Özgün Metin
Vezin: fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün (remel). Kalıbın adı neşirde geçmez, buradaki kayıt bize aittir.
Gözlerüm hâk-i der-i dildâr ile pür-nûrmış
Hâtırum zahm-ı firâk-ı yâr ile mesrûrmış
Hâne-i dil kim harâb olmış sanurdum ben anı
Ol cefâ mi‘mârınuñ tarhı-y-ile ma‘mûrmış
N’ola ser-gerdân olursa zerre-veş üftâdeler
Gün gibi ol meh-likânuñ şöhreti meşhûrmış
Kesret-i meyden sudâ‘ irüp nemâza çıkmadı
Zâhid-i hod-bîn bu ‘özriyle meger ma‘zûrmış
Her zemân ruhsârına hâil olur zülf-i siyâh
‘Avnîye göstermeyen gün ol şeb-i deycûrmış
Günümüz Türkçesiyle
1. Gözlerim sevgilinin kapısının toprağıyla nurlanmış; hatırım sevgiliden ayrılığın yarasıyla sevinçliymiş.
2. Gönül evini yıkılmış sanırdım; meğer o cefa mimarının çizdiği planla bayındır olmuş.
3. Düşkünler zerre gibi baş dönmesine tutulsa şaşılır mı? O ay yüzlünün şöhreti güneş gibi meşhurmuş.
4. Kendini beğenmiş zahit şarabın çokluğundan baş ağrısına tutulup namaza çıkmadı; meğer bu özrüyle mazurmuş.
5. Kara zülüf her zaman yanağına perde olur; Avnî'ye gün yüzü göstermeyen o karanlık geceymiş.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Divanın en bilinen gazellerinden biridir; Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'ndeki Avnî maddesi şairin şiirinden verdiği iki örnekten biri olarak bunu seçer. Redif, öğrenilen geçmiş zamanın "-mış" ekidir ve her beyit bir fark edişi anlatır: göz nurlanmış, gönül bayındır imiş, zahit mazur imiş, güneşi örten gece imiş. Kafiye "pür-nûr, mesrûr, ma'mûr, meşhûr, ma'zûr, deycûr" kelimelerinde "-ûr" sesindedir. Gazelin ölçüsü remeldir.
Anlam ve Söz Sanatları
Matlada sevgilinin eşiğinin toprağı göz için sürmedir; Sürmenin görme gücünü artırdığına inanılırdı, Doğan'ın hatırlattığı gibi. İkinci mısrada ayrılığın yarası hatırı sevindirir. Divan şiirinde göğüsteki kanlı yaralar şarapla dolu kadehe benzetilir; Doğan'ın bu notuyla yara, âşığı neşelendiren bir kadeh olur.
İkinci beyit aşkın mimarlığını anlatır. Âşık gönül evinin yıkıldığını sanmıştır; oysa cefa bir mimar gibi bu evi planlamış ve imar etmiştir. Doğan bu düşünceyi yirmi birinci gazelin "Işka dayandum" beytiyle ve Şeyh Gâlib'in "Gönül bir beyt-i ma'mûr u safâdır aşk mi'mârı" mısraıyla birlikte okur. Üçüncü beyit güneş ve zerre ilişkisine dayanır. Güneş ışığının huzmesinde uçuşan toz zerreleri, eski bir inanca göre güneşe doğru hareket eder; âşıklar da güneş gibi şöhreti her yere yayılmış sevgilinin etrafında başları dönmüş zerrelerdir.
Dördüncü beyit divanın zahide yönelik en ince alaylarından biridir. Yüzeyde kendini beğenmiş zahit çok şarap içmiş, baş ağrısına tutulmuş ve namaza çıkamamıştır; şair de bu özrü kabul eder görünür. Doğan "kesret-i mey" sözünü, şarabın çok içilmesinden çok, şarabın sözünün çok edilmesi olarak anlar: zahit içkiye karşı o kadar çok konuşmuştur ki sanki sarhoş olmuş gibi başı ağrımaktadır. Beyit aynı zamanda zahidin gizli gizli içtiği imasını da taşır. Makta yüz ile zülfü gündüz ile geceye benzetir: güneş gibi yüz kara zülfün arkasında kalmıştır ve Avnî'ye gün yüzü göstermeyen bu karanlık gecedir. "Gün yüzü göstermemek" deyimi, hem güneşi görememeyi hem de hiç mutlu olmamayı anlatır.
Kaynakça
- Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 33, s. 277-279 (yazma: Millet, Ali Emîrî Manzum 305, vr. 11a). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx
- Beyhan Kesik, "Avnî, Fâtih Sultân Mehmed, Sultân Mehmed-i Sânî, Sultân II. Mehmed", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, 2014 (güncelleme 2020). https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/avni-fatih-sultan-mehmed-sultan
Çevrimiçi kaynaklar






