Özgün Metin
Bu dügün kim Murâd Han itdi kardaş
Yayıldı sofralar döküldi çok aş
Bir ay yinildi tamâm dürlü ni'met
Fakîr ü ganî vü hem yidi evbāş
'Alemlü hil'atin çok geydiler halk
Tonandı hep yalınçak rind ü kallâş
Kazan kaynadı çok koyun bişürdi
Öküz kebâbın ister oldı ferrâş
'Atâlar eyledi altun u akça
Hocalar gibi oldı cimri kulmâş
Rızâ buldı kamu bu halk-ı 'âlem
Melûl gitmedi halk olmadı savaş
Dügün kim eyledi o Gāzi Hünkâr
Yük-idi Âşıkî bil sükkeri baş
Du'â itdüm o demden bu güne dek
Ölinçe iderem du'âyı yoldaş
Günümüz Türkçesiyle
1. Kardeşim, Murad Han'ın yaptığı bu düğünde sofralar yayıldı, çok aş döküldü.
2. Tam bir ay türlü nimetler yenildi; fakir de zengin de ayaktakımı da yedi.
3. Halk alemli hil'atlerden çok giydi; çıplak rintler, sefiller hep giyindi.
4. Kazanlar kaynadı, çok koyun pişti; ferraş bile öküz kebabı ister oldu.
5. Altın ve akça bağışladı; cimri, kulmaş (sefiller) hocalar gibi oldu.
6. Dünya halkının hepsi razı oldu; halk melul gitmedi, kavga olmadı.
7. O Gazi Hünkâr'ın yaptığı düğünde, bil ki Âşıkî'nin yükü kelle şekeriydi.
8. O zamandan bugüne dek dua ettim; ölünceye kadar duayı yoldaş ederim.
Edebî ve Tarihî Yorum
Kütahya'dan Gelen Gelin
Murad Han oğlu Bayezid'i ellinci bâbda evlendirir. Germiyanoğlu'nun kızı istenir ve düğüne çevredeki bütün beylere davetçiler gönderilir: Karamanoğlu, Hamidoğlu, Menteşeoğlu, Saruhanoğlu, Kastamonu'da İsfendiyar ve Mısır sultanı. Elçiler iyi atlar, katar katar develer ve türlü acayip armağanlarla gelir; Mısır elçisi bütün elçilerin üstüne oturtulur. Sonra Evrenez Gazi'nin armağanları gelir: yüz kul ve yüz cariye, kimisinin elinde filori dolu gümüş tepsiler, kimisinin elinde altın tepsiler, kimisinin elinde gümüş maşrapalar ve işlemeli ibrikler. Elçiler bir kulun böyle armağanla gelmesine hayran kalır. Murad ise Evrenez'in kullarını ve cariyelerini elçilere, elçilerin getirdiği atları Evrenez'e dağıtır, kalanını ulemaya ve fukaraya verir.
Bir Şölenin Dökümü
Düğün beyitlerde bir sofra olarak görünür: bir ay süren yemek, kaynayan kazanlar, pişen koyunlar, öküz kebabı isteyen ferraş, giyindirilen yoksullar, altın ve akça. Fakir ile zengin, rint ile hoca aynı sofrada buluşur; bu, Âşıkpaşazâde'nin her yerde övdüğü "bezl", cömertlik erdeminin bir sahnesidir. Son iki beyit yazarın kendisine döner: o düğünde "Âşıkî'nin yükü kelle şekeriydi" ve o günden beri hanedana dua etmektedir. Bu sözlerin nasıl anlaşılacağı açık değildir. Bir sonraki bâbın sonunda düğünün ve Kütahya'nın verilişinin tarihi 783 (1381) olarak verilir; yazarın kendi verdiği yaş bilgisine göre ise o sırada henüz doğmamıştır. Beyit, ya düğünün bereketinden yazarın ailesine düşen bir payı, ya düğünü anlatırken kendisine düşen tatlı bir işi mecazla dile getirir; metin bu konuda bir açıklama yapmaz.
Kaynakça
- Âşık Paşazade, Osmanoğulları'nın Tarihi, haz. Kemal Yavuz, M. A. Yekta Saraç, İstanbul: K Kitaplığı, 2003, s. 386-387 (çeviriyazı metin, bâb 50).






