Özgün Metin

Ne han kim dünyâdan 'adl-ıla gitdi
Ol 'ukbîde dahı bil tahta gitdi
Fenâ mülkinde sultân-ı 'âdil oldı
Bekâ mülkine mahbûb pâk gitdi

Günümüz Türkçesiyle

1. Hangi han dünyadan adaletle gittiyse, bil ki ahirette de tahta gitti.

2. Fena mülkünde adil sultan oldu; beka mülküne sevgili ve temiz olarak gitti.

Edebî ve Tarihî Yorum

Asıl Hazine

Mal üzerine kurulmuş dizinin son halkası kısa bir hikâyeyle gelir. Ariflerden birine sorarlar: "Pâdişâhlara hazîne gerek midür?" Arif "Bir asıl hazîne vardur, ol gerekdür" diye cevap verir. "Ne asıl hazinedir?" diye sorduklarında şöyle der: "Ri'âyalaruñ hayır du'âları pâdişâhlara hazînedür." Bu cevap, bâbın başından beri anlatılan örnekleri toplar: Yıldırım'ın hazinesini Timur yemiş, Sultan Ahmed'in hazinesi Dicle'nin dibinde kalmış, Mirza Şah ve Karamanoğlu İbrahim mal toplayıp telef olmuştur. Kalıcı olan hazine, halkın duasıdır.

İki Taht

Düşünce iki dünyaya uzatılır. Dünyadan adaletle giden han, ahirette de tahta gider. İkinci beyit bu iki mülkü karşılaştırır: fena mülkünde, yani geçici dünyada, adil bir sultan olmuş; beka mülküne, yani kalıcı âleme, sevgili ve temiz olarak gitmiştir. "Fenâ sarâyı" ve "bekâ sarâyı" deyimleri eserde hükümdarların ölümü anlatılırken sık kullanılır; burada aynı düşünce bir öğüt hâline gelir. Beyitlerin sade ve kısa yapısı, arifin cevabına uygun bir sonuç gibidir: uzun bir hazine anlatısının ardından adaletin kalıcılığı iki beyitle söylenir. Eklenti sayılan kısmın öbür parçaları gibi bu iki beyit de yazara ancak atfen bağlanabilir. İki beyit de "gitdi" ile biter.

Kaynakça

  • Âşık Paşazade, Osmanoğulları'nın Tarihi, haz. Kemal Yavuz, M. A. Yekta Saraç, İstanbul: K Kitaplığı, 2003, s. 569 (çeviriyazı metin, bâb 170).