Özgün Metin
Garazsuz söyleyenler Hak kelâmın
Kişiler var anuñ almaz selâmın
Adı câhil olur yâhûd günâhkâr
Sözi hak söyledügi-çün temâmın
Müzevvir olsa diñlerler sözini
İderler ya kādı ya halk imâmın
Ümîzdür Han Bâyezîd eyyâmında
Bula hem bu âlem şer'uñ nizâmın
'Âşıkî it beyân erbâb-ı hayrı
Ki vireler müsâfirüñ ta'âmın
Günümüz Türkçesiyle
1. Hakk'ın sözünü garazsız söyleyenler (vardır); onun selamını almayan kişiler de vardır.
2. Sözün tamamını hak olarak söylediği için adı cahil ya da günahkâr olur.
3. Müzevvir olsa sözünü dinlerler; onu ya kadı ya halkın imamı yaparlar.
4. Umarız Han Bayezid'in günlerinde bu âlem şeriatın düzenini bulur.
5. Âşıkî, hayır sahiplerine anlat ki misafirin yemeğini versinler.
Edebî ve Tarihî Yorum
İmaretlerin Kavgası
Yüz altmış yedinci bâbda yazara yine "İy dervîş" diye seslenilir: bu Osmanoğullarının yüce medreseleri ve imaretleri ahiret için midir? Cevap, imaretlerin yönetimine dair sert bir eleştiridir. Osmanoğulları kerametleri açık bir taifedir ve padişahlardan ne zuhur ederse vezirlerde görünür. Vezirlerin yanında mahrem kethüdaları vardır; bunlar ulemadan, fukaradan, avamdan ve cahillerden işittiklerini paşalara taşır, bazen batılı hak sanırlar. Bu yüzden düzen kurulamaz ve Osmanlı imaretlerinin kavgası eksik olmaz. İmaret yapanın muradı ahirette hayırdır; ama emin sanılan mütevelli kendi muradını yapar: gelen misafirin bazısına yemek verir, bazısına vermez, bazısını hiç kondurmaz. Bahaneleri de hazırdır: "ehl-i mansıbsın" ya da "bu şehirde başka bir imarete konmuşsun." Vezirler bunu öğrenince padişah emriyle bir müfettiş gönderilir; ama müfettiş de misafirin yemeğini keser, ocağın külünü satar, imaretin ekmeğini küçültür, hizmetlilerin nafakasını keser ve fazla akçeyi padişahın hazinesine koyar. Yazar hatırlatır: padişahlar bu hayratı ahiret için yapmıştır.
Garazsız Söz
Beyitler bu eleştiriyi dile getirenin hâline döner. Hakk'ın sözünü garazsız söyleyenler vardır, ama onların selamını almayanlar da vardır; hak söylediği için cahil ya da günahkâr diye anılır. Üçüncü beyit tersini gösterir: müzevvir, yani yalan söz taşıyan biri olsa sözünü dinlerler ve onu kadı ya da imam yaparlar. Bu beyit, nesirdeki kethüdaların batılı hak diye taşımasıyla bağlantılıdır. Dördüncü beyit bir umut taşır: Han Bayezid'in günlerinde bu âlem şeriatın düzenini bulsun. Son beyit yazara bir görev verir: hayır sahiplerine anlatmalıdır ki misafirin yemeğini versinler. Bu sert eleştirinin kime ait olduğu da kesin değildir: bâb, S nüshasında bulunmayan ve neşrin başka kalemlere bağladığı kısımdandır. Kelâmın, selâmın, temâmın, imâmın, nizâmın ve ta'âmın: altı kafiye "-âmın" sesinde buluşur.
Kaynakça
- Âşık Paşazade, Osmanoğulları'nın Tarihi, haz. Kemal Yavuz, M. A. Yekta Saraç, İstanbul: K Kitaplığı, 2003, s. 564-565 (çeviriyazı metin, bâb 167).






