Özgün Metin
Hemân kim pervâz itdi lâ-mekâna
Ne velvele düşer gör bu mekâna
Tolundı cân güneşi çün cihândan
Ziyâlar şu'lesi irdi ziyâna
Umaruz fazl-ı Yezdân ola zâyid
Niçe mürted kâfir gele îmâna
Günümüz Türkçesiyle
1. (O) mekânsızlığa uçar uçmaz, gör bu mekâna ne velvele düşer.
2. Can güneşi dünyadan batınca, ışıkların parıltısı ziyana erdi (söndü).
3. Umarız Yüce Tanrı'nın lütfu artar; nice mürted kâfir imana gelir.
Edebî ve Tarihî Yorum
Maldepe Çayırı
Fatih'in ölümü yüz elli beşinci bâbda kısa ve ölçülü bir dille anlatılır. Başlık tarihi verir: o sefer 886 yılında olmuştur. Fatih Safer ayının yirmi yedinci günü, bir cuma, İstanbul'dan göçüp denizi geçer; Anadolu'yu seyretmek için yola çıkmıştır. Birkaç konak yürür. Rebiülevvel'in dördüncü günü, bir perşembe, Maldepe çayırına konar. Yazar şöyle der: "Tamâm 'asr namâzı vaktinde fenâ sarâyını terk idüp bâkî sarâyına nakl itdi." Ölüm, eserde hükümdarlar için kullanılan "fena sarayından beka sarayına" göçme deyimiyle anlatılır. Bâbda ölümün sebebine ya da ayrıntılarına dair başka bir şey söylenmez.
Can Güneşi
Ölüm bir uçuş ve bir gün batımı imgesiyle karşılanır. İlk beyitte ruh "lâ-mekân"a, mekânsızlığa uçmuştur ve geride kalan mekâna bir velvele düşmüştür. İkinci beyit can güneşinin dünyadan battığını söyler; ışıkların parıltısı ziyana uğramış, sönmüştür. Bu, Fatih'i daha önceki manzumelerde güneşle anan övgülerin bir devamıdır: doğduğunda "bir kurs-ı gün" olarak karşılanan hükümdar, şimdi batan bir güneştir. Son beyit, yasın ardından bir umutla biter: Tanrı'nın lütfu artsın, nice mürted ve kâfir imana gelsin. Bu beyit, Fatih'in gazalarının ölümünden sonra da sürmesi dileğini taşır. Kafiyede lâ-mekâna ile mekâna yan yana gelir, mekânsızlık mekânla karşılaşır; dizi ziyâna ve îmâna ile tamamlanır.
Kaynakça
- Âşık Paşazade, Osmanoğulları'nın Tarihi, haz. Kemal Yavuz, M. A. Yekta Saraç, İstanbul: K Kitaplığı, 2003, s. 545 (çeviriyazı metin, bâb 155).






