Özgün Metin

Vezin: mefâîlün mefâîlün mefâîlün mefâîlün (hezec). Hezec kalıbı neşirden alınmamıştır; mısraları biz taktî ettik.

Yüzüñ gülzârı şevkinden gözüm havzı pür-âb olmış
İki gözüm kabağı seyr ider anda habâb olmış
Hevâ-yı ‘ışkuñ içre murg-i cânı sayd kılmağa
Ser-i zülfüñ anuñ çengâlidür zülfüñ ‘ukâb olmış
Kerâhetdür mey içmek diyü esrâra rızâ virdüñ
Hezâr ahsente sûfî haylice re’y-i savâb olmış
Rakîb-i seg uludı âsitân-ı yâra varaldan
Tenezzül eylemez ‘âşıklara ‘âlî-cenâb olmış
Kıyâmet kâmeti üzre şol âb-ı Kevser-i la‘lin
Görüp cân buldı ‘Avnî sanasan yevmü’l-hisâb olmış

Günümüz Türkçesiyle

1. Yüzünün gül bahçesine duyduğum arzudan gözümün havuzu suyla doldu; iki göz kapağım orada yüzüp kabarcık olmuş.

2. Aşkının havasında can kuşunu avlamak için zülfün bir kartal olmuş, zülfünün ucu da onun pençesidir.

3. Ey sofu, "şarap içmek mekruhtur" deyip gizliye (ya da esrara) razı oldun; bin aferin, pek isabetli bir görüş olmuş.

4. Köpek rakip sevgilinin eşiğine varalı büyüklendi (ya da uludu); âşıklara tenezzül etmez, yüce soylu olmuş.

5. Avnî, o kıyamet boyun üstündeki lâl dudağın Kevser suyunu görüp can buldu; sanki hesap günü gelmiş.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Beş beyitlik gazelde "olmış" redifi, sanki bir haber verir gibi, bir değişimin gerçekleşmiş olduğunu söyler: göz havuz olmuş, zülüf kartal olmuş, sofu isabetli, rakip yüce soylu olmuştur. Redifin önünde "pür-âb, habâb, 'ukâb, savâb, cenâb, hisâb" kelimeleri "-âb" sesinde kafiyelenir. Mısralar dörder "mefâîlün"den oluşan hezec kalıbındadır. Üçüncü beyitteki "ahsente" (aferin) kelimesi, Doğan'ın belirttiğine göre yazmada istinsah hatasıyla "ahsend" diye yazılmıştır.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla, gözyaşı imgesini bir bahçe havuzuna taşır. Sevgilinin yüzü bir gül bahçesidir; ona duyulan arzuyla göz bir havuz gibi suyla dolar. Göz kapakları bu havuzun yüzeyinde kabarcık gibi yüzer. "Kabak" kelimesi göz kapağı demektir; Doğan'a göre yüzme bilmeyenlerin batmamak için beline bağladığı kurutulmuş su kabağını ve ondan yapılan kadehi de hatırlatır; "seyr ider" (yüzer, gezinir) fiili bu çağrışımı güçlendirir.

İkinci beyitte "hevâ" hem hava hem aşk ve arzu demektir. Can kuşu aşkın havasında uçar, zülüf onu avlayan bir kartal, zülfün kıvrık ucu da kartalın çengel tırnaklarıdır. Divandaki birçok beyitte zülüf doğandır; burada daha iri ve acımasız bir yırtıcı, "'ukâb", seçilmiştir.

Üçüncü beyit divanın zahit ve sofu taşlamalarından biridir. Sofu, açıkça şarap içmenin mekruh olduğunu söyleyerek gizli içmeye razı olmuştur; Doğan'ın kaydettiği gibi "esrâr" hem gizlilik hem esrar demektir. Şairin "bin aferin" diye övmesi alaydır. Dördüncü beyitte rakip açıkça köpektir; eşiğe yerleştikten sonra "uludı", yani ululandı, büyüklendi. Doğan kelimenin köpeğin ulumasını da çağrıştırdığını ve şairin hakareti böylece katmerlendirdiğini söyler.

Makta, kıyamet ve Kevser kelimelerini bir arada kullanır. Sevgilinin boyu, gören âşıklar arasında kargaşa çıkardığı için "kıyâmet"tir; "kâmet" ile "kıyâmet" arasındaki köken bağı da beyitte işler. Dudak, cennette aktığına inanılan Kevser ırmağının suyudur. Kıyamet gününün bir adı da "yevmü'l-hisâb", hesap günüdür. Avnî bu boyun üstünde bu suyu görünce, kıyamette ölülerin dirilişi gibi, yeniden can bulmuştur.

Kaynakça

  • Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 31, s. 268-270 (yazma: Millet, Ali Emîrî Manzum 305, vr. 10b). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx

Çevrimiçi kaynaklar