Özgün Metin

'Ömür biñ yıldur aldanma zînhâr
Bu cihan pür-fitne ve çarh gaddâr
Kaçan magrûr olur 'âkil fenâya
Tomar dürüldi temâm oldı defter
Ecel yili eser key mihribândur
Bozup sanularuñ hem ider asgâr
Ne müşkil devre kalduñ 'Âşıkî sen
Giçer güz leşkeri gāziyi basar

Günümüz Türkçesiyle

1. Ömür bin yıl olsa da sakın aldanma; bu dünya fitne dolu, felek gaddardır.

2. Akıllı fenaya nasıl mağrur olur; tomar dürüldü, defter tamam oldu.

3. Ecel yeli eser, pek şefkatli görünür; sanılarını bozar ve küçültür.

4. Âşıkî, sen ne müşkül bir devirde kaldın; güz askeri geçer, gaziyi basar.

Edebî ve Tarihî Yorum

Hacı Bektaş Sorusu

Bâbın bu yerinde yazara bir soru daha sorulur: Hacı Bektaş'ı niçin anmamıştır? Cevap, onun Osmanoğullarından hiç kimseyle sohbet etmediğidir. Yazar Hacı Bektaş'ın Horasan'dan kardeşi Menteş ile birlikte Sivas'a, Baba İlyas'a geldiğini, oradan Kırşehir'e ve Kayseri'ye gittiğini, Menteş'in Sivas'ta şehit olduğunu ve Hacı Bektaş'ın Karaöyük'te gömüldüğünü anlatır. Rum'da dört taife sayılır: Gaziyân, Ahiyân, Abdalân ve Bâciyân-ı Rûm; Bâciyân-ı Rûm'un içinde Hatun Ana anılır. Ardından bir yanlış inanç düzeltilir: yeniçeri börkünün Hacı Bektaş'tan geldiği söylenir, ama yazar "Yalandur" der; bu börk Orhan zamanında Bilecik'te ortaya çıkmıştır. Bektaşilerin onu giymesinin sebebi Abdal Mûsâ'dır: Orhan zamanında gazaya gelmiş, bir yeniçeriden eski bir börk istemiş, eve onunla dönmüş ve "Buña elif dirler" demiştir. Son soru Hacı Bektaşoğlu Mahmud Çelebi'nin müritleri üzerinedir; cevap serttir: "Bengi ve zenkı, toplak ve tıplak ve şeytânî 'âdetler bunlarda çokdur." Bâb, Hacı Bektaş'ın Osmanoğullarıyla sohbet ettiğini söyleyenin yalan söylediği uyarısıyla biter. Tarih 861.

Güz Askeri

Bu tartışmalı bâbın ardından söz dünyanın geçiciliğine döner. Ömür bin yıl olsa da aldanmamak gerekir; dünya fitne dolu, felek gaddardır. İkinci beyit bir yazı imgesi kullanır: tomar dürülmüş, defter tamamlanmıştır. Üçüncü beyitte ecel yeli şefkatli görünerek eser ve insanın sanılarını bozar. Son beyit yazarın kendi devrine dair bir şikâyet taşır: Âşıkî müşkül bir devirde kalmıştır; güz askeri geçer ve gaziyi basar. Bu mısra, yaşlılığın ya da kötü zamanın gaziyi yenmesine bir benzetme olarak okunabilir. Bu bâb, eklenti izlenimi veren kısmın son halkasıdır; neşrin günümüz Türkçesi kısmı hemen ardından "EK" başlığını açar. Zînhâr, gaddâr, defter, asgâr ve basar kafiyeleri "-âr" ile "-er" arasında gidip gelir.

Kaynakça

  • Âşık Paşazade, Osmanoğulları'nın Tarihi, haz. Kemal Yavuz, M. A. Yekta Saraç, İstanbul: K Kitaplığı, 2003, s. 572 (çeviriyazı metin, bâb 170).