Özgün Metin
Zi han kim 'âlemi itdi münevver
Ki anuñ tâli'-i sa'di musavver
Virânlar ma'mûr olur makdeminden
Yüzin gören halâs olur o gamdan
Bu hanuñ devleti dâyimâ a'lâ
Bunuñ kısmetidür her hayr ola
Bu âlüñdür kıyâmetde fazîlet
Bu hanuñ mahkûmıdur cümle millet
İlâhî bu âl üzre tâ kıyâmet
İre lütf u 'inâyetüñ hidâyet
Günümüz Türkçesiyle
1. Ne güzel han ki âlemi aydınlattı; onun mutlu talihi (açıkça) tasvir edilmiştir.
2. Virane yerler onun gelişiyle mamur olur; yüzünü gören o gamdan kurtulur.
3. Bu hanın devleti daima yücedir; her hayrın olması onun kısmetidir.
4. Kıyamette fazilet bu soyundur; bütün milletler bu hanın hükmü altındadır.
5. İlahi, kıyamete dek bu soyun üzerine lütfun, inayetin ve hidayetin erişsin.
Edebî ve Tarihî Yorum
Hisar Yağmadır
Eğriboz'un (Igrıboz) fethine giden yolda, yüz kırk üçüncü bâbda Mahmud Paşa'ya Gelibolu sancağı ve gemiler verilmiştir; padişah "Niyyet-i gazâ" diyerek karadan yürür, Mahmud Paşa denizden gider. Eğriboz'un önüne bir köprü döşenir; padişah karaya konar ve köprüden geçip karadan kuşatır, Mahmud Paşa denizden kuşatır. Her yandan toplar kurulur ve günlerce toplarla, oklarla savaşılır. Bir gün deniz yüzünde kâfir gemileri görünür; Eğriboz'a yardıma gelmişlerdir. Ama hisarın karadan ve denizden kuşatıldığını görünce şaşırıp kalırlar. Tam o sırada padişah emreder: "Hey gâziler, komañ, hisâr yagmadur." Gaziler hisara, önce Mahmud Paşa tarafından girer ve kale alınır. Üç gün gece gündüz yağma olur; çevredeki birkaç hisar da zapt edilir. Eğriboz bir sancaklık il olur; kiliseler mescide çevrilir, kâfirlerden kalan evler, gelip yerleşen Müslümanların mülkü olur, kadı ve sancakbeyi atanır. Yazar ekler: "Ol dahı dârü'l-küfr-iken dârü'l-İslâm oldı." Tarih 874 (1469-70).
Bir Dua
Övgü ışık ve bayındırlık imgeleriyle kurulur: âlemi aydınlatmıştır, talihinin mutluluğu açıktır, viraneler onun gelişiyle mamur olur, yüzünü gören gamdan kurtulur. Üçüncü ve dördüncü beyitler hanedanın devletini ve faziletini kıyamete dek uzatır: bütün milletler bu hanın hükmü altındadır. Son beyit bir duadır: Tanrı'nın lütfu, inayeti ve hidayeti kıyamete dek bu soyun üzerine erişsin. Biçimi de olağan değildir: ilk beyit kendi içinde kafiyelidir (münevver, musavver), sonraki beyitlerin her biri kendi kafiyesini taşır (makdeminden ve gamdan, a'lâ ve ola, fazîlet ve millet, kıyâmet ve hidâyet). Bu yapı onu bir mesneviye yaklaştırır; neşir onu tek bir parça olarak verir.
Kaynakça
- Âşık Paşazade, Osmanoğulları'nın Tarihi, haz. Kemal Yavuz, M. A. Yekta Saraç, İstanbul: K Kitaplığı, 2003, s. 525-526 (çeviriyazı metin, bâb 143).






