Özgün Metin

Bu resme kodı kānûnı 'Osmân
Ki şâkir ola andan Ganî Sübhân
Didi sultân ki Hak'dur milk anuñdur
Anuñdur virmek ü almag u dîvân
Arada biz bahâne olduk ancak
Bahâneden göründi halka bürhân
Cihâna di gelen kim bâkî kaldı
Kanı ol kim didi hanam ya sultân
Niçe gemileri gark itdi deryâ
Adı 'unsur nihâyetsüz bu 'ummân
Belürmez iz kârubânlar yitüpdür
Hemân bir ad kodı gitdi Süleymân
Sakın kim aduñ añup sögmesünler
Dilerseñ rahmet ide saña Gufrân
Cihânda çok nişân kodı gelenler
Nişânı 'adlı bedli kodı 'Osmân

Günümüz Türkçesiyle

1. Osman kanununu bu biçimde koydu ki Ganî ve Sübhân olan (Tanrı) ondan razı olsun.

2. Sultan dedi ki: Mülk Hak'kındır, onundur; vermek de almak da divan da onundur.

3. Biz arada ancak bir vesile olduk; bu vesileyle halka (Hakk'ın) delili göründü.

4. Söyle, dünyaya gelenlerden kim kalıcı oldu; "Hanım" ya da "sultanım" diyen nerede.

5. Deniz nice gemileri batırdı; bu ummanın unsuru sonsuzdur.

6. Kervanlar kaybolmuş, iz belirmiyor; Süleyman da yalnız bir ad bırakıp gitti.

7. Sakın adını anıp sövmesinler; dilersen Gafur (olan Tanrı) sana rahmet etsin.

8. Gelenler dünyada çok nişan bıraktı; Osman nişan olarak adaleti ve cömertliği bıraktı.

Edebî ve Tarihî Yorum

Bac Nedür?

Karacahisar'da kadı ve subaşı atanmış, pazar kurulmuş, hutbe Osman adına okunmuştur; on beşinci bâb bunun ardından halkın bir kanun istemesiyle başlar. Germiyan'dan biri gelir ve pazarın bacını, yani pazara gelen maldan alınan resmi kendisine satmasını ister. Osman "Bac nedür?" diye sorar; adam her gelen maldan akça aldığını, bunun töre olduğunu söyler. Osman "Tañrı buyrugı ve peygâmber kavlı mıdur veya ol begler kendülerinden mi itdiler?" diye sorar ve öfkelenir: herkesin kazandığı kendi mülküdür. Halk pazarı bekleyenlere bir şey verilmesi gerektiğini söyleyince yük getirip satana iki akça resim konur, satmayana hiçbir şey. Osman ayrıca verdiği tımarın sebepsiz alınmamasını, sahibinin ölümünde küçük bile olsa oğluna verilmesini emreder ve kanununu bozana, neslinden bu kanunu değiştirene beddua eder.

Kanundan Kalan Ad

Mülk Hakk'ındır, sultan yalnız bir vesiledir: kanunun dayanağı ilk üç beyitte böyle kurulur. Sözü söyleyen Osman olarak adlandırılmaz; mısralarda genel olarak "sultân" konuşur. Dördüncü beyitten itibaren şiir bir fânilik öğüdüne döner: batan gemiler, kaybolan kervanlar ve yalnız adı kalan Süleyman Peygamber. Son iki beyit bu öğüdü kanuna bağlar: adı sövülerek anılmamak isteyen adil olmalıdır; Osman'ın bıraktığı nişan da "'adl u bezl"dir. "-ân" sesi kafiyeyi bütün beyitler boyunca sürdürür (Sübhân, dîvân, bürhân, sultân, 'ummân, Süleymân, Gufrân); "'Osmân" redifi ise ilk ve son beyitte görünür. Yazarın kendi döneminde bu ölçünün, yani tımarın oğula geçmesinin ve pazar resminin hafifliğinin, sonraki padişahların uygulamalarına karşı bir ölçüt olarak anıldığı düşünülebilir; metin bunu açıkça söylemez.

Kaynakça

  • Âşık Paşazade, Osmanoğulları'nın Tarihi, haz. Kemal Yavuz, M. A. Yekta Saraç, İstanbul: K Kitaplığı, 2003, s. 341-342 (çeviriyazı metin, bâb 15).