Özgün Metin

Gine biñ dürlü sûret dutdı 'âlem
Karış murış olısardur bu âdem
Yeñi sözler diyiserdür bu diller
Yiñi defter yazısardur bu kalem
Düzildi geldi vü şâdî melâmet
Ki her ferah yanında yoldaşı gam
Cihân nakşını nakkâş böyle yazdı
Nitekim dün ü gündüz olmadı kem
İrince ol Murâd Han murâda
Niçe nutk u nâtıklar oldı ebkem

Günümüz Türkçesiyle

1. Dünya yine bin türlü suret tuttu; bu insan (yine) karmakarışık olacak.

2. Bu diller yeni sözler söyleyecek; bu kalem yeni bir defter yazacak.

3. Sevinç de melamet de düzülüp geldi; çünkü her sevincin yanında yoldaşı gamdır.

4. Nakkaş dünyanın nakşını böyle yazdı; nitekim gece ve gündüz eksilmedi.

5. O Murad Han muradına erinceye kadar nice söz ve söz sahibi dilsiz oldu.

Edebî ve Tarihî Yorum

Saklanan Ölüm

Mehmed Çelebi Edirne'de ölür; sekseninci bâbın asıl konusu bu ölümün nasıl gizlendiğidir. Paşalar, Murad gelinceye kadar ölümün duyulmaması için tedbir alır: kapıda her gün divan kurulur, sancak ve tımar verilir, hekimler girip çıkar ve paşalardan ilaç için türlü otlar ister. Bu arada çaşnigirbaşı Elvan Beg'e ulak gönderilir. Bir gün silahdarlar paşaların üzerine yürür: "Pâdişâhumuz kanı, n'oldı, çıkmaz?" Hacı İvaz Paşa onları ertesi güne erteler. Yıldırım Han'ın hekimi olmuş, Acem'den gelmiş Gûrdüzen adlı bir hekim bir düzen kurar: ölünün arkasına bir oğlan oturtur ve bir hünerle ölünün eli hareket eder, ölü kendi eliyle sakalını sıvazlar. Hekim dülbendini yere vurup "pâdişâhuñ hôş olmasını engelliyorsunuz" der; ağalar padişahın sakalını sıvazladığını görüp dağılır. Ölüm kırk bir gün saklanır.

Dilsiz Kalan Söz

Beş beyit, bu sahnenin ardından gelen geçiş dönemine bakar. Dünya yeni bir suret almıştır; diller yeni sözler söyleyecek, kalem yeni bir defter yazacaktır. Üçüncü beyit sevinç ile gamı yan yana koyar: her ferahın yanında bir gam yoldaştır. Dördüncü beyitte dünya bir nakkaşın yazdığı bir nakış olarak düşünülür. Murad'ın tahta çıkışına beşinci beyitte işaret edilir: o muradına erinceye kadar nice söz söyleyen dilsiz kalmıştır. "Murâd Han" ile "murâd" arasında açık bir cinas vardır. Bu beyitlerde ölüm sahnesinin tuhaflığı, yani bir ölünün sakal sıvazlaması, hiç anılmaz; yazar dramı nesre bırakır, şiirde yalnız değişimin ağırlığını taşır. "-em/-am" sesi kafiyeyi taşır: 'âlem, âdem, kalem, gam, kem, ebkem.

Kaynakça

  • Âşık Paşazade, Osmanoğulları'nın Tarihi, haz. Kemal Yavuz, M. A. Yekta Saraç, İstanbul: K Kitaplığı, 2003, s. 431 (çeviriyazı metin, bâb 80).