Özgün Metin

Hırâmân geldiler mahbûbe Rûmlar
Gāziler göñli yandı sanki mumlar
Kaçan kim bâgça içre geldi bunlar
Gāziler didi melekdür ola bunlar
Yañagı gülgûn la'lîn dudaklar
O sîmîn sāk ol bîh zenahlar
Melek envârlu kızlar geldi cânlar
Ki gördi kulı oldı göñül ü cânlar
Çemen üzre çü servi seyr iderler
Göñüller kölgeye düşüp giderler
Hayâli kölgesi cân göñlüm aldı
Mu'anber zülfi bûyı 'aklum aldı
Nazarlar atar u gamzelü kızlar
Fidâ olur gören yigid ü pîrler
Dimāglar mest ider o müşk-bûlar
'Akıllar sayd ider o rûmî hûblar
Urumca söyler bize nâzlar eyler
Sanasın ney çalar çeng ü saz eyler
Bu resme gāziler bunları gördi
Han Orhan bunları guzzâta virdi
Bile evler mükellef nakd u cinsler
Virildi gāzilere oldı ünsler

Günümüz Türkçesiyle

1. Rum güzelleri salına salına geldiler; gazilerin gönlü mumlar gibi yandı.

2. Bunlar bahçenin içine geldiğinde gaziler "Bunlar melek olmalı" dediler.

3. Yanakları gül renginde, dudakları lal gibi; o gümüş baldırlar, o ayva gibi çeneler.

4. Melek nurlu kızlar geldi, canlar (geldi); gören gönüller ve canlar onlara kul oldu.

5. Çimen üzerinde selvi gibi salınırlar; gönüller (onların) gölgesine düşüp giderler.

6. Hayalinin gölgesi canımı gönlümü aldı; amber kokulu zülfünün kokusu aklımı aldı.

7. Bakışlar atar o gamzeli kızlar; gören genç de ihtiyar da onlara feda olur.

8. O misk kokulular beyinleri sarhoş eder; o Rum güzelleri akılları avlar.

9. Rumca konuşur, bize nazlar eder; sanki ney çalar, çeng ve saz çalar.

10. Gaziler onları bu şekilde gördü; Orhan Han da bunları gazilere verdi.

11. Donanımlı evler, para ve mal da birlikte gazilere verildi; ülfet doğdu.

Edebî ve Tarihî Yorum

İznik'in Teslimi

İznik'in alınışı otuz ikinci bâbın konusudur. Çevre çoktan Türklerin eline geçmiş, tımar erlerince tasarruf olunmaktadır; şehir halkı açlıktan bunalmıştır. Orhan bir gün şehrin önüne gelir; kâfirler güvendikleri birini gönderip "gidenümüz gide, turanumuz tura" şartıyla ahit isterler. Orhan kabul eder; yazara göre "Mürüvvet efdal gazâdur" demektedir ve bu mürüvvet nicelerinin Müslüman olmasına sebep olur. Tekfur İstanbul kapısından çıkarılır, Orhan Yenişehir kapısından girer ve Ebkülos denen güzel bir bahçeye götürülür. Şehrin halkı onu sanki padişahları ölmüş, oğlu tahta geçiyormuş gibi karşılar. Çok sayıda kadın gelir; Orhan erkeklerin nerede olduğunu sorar, kimi savaşta kimi açlıktan öldüğü söylenir. Orhan gazilere bu dul kadınları "Tañrı buyrugıyla" helallikle almalarını emreder ve evlenen gazilere şehrin evleri de verilir. Yazar ekler: hazır kadın ve ev varken kim kabul etmez, meğer ki çok ahmak ola.

Bir Güzeller Mesnevisi

Eserin en "edebî" parçalarından biri bu on bir beyittir. Divan şiirinin güzellik sözlüğü bir tarih sahnesine taşınır: gül yanak, lal dudak, gümüş baldır, ayva çene, selvi boy, misk ve amber kokulu zülf, gamze ve nazar. Mum ile yanan gönül, sevgilinin gölgesine düşen gönüller gibi bilinen mazmunlar da kullanılır. Dokuzuncu beyitte kadınların Rumca konuşması bir musikiye, ney, çeng ve saz sesine benzetilir; dilini anlamadığı bir konuşmayı anlatan şair, onu müzik olarak duyar. Beyitler mesnevi düzenindedir: her beyit kendi içinde kafiyelidir (Rûmlar/mumlar, bunlar/bunlar, dudaklar/zenahlar, iderler/giderler). Son iki beyit nesirdeki emre döner ve sahneyi bir yerleşim kararıyla kapatır. Bu parçanın bir fetih şehrindeki kadınları ganimet gibi sunan bakışı, eserin kendi döneminin gaza anlayışını olduğu gibi yansıtır.

Kaynakça

  • Âşık Paşazade, Osmanoğulları'nın Tarihi, haz. Kemal Yavuz, M. A. Yekta Saraç, İstanbul: K Kitaplığı, 2003, s. 367-368 (çeviriyazı metin, bâb 32).