'ger zulm itse hem dökile kanlar
Sebeb kodı bu hanı Hak cihana
Ki Hakk'a togrı gide cümle cânlar
Şerî'atüñ nizâmı han elinde
Kodı Hak kim ola şer'î beyânlar
Dîn ü dünyâñı ma'mûr olmaga bil
Sebebdür şer'i tuta cümle hanlar
Âşıkî yaz menâkıb Âl-i Osmân
Ki bu âle du'â ide 'ayânlar

Günümüz Türkçesiyle

1. Dünyayı mamur eden adil hanlardır; zulmederlerse kanlar da dökülür.

2. Hak bu hanı dünyaya sebep koydu ki bütün canlar Hakk'a doğru gitsin.

3. Şeriatın düzeni hanın elindedir; Hak (onu) şer'î hükümler olsun diye koydu.

4. Bil ki din ve dünyanın mamur olmasına sebep, bütün hanların şeriatı tutmasıdır.

5. Âşıkî, Osmanoğullarının menkıbesini yaz ki ileri gelenler bu hanedana dua etsin.

Edebî ve Tarihî Yorum

Mukataa

Fetihten sonra harap kalan İstanbul'un yeniden şenlendirilmesi, yüz yirmi üçüncü bâbın konusudur. Her vilayetten evler sürülüp İstanbul'a getirilir ve onlara mülk olarak evler verilir. Ama sonra "mukāta'a", yani bir kira konur; halk bundan kaçmaya başlar. Kula Şahin'in sözüyle mukataa bağışlanır. Sonra kâfir oğlu bir vezir, mukataayı yeniden getirir: halkın mülk yapmaktan el çekeceğini, şehrin yeniden harap olacağını ve sonunda "bizüm tâ'ifemüz elinde" kalacağını hesap etmektedir. Bir soru-cevapla bu vezirin kim olduğu söylenir: "İstanbol esîri Rûm Muhammed'dür kim soñra anı pâdişâh it gibi bogdurdı." Ardından Fatih'in İstanbul'da yaptırdıkları sayılır: sekiz medrese, ortada ulu bir cami, karşısında bir imaret, bir yanında darüşşifa, medreselerin ardında öğrenciler için tetimmeler; ayrıca Eyüp Ensari'nin üzerinde bir imaret, medrese, cami ve türbe.

Adil Han

Bu karışık bâbın sonunda Âşıkpaşazâde adil hükümdarı tanımlar. Dünyayı mamur eden adil hanlardır; zulmederlerse kan dökülür. Hak, hanı insanların Hakk'a yönelmesi için bir sebep olarak koymuştur; şeriatın düzeni onun elindedir. Dördüncü beyit din ve dünyanın bayındırlığını hanların şeriatı tutmasına bağlar. Yazar son beyitte kendi işini adlandırır: menkıbeleri yazmalıdır ki ileri gelenler bu hanedana dua etsin. Manzume, nesirdeki mukataa eleştirisinin hemen ardından gelince bir ölçü işlevi görür: zulüm, yani adaletsiz bir kira, şehri boşaltır; adalet ise şenlendirir. Beyit sonlarında hanlar, kanlar, cânlar, beyânlar, hanlar ve 'ayânlar dizilir; hepsi "-lar" ekiyle biter.

Kaynakça

  • Âşık Paşazade, Osmanoğulları'nın Tarihi, haz. Kemal Yavuz, M. A. Yekta Saraç, İstanbul: K Kitaplığı, 2003, s. 489 (çeviriyazı metin, bâb 123).