Özgün Metin
Zihi sultân ki hükmine müsahhar oldı 'âlemler
Cemî'i meddâhı anuñ melek ü cinn ü âdemler
Nazar itse kuru taşa o gevher kıymetin bulur
Ferah olur kamu 'âlem eser bulmaz dahı gamlar
Ayagı basdugı yirler misâl-i cennet olmışdur
Yüzin gören gedâyîler olurlar gark-ı in'âmlar
'Âşıkî nesl-i 'Osmân'uñ 'atâsı 'âleme toldı
'Acebdür kim ele gire o han devrindeki demler
Günümüz Türkçesiyle
1. Ne güzel sultan ki âlemler hükmüne boyun eğdi; melekler, cinler ve insanlar hep onun övücüsüdür.
2. Kuru taşa baksa (taş) o cevherin değerini bulur; bütün âlem ferahlar, gamlar artık iz bulmaz.
3. Ayağının bastığı yerler cennet gibi olmuştur; yüzünü gören yoksullar nimetlere gark olurlar.
4. Âşıkî, Osman neslinin bağışı âleme doldu; o hanın devrindeki demler (bir daha) ele geçer mi, şaşılacak şeydir.
Edebî ve Tarihî Yorum
Gece Baskını
Sebebi bir önceki bâbda anlatılan Eflak seferi, yüz otuz yedinci bâbda Tuna'nın geçilmesiyle başlar; padişah bir süre Eflak vilayetinde yürür. Bir gece bir yandan bir uğultu belirir; padişahın gazi kulları hazırdır ve bu uğultunun Kazıklı'nın askeri olduğunu görürler. Kazıklı bir gece baskını yapmak istemiştir. Gaziler düşmanı orduya yaklaşıp araya girene kadar bırakır, sonra öyle kırarlar ki yarısı kurtulamaz; sabaha kadar kırım sürer ve Kazıklı Voyvoda başını güçlükle kurtarır. Sabah olunca Ali Beg onun ardından gönderilir. Kazıklı ile gelen vilayet sipahileri toplanıp padişahın ayağına düşer ve kendilerini esir olarak teslim eder. Kazıklı'nın padişahın yanında hizmet eden küçük bir kardeşi vardır; padişah Eflak beyliğini ona verir, vilayetin beylerini ona teslim eder, yanına yoldaş koşar ve dönüp tahtına gelir. Tarih 866 (1461-62).
Kuru Taşa Bakış
Beyitler Fatih'i abartılı bir övgüyle anar. Âlemler hükmüne boyun eğmiş, melekler, cinler ve insanlar onu över olmuştur. İkinci beyit bir simya imgesi kullanır: kuru bir taşa baksa o taş cevher değeri bulur. Üçüncü beyitte ayağının bastığı yerler cennete döner, yüzünü gören yoksullar nimetlere gark olur. Bu beyitler, nesirde anlatılan zaferden çok hükümdarın cömertliği ve kutsallığı üzerinde durur. Son beyitte ise bir soru belirir: Osman neslinin bağışı âleme dolmuştur, ama o hanın devrindeki günler bir daha ele geçer mi. Bu mısra, yazarın eserini kaleme aldığı yıllarda Fatih devrini geride kalmış bir dönem olarak andığını düşündürür. Uzun vezinli mısralar 'âlemler, âdemler, gamlar, in'âmlar ve demler sözleriyle "-ler/-lar" ekinde biter.
Kaynakça
- Âşık Paşazade, Osmanoğulları'nın Tarihi, haz. Kemal Yavuz, M. A. Yekta Saraç, İstanbul: K Kitaplığı, 2003, s. 514 (çeviriyazı metin, bâb 137).






